Gecenin bir yarısında uyandı. Saatine baktı 02:45.Halbuki bu saatte pek uyanmazdı. Bir el boğazını sıkmıştı sanki. Kalktı, evin içinde dolaşmaya başladı. Birer birer odaları açtı, baktı bir ses bir gölge aradı. Bulamadı,kolundaki saatin tiktakları, içindeki çarpan kalbin dışında ses yoktu etrafta. Yatağına döndü, başucunda duran bardaktan bir yudum su aldı. Hala ürperiyordu. Neydi gecenin bu saatinde onu ürperten, tedirgin eden.Uyumaya çalıştı, bir o yana
bir bu yana. Olmuyordu, yastığıyla yaptığı kavga boşunaydı. Galip gelen gece oldu.

Başladı geceyle konuşmaya. Bulmuştu, az ötesindeydi işte… Melekler Şehri (CİTY OF ANGELS)… Camdan vuran ışık üzerinde harikalar yaratmış, tavanda renkli gölgeler oluşmuştu. Gülümsedi, bulmuştu işte. Açtı bilgisayarını, cd surucusune koydu ve film başladı.

Küçük Kız : Melekler rüzgarı hisseder mi?

Melek : Hisseder ama sizin hissettiğiniz anlamda değil.

Küçük Kız :Peki meleklerin kanatları var mıdır?

Melek : Evet küçük kızların

Küçük Kız : Rüzgarın dokunuşunu yüzümde hissedemedikten sonra kanatlar ne işe yarar.?

Melek : …………………

Düşündü , düşündü çok takılmıştı bu sozlere. Ne zaman Mavi’ yi düşünse, üzülse aklına gelir olmuştu. Tam da
o anda kulağında çok sevdiği nağmeler olmaz mı?(emilia Twist of fate) onun da öyküsü ilgicti. Bir filmden bir klibe gitmişti aklı. Kız melekdi yine, kanatları vardı üstelik. Sevgilisini görüyor, ona dokunmak istiyor, ama olmuyordu. Sevgili bir tüy buluyor, bakıyor geçiyordu. Melek kız ağlıyordu, o da rüzgarın dokunuşunu hissedemiyor, Melekler Şehri’ n de yaşıyordu.

“hay allah” dedi kendi kendine yine. Saatine baktı tekrar sanki zaman çok umurundaydı o an. ” Daha sabaha
çok var” dedi. Film devam ediyordu. Gözyaşları kendiliğinden akıyordu. Ruhunun ikizi olduğuna inanıyor ama
ona ulaşamıyordu. Bir yerlerde geceyken, bir yerlerde sabah oluyordu. “Kaderi zorlamamak lazım” dedi kendi
kendine. Kapattı bilgisayarı, kitabını aldı uzandı yatağına. Müziğini açtı, geceye , şiire daldı. Yeni güne yeni duygularla çoktan geçmişti.

Birden uyandı. Şaşırdı, çoktan sabah olmuştu. Elinde karışmış bir kitap, kulağında teki kalmış kulaklık. Kalktı telaşla yatağından. Öyle ya çok işi vardı. Koşuştururken gözüne telefon çarptı. Yanıp sönen iki işareti şaşırdı. Şaşkınlıkla açtı, mesajı dinledi.

– 02:45 biliyorum uyuyorsun. Bilmeni istedim. Melekler Şehrini izliyorum şu an. Keşke yanımda olsaydın. ”

– 03.15 Son kez rahatsız ediyorum. Az önce “twist of fate” dinledim. Seni düşündüm yine, İKİZİM İYİ OL, GÜL
OLUR MU?

Hayret etti kendi kendine. Gece şaşkınlıkla bakmayı unutmuştu. Ürperti oradaydı işte… Maviydi, geceydi, kaderi zorlamamıştı. Mavi onu yalnız bırakmamıştı. Nefesini tuttu, derin bir iç çekti. Ah dedi ah Mavi sen yok musun! Gündüz yaşayan gece melek olan.

Kapattı, fişini çekti telefonun. Giyindi, arabaya bindi, bastı gaza. Bir çıkış, ani fren sesi. Gülümsüyordu, oradaydı işte. Maviye bakıyordu ama olamazdı. Rüzgarı hissedemiyordu. döndü arkasına baktı, sadece iki tüy vardı. Gerçek olmuştu ağlıyordu MAVİ. Oysa o hala gülümsüyordu. Kulağında hala telesekreterdeki sesi vardı.

-İKİZİM İYİ OL, GÜL OLUR MU?