Sevgili Yeşim ile sosyal medyasını yürüttüğüm bir markanın ortak projesinde tanıştık. Proje oldu bitti ama bizim arkadaşlığımız çok şükür devam etti. Altını çizmek isterim ki bu sektörde aynı işi yapıp bir de üzerine arkadaş olmak herkese nasip olmaz. Ama Yeşim başka… Röportajda da okuyacaksınız zaten. Kadın kıskanmıyor. Kimsenin işinde gücünde gözü yok. Yeri geliyor beni arıyor “Seyit bir şey yapmak istiyorum bir önerin var mı?” diye soruyor. Yeri geliyor “Seyit bir marka var sosyal medyayla ilgileniyor bir görüş istersen” diyor. Ben de yeri geliyor arıyorum ve “Yeşim bir markam var bir inceler misin? Fikrini paylaşır mısın? Bana destek olur musun?” diyorum… Hoop Yeşim yanımda. Aklınızdan geçen para mevzusuyla ne Yeşim’in ne de benim işimiz yok bilinsin.☺ Çünkü isim vermeyeceğim tabi ki ama daha selam verince, röportaj teklif edince ne isteyeceğini şaşıran aç gözlü bir sektörün içindeyiz. Neyse!


Yine bir gün Yeşim’e rica ettim. Sosyal medya marka danışmanlığı yapmaya başladığım günden beri kendi bloğumu çok ihmal ettim. O da hep bana söyledi. “Yeter artık ortalık gerekli gereksiz blogger kaynıyor, yap şunu artık” dedi. Ben de peki madem öyle o zaman bu geri dönüşümü senin röportajınla yaparım dedim. Ve Yeşim yine yanımda… Kendisi ile Tribeca’nın Aqua Florya şubesinde denize karşı bir kahvaltıda buluştuk. Yanında büyük kızı Melis’te vardı. Hazırladığım soruların hepsi bir kenara atıldı. Çünkü biz röportaj değil iki arkadaş sohbete tutuştuk. Fotoğraflar çektik. Keyif kahvemizi içtik. Anlayacağınız muhteşem bir gün geçirdik. Hal böyle olunca da ortaya çok keyifli ve dobra dobra bir röportaj çıktı. Bu arada kendi sitesinde kendisi ile yapılan ilk röportajı. Ayrıca bu röportaj aynı anda iki farklı sitede yayınlanacak olması ile de bir ilke imza atıyor. E söz konusu Yeşim ise İLKLER DE ondan sorulacak tabi ki… Keyifli okumalar.

Yesimmutluistanbulunnefesi

Fotoğraf İstanbulunnefesi.com

Klişe bir soruyla başlayalım istedik. Yeşim Mutlu kimdir? Tanımayan kaldı mı?

Yeşim Mutlu bu! ☺ ☺ En sevmediğim soruyla başladınız. ☺ Tabi ki çok insan var, zaten herkesin bizi tanıması diye bir şey yok ama “Yeşim Mutlu uzun yıllarca sağlık sektörünce çalışmış, marka danışmanlığı yapmış kendi halinde bir fotoğrafçı aslında… Annelikle birlikte sosyal medyaya daha yoğunluk vermiş bir kadın. Şu anda da aktif olarak hayatını yazarak, fotoğraf çekerek ve paylaşarak kazanıyor” diyebiliriz.

Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz doğal olarak. Son dönemlerde de bazı göndermeler yapıyorsunuz. Yeşim Mutlu’nun dedikodusunu kim yapıyor niye yapıyor sizce?

Güzel soru. ☺ Aslında ben sosyal medyada her şeye güzel bakmaya çalışıyorum. Hep söyleriz ya yaptığınız iş taklit ediliyorsa demek ki başarmışsınız demektir. Ancak kötü paylaşımlar ve yaptığınız işlerin birebir aynısını yaptıkları zaman ister istemez rahatsız oluyorum. Genelde de kadınlar yapıyor ve etrafımda da çok kadın olduğu içi KADINLAR diyebiliriz.

Erkeklerden hiç kıskananlar oldu mu?

Yok. En azından bildiğim yok. ☺

Markalar sizi neden tercih ediyor?

Yaptığım işlerde hep en iyiyi yapmak istiyorum ve hep o doğrultuda çalışıyorum. İsmimi geri planda tutup o markayı öne çıkarmak için uğraşıyorum. Sözümün eriyim çok net bir şekilde. İnanmadığım bir projede asla yer almıyorum. Markaya değer katmaya çalışıyorum ve bunu yaparken markanın bakış açısı da benim için çok önemli. Marka gibi hissettiğim zaman onların adına daha rahat konuşabiliyorum. Bazı insanlar tek bir bloğu ile bu işi yaparken ben hem fotoğraf çekiyorum, hem içerik üretiyorum hem de dergilerde ve dijital alanlarda aktif bir şekilde çalışıyorum. Böyle olunca da markalar bir taşla birkaç kuş vuruyor gibi oluyorlar ve bu da markaların benimle çalışma sebeplerinden en önemlileri arasında yer alıyor.

Kendi sosyal medyanızı nasıl kullanıyorsunuz?

Tamamen kişisel kullanıyorum. Sadece Facebook sayfamı kurumsal kullanıyorum ama her fırsatta da dile getirdiğim gibi Facebook’u sevmiyorum. Facebook insanı değilim. İş dışında Facebook’u açmıyorum diyebilirim. Benim en yoğun olarak kullandığım platform son dönemlerde Snapchat. Instagram’da ki paylaşımlardan artık baygınlık geçiriyorum açıkçası. ☺ İş yapıyorsam İnstagram’ı vitrin olarak kullanıyorum. Kendi sosyal medyamı kendim yönettiğim için açıkçası mutluyum ve dışardan bakınca da düzgün bir sosyal medyam olduğunu düşünüyorum. Tabi ki sizlere sormak lazım☺

Bu kadar takipçiniz var ise ve bu kadar merak ediliyorsanız bir şeyler doğru gidiyor ve doğru yapıyorsunuzdur kesinlikle. ☺

Teşekkür ederim. ☺

Sizin sosyal medyada mutlaka takip ettiğiniz, mutlaka baktığınız hesaplar var mı?

Olmaz mı? Christian Louboutin’in ayakkabılarına bakıyorum. Ben aslında pek modayla ilgileniyor gibi görünmesem de modayı yakından takip ediyorum ve çok seviyorum. Konsept ve kurgu fotoğrafları olduğu için uzak duruyorum belki ama sıkı bir moda takipçisiyimdir ve bu yüzden de bütün markalar takibimde. ☺ Lifestyle bloggerları takip ediyorum. Özellikle fotoğrafçıları. Çünkü dünyaya da baktığınızda fotoğrafçılar benim gibi hem fotoğrafçılar hem de konuşmacılar. Ya da dergi çıkartıyorlar. Türkiye’den birkaç hesabı takip ediyorum onun dışında diğerleri hep dünya gündeminde olan hesaplar oluyor. Mesela Dolce Gabbana’ya her sabah keyifle bakıyorum. Bunun dışında Mert Alaş ( Mert&MARCUS ), ünlülerden ise Kardashian’ları takip ediyorum ve çok seviyorum. ☺

Markalardan sizi şaşırtan teklifler geliyor mu? “Yok artık” dediğiniz birkaç örneğiniz var mı? Ya da milyon örneğiniz mi var? ☺

Aslında bir tane değil bir sürü örneğim var. Hep söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim. İnanmadığım projelerde yer almıyorum. Ancak markalarında “parayı veririm istediğim yaptırırım” mantığı oluyor. Ancak ben yapmıyorum. Bu yüzden de birçok markayı şaşırttım. Büyük bütçelerle birçok işi reddettim. Bu da tamamen benim bakış açım ve duruşumla alakalı. Ben kimsenin satın alınabileceğini düşünmüyorum. Mesela birçok anneyle çalışan ama benimle çalışmayan bir mama markası var. Çünkü biliyor ki o teklifleriyle bana gelemeyecekler. Ancak bazen de bir arkadaşımın ricası üzerine o markanın yanında olabiliyorum. O zaman da şaşırıyorlar tabi. ☺ Markaları şaşırtabiliyorum açıkçası ☺ Özellikle kozmetik markalarıyla sıkıntım var. Hayvanlar üzerinde deney yapıyorsa, alkol içeriyorsa, paraben içeriyorsa asla yer almıyorum. Geçen yıl çok büyük bir portal 1 ay boyunca benimle çalışmak istedi. Birçok bloggerın koşarak gittiği büyük bütçeli bir işti. İçerik ve video paylaşmamı istediler ancak kabul etmedim. Ve “biz diğerleri ile çalışacağız siz kaybedersiniz” gibi bir yaklaşımda bulundular. Ancak “ben bir şey kaybetmem siz kaybedersiniz” cevabını aldılar. Birçok böyle örnek var maalesef.

SOSYAL MEDYADA GIYBET ÇOK VAR!

Peki bu yaklaşımınız biraz keyfe keder çalışmak mı? Yoksa bu sizin stratejiniz mi? Ya da tamamen doğal olmanızla mı alakalı?

Strateji olarak görmüyorum. Güven endeksi ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir duruşunuz olmalı. Hayata bakış açınızla sosyal medyada ki yaşantınız tutarlı olmalı. Düşünsenize “ben doğal yaşıyorum, organik besleniyorum” diyorsunuz sonra içeriği çok zararlı olan bir ürün paylaşıyorsunuz. Ben bunu yapamam. Kendime yapamam yani.

aslanysm

Fotoğraf instagram

Yeşim Mutlu dedikoduyu seviyor mu?

Gıybet lafının anlamını daha geçen yıl öğrenmiş bir kadın olarak siz anlayın artık ☺

Bu sektör mü öğretti peki size bunu?

Evet, kesinlikle bu sektör öğretti. Sosyal medyada gıybet çok var.

Gıybet medya” diye değiştirebiliriz.

Evet süper. Gıybet Medya.

İnsanlar genelde başarılı olduğu işleri yaparlar. Siz marka danışmanlığı yapıyorsunuz. Ancak aynı zamanda Yeşim Mutlu anne, bir eş, fotoğrafçı ve iyi bir marka danışmanı. Bunun artıları kadar eksileri de olduğunu düşünüyorum. Çünkü marka danışmanıyım deyip geçemiyorsunuz. Markanın vermek istediği mesaja hem anne olarak, hem bir eş olarak hem de bir fotoğrafçı olarak bakıyorsunuz. Bu sizin için zor olmuyor mu?

Çok zor. Zaten mükemmel olmak gibi bir takıntım var. Bu da Aslan-Terazi burçlarının etkisinden kaynaklanıyor. Aynı bakış açısında olmadığım insanlarla zaten çalışamıyorum. O yüzden şu an yaptığım işten mutluyum çünkü aynı pencereden bakabiliyoruz.

Sosyal medyada entegre bir bakış açım var. Buna 360 derece diyorum. Markayı yönetiyorsam o markayı hissetmem lazım. Hissedemediğim zaman zaten çalışamıyorum ancak hissettiğim zaman da tamamen bende ki her şey markaya da yansıyor.

Yeşim Mutlu nasıl bir anne peki? Bunu aslında Melis’e mi sorsak? ( Melis, Yeşim hanımın kızı)

Melis’e sorun gerçekten. ☺ Ben çocuklarımla çocuk olabilen bir anneyim aslında. Ancak son günlerde söylemlerimden dolayı falan daha sert bir anneye dönüştüğümü söylüyorlar. Bilmiyorum, dönüştüm mü? Mesela ufak kızım dün ablasına serzenişte bulunmuş. Sürekli Game Of Thrones izlediğimden dolayı rahatsız olduğunu dile getirmiş. Onlar benim sadece anne olmamı istiyorlar. Dizi izlememi istemiyorlar. Melis devreye giriyor ve: “hayır öyle bir şey istemiyorum daha ortası olsun istiyorum” dedi. ☺ Ama gerçekten bazen abartabiliyorum. Game of Thrones deli bir dizi gerçekten sarınca sarıyor insan. Onu bir kenara koyalım gerçekten iyi bir anne olduğumu düşünüyorum. Maya Su’da sürekli bana söyler “ iyi ki benim annemsin” diye. Çok bağımlılar bana ve ben de çok bağlıyım çocuklarıma. Onlarsız bir yaşam yok, düşünemiyorum. Birçok arkadaşım var çocuklarını hiçbir yere götürmeyen, tatillere yalnız çıkan ama bizde de hiç tek yapılan bir şey yok. Ben nereye çocuklar oraya, aksi düşünülemez. Çocukların planlarına uygun yaşıyorum ve zaman programımı da çocuklarıma göre yapıyorum.

Kendinize vakit ayırabiliyor musunuz? Ve neler yapıyorsunuz?

Ayırmak istiyorum aslında. Benim en büyük zevkim yazmak. Ama zorunlu olduğu zaman çok sıkılıyorum. Ama keyifle yazdığım yazılarım her zaman daha çok okunuyor. Fotoğraf çekerim. En büyük zevkim. Zaten işim, hobim. ☺ Kitap okurum. Aslında bunların hepsi zaten hayatımda hep olan şeyler. Dolayısıyla “özellikle şunu yapıyorum, bunu yapıyorum” diyemem. Her anımdan keyif alıyorum. Mesela şu an buradayız, çok keyifliyim ve bu benim kendime ayırdığım bir zaman işte. Ben anı yaşamaya çalışıyorum.

YSMkitap

Fotoğraf Yeşim Mutlu 🙂

Yeşim Mutlu’dan bir kitap sürprizi de gelecek.  Adı da çok ilginç ve keyifli… “Çakma Blogger” adlı bir kitap gerçekten olacak mı? Bu kitap için ne kadar bekleyeceğiz?

Evet olacak olacak. Kitabı bir anda yazmaya karar verdim. Hatta bir yayın evi ile görüşmek için arkadaşım “gidelim” dedi. Önce tabi bir yayın evi ile görüşmek lazım. Aklımda bir iki yayın evi var hatta başka biri de “benim yayın evimden çıkart” dedi ama “her gel benim yayın evimden çıkart” diyenle de o işler olmuyor. O yüzden daha ciddi bakmak lazım. Önce bir taslağına başlamam lazım ki görüşmelerimi de hızlandırayım. Doğmamış çocuğa don biçmek olmaz şimdi. ☺

Bu fikir sizi heyecanlandırıyor mu?

Heyecanlandırıyor elbette. Aslında ben sosyal medya yazılarımı bir kitap haline getirmeyi düşünüyordum. Çok da keyifli olacağını düşünüyorum. Ama bu “Çakma Blogger” bir anda geldi aklıma son dönemde yaşadığım olaylardan dolayı. Bu da çok keyifli olur diye düşündüm. Çünkü elimde çok veri var. Bu arada yazılmış, çizilmiş çok screenshot var. İsimleri değiştirerek yazmak çok keyifli olacak. ☺

Okuyanlar kendilerini anlayacak o zaman?

Ehh. Çünkü görmek isteyen görür biliyorsunuz. Bazen insanın yüzüne de söyleseniz anlamıyor.

Yorulduğunuz ya da “yeter be artık” dediğiniz oluyor mu?

Oluyor. Hem de çok oluyor.

Kimler dedirtiyor size bunu? Sizi bu meslekte en çok ne sıkıyor?

Blogerlar sıkıyor. Çünkü ne kadar uzak dursam da ne kadar karışmasam da ki 2012’den beri uzak duruyorum ama ne dertleri var bilmiyorum hala uğraşıyorlar. Neyse güzel bir şeyler yapıyorum demek ki. ☺

E başarı kıskanılır. Bizde de alkışlamak yoktur biliyorsunuz.

Evet maalesef.

kuklasureyyayesimmutlu

Fotoğraf Gül süral 🙂

İşini gerçekten iyi yaptığını düşündüğünüz gerçek bloggerlar var mı peki isimlerini verebileceğiniz?

Var tabi ki. İnternet annelerini beğeniyorum, melinasmom’u beğeniyorum. Anne bloggerlar arasında tabiki bunlar. Duygu Şenyürek moda da  çok başarılı. Onur Erol gayet başarılı… Yemek bloggerları arasında negezdik hesabını çok seviyorum. Kukla Süreyya’ya tapıyorum ve her fırsatta söylüyorum çok başarılı bir proje. İlk aklıma gelen bunlar oldu. Bahar Akıncı, Saffet Emre Tonguç var.  Bunlar zaten marka olmuş isimler. Bunlar da zaten benim gerçek hayatta da oturduğum kalktığım insanlar ve güzel işler yapıyorlar.

Beğenmediğiniz bir iş olduğu zaman tanıdığınız biri ise direk söyler misiniz?

Direk söylüyorum.

HER BAŞARILI ERKEĞİN ARKASINDA BİR KADIN VARSA, HER BAŞARILI KADININ ARKASINDA DA BİR SPONSOR VARDIR.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Bazen teşekkür ediyorlar. Bazen farklı algılıyorlar. Çok da üzen bir şey olmadı. Çünkü bazen belki blog yazmasına bile vesile olan ben olduğum için bir anne gözüyle bakıyorlar ve “Yeşim söylüyorsa doğru söylüyordur, bir anlamı vardır” diyorlar.

Bu kadar yoğun bir tempo içerisinde eşiniz size hiç “Yeşim yeter, bırak artık” diyor mu?

Sürekli diyor. ☺☺☺

Size ne hissettiriyor bu durum?

Bu konuda hiç anlaşamıyoruz. O hiçbir zaman istemedi sosyal medya insanı olmamı. 2005’den beri blog yazıyorum ve 2006’da evlendik biz. O zaman fotoğrafçıydım ve aslında hayatımı onunla da değiştirdim. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varsa her başarılı kadının arkasında da bir sponsor vardır.

Bu gayet samimi oldu. ☺

photographeryesimmutlu

Fotoğraf Yeşim Mutlu

Dergi yazılarınız da devam ediyor. Orada kriterleriniz nedir? Kimleri yazıyorsunuz? Teşekkür ediyorlar mı? Ben bu konuyu biraz bildiğim için soruyorum.

Bizde teşekkür edilmiyor. Çok nadir aradan çıkıyor ama zaten ben bunları önemsemiyorum. Çünkü zaten dergide, köşemde yer vereceğim kimseye önceden bilgi vermiyorum. Çoğu zaman görürse sürpriz oluyor görmese de benim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü ben zaten takip ettiğim ve sevdiğim hesapları yazıyorum. Samimi duygularımla yazıyorum. Nötrum o konuda. Ben keyif aldığım için yapıyorum dergileri de. Bu bana ne zaman zorunluluk haline gelirse hepsini birden bırakırım. Çünkü ben diğer insanlar gibi “her yerde görüneyim” derdi olan biri değilim.

Ufak bir gözdağı mıydı bu?

Yoo gözdağı değil aslında. Alışveriş etkileşimdir. Keyif almanız gerekir. Keyif almadığınız bir şeyi yapar mısınız? Zorunluluk haline gelir. Ben zorunluluk haline gelmesini istemiyorum. O stresi yaşamak istemiyorum.

Peki Yeşim Mutlu’nun başarısını samimiyetine bağlayabilir miyiz? Çünkü normalde insanlar birini yazarken öncesinde haber verir, “bak seni yazıyorum, artık bir şey gönderirsin” gibi taleplerde bulunur. Ancak siz kimseye haber vermediğinizi, gördükleri zaman sürpriz olduğunu söylüyorsunuz.

Aynen öyle kimseye haber vermiyorum. Ve cidden sürpriz oluyor. Bazıları görmüyorlar. Sadece Türkiye’den değil yurtdışından da paylaştıklarım oluyor. Bana DM’den teşekkür edilmesi bile yeterli oluyor. Mesela ürün göndermek istiyorlar, “sayfanızda paylaşır mısınız?” diyorlar. Ancak ben kullanmadığım ürünleri paylaşmıyorum. Zaten arayıp “beni de köşende yazar mısın?” diyenler o sayfalara giremiyorlar. ☺

Yani Yeşim Mutlu gerçekten beğendiği, gerçekten kullandığı ürünleri paylaşıyor. Birçok ürün gelmesine rağmen, paylaşmış olmak için paylaşımlar yapmıyorsunuz.

ASLA.

Şimdi hem İstanbul’un Nefesi hem de Yeşim Mutlu’nun sitesinde yayınlayacağımız bir röportaj gerçekleştirdiğimiz için biraz da İstanbul hakkında konuşalım istiyorum. Sizi takip eden biri olarak sizin bir Balat aşığı olduğunuzu düşünüyorum. Sizi Balat’a bu kadar çeken nedir?

Balat’ın bozulmamış olması ilk sebeplerimden biri. Balat bana Çanakkele’yi, Bozcaada’yı anımsatıyor. Benim küçüklüğüm tarihi bir binada, bir köşkte geçti. Balat’taki evler bana çocukluğumu hatırlatıyor ve çok hoşuma gidiyor oradaki evler. Benim zamanımda Balat bu kadar kalabalık değildi tabi ama hala bozulmamış insanlarla dolu. Çamaşırlar sokaklarda, insanlar dışarda rahatça oturabiliyor, merhaba dediğinizde size merhaba diyen bir sürü güzel insanlarla dolu. İstanbul’un biraz değişik nefesi aslında. Orası nefes alıyor…

İstanbul’da çok sevdiğiniz başka yerler var mı?

Eskiden Fenerbahçe caddede oturuyordum ve cadde benim vazgeçilmezimdi. Fenerbahçe’de Salaş vardı balıkçı barınağıydı ve şu an çok ünlü bir cafe oldu. Taksim’i, Galata’yı da çok severim. Kaybolmayı severim. Şehrin kalbi atan yerlerini seviyorum. Ama şu an beni Tarihi Yarımada kadar çeken başka bir yer yok aslına bakarsanız. Tarihi seven biri olarak İstanbul’un tarihi yerlerini de seviyorum.

İstanbul aşığı mısınız?

18 yaşımda geldim İstanbul’a ve evet aşığım İstanbul’a diyebilirim. Dünya İstanbul’a aşık iken bizim aşık olmamız biraz tuhaf olurdu sanırım. ☺ Herkes buraya gelmeye çalışırken biz burada yaşıyoruz. Kıymetini bilmemiz lazım.

İstanbul’u 3 kelime ile anlatabilir misiniz?

Büyülü. Aşık olunacak bir şehir ve yaşanılası bir şehir. Yaşam…

Son dönemlerde İstanbul hakkında çok da olumlu yorumlar gelmiyor, kalabalığından dolayı. Ancak biz de son dönemlerde hashtag olarak #güzelsinistanbul’u kullanıyoruz. Kalabalık da olsa güzel İstanbul.

İstanbul’da sürekli gittiğiniz, vazgeçemediğiniz mekanlar var mı?

Şua n olduğumuz yer mesela ve hangi şubesi olursa olsun seviyorum Tribeca’yı. Akbatı şubesi özellikle çok sık gittiğim bir yer. Lokasyon olarak Karaköy’e çok sık gidiyorum ama mekanlar değişiyor. Kahve mekanlarını seviyorum. Restoran olarak beni çok cezbeden yerler yok aslında. Evet keyif alıyorum ancak şaşırtan bir yer yok. Standarta dönüştü hepsi neredeyse.

İş hayatımda da hep 5 yıldız konseptinde yaşayan bir kadındım. Organizasyon yapınca en iyi imkanlar sunuluyor. Ancak bunların hepsini yaşadığım için benim için olmazsa olmaz diye bir şey yok. Beni şaşırtması için farklı bir bakış açısı olmalı. Farklı bakış açılarını seviyorum.

yesimmutlubalat

Fotoğraf Makyajdunyam.com / Balat Sokakları Mayıs 2016

EĞER YAPTIĞIM İŞ ZORUNLULUK HALİNE GELİRSE HER ŞEYİ BİR ANDA BIRAKABİLİRİM!

Müzikle aranız nasıl?

Çok değişiyor. Tarkan seviyorum. Sezen Aksu hayatımın kadını… Eğlenmek istediğimde Ajda dinliyorum. Bazı şeyleri de öğrenmek için de araba Joy Türk dinliyorum. Son zamanlarda da çok dalga geçtiğim bir şarkı var “Ayla Çelik , Bağdat. “ Kuaförde dinlerken duydum. Zaten Türkçe repertuarım kuaförde gelişiyor. Orada duyuyorum birçok şarkıyı. Şunu dinlemem bunu dinlemem diye bir durumum yok. Ama Coldplay çok severim. Eskiden daha çok rock seviyordum. Son iki seneden beri daha yormayan müziklere geçtim aslında. ☺ Yormayan müzikler dinliyorum. Eski şarkıları da çok seviyorum. TSM olmazsa olmaz tabi. Mesela şimdi Bozcaada için TSM albümü açılır, dinlenir, şarap içilir diyorum.

Çocuklar ne diyor bu TSM fikrine peki?

Zeki Müren’i öğrettim onlara. “Kim bu amca? Niye konuşuyor?” dediler. Sonra Maya Google’dan baktı, araştırdı.

Tepkileri nasıl? Size ne hissettiriyor? Bilmedikleri bir türü bir kişiyi onlara anlatıyorsunuz ve merak ediyorlar. Nasıl bir hissiyat?

Onlar çok seviyorlar. Yeni bir şey keşfediyorlar. Ve ben de onlardan öğreniyorum. William’ın Ego’su Mira’nın dans gösterisinin müziğiydi ve ben ondan önce dinlememiştim ama şimdi sürekli dinliyoruz. Fransızca şarkılar var, onlar keşfediyorlar ben de onların şarkılarını öğreniyorum ve aramızda keyifli bir alışveriş var oluyor. ☺

Dışardan bakıldığında birbirine bağlı bir aile görüyorum. Ama dejenere de olmamış çocuklar yetiştiriyorsunuz. Ben sizi yakinen de tanıdığım için biliyorum çocuklarınızın konuşmaları daha düzgün. O yeni jenarasyondaki ağız kaymaları yok. Bu sizinle mi alakalı? Yoksa doğuştan organik mi? ☺☺☺

Valla özel bir şey yapmadım aslında. Çocuklar her akşam kitap okuyorlar.

Siz de okuyorsunuz onlara tabi. ☺

Mira daha okumayı bilmediği için biz okuyoruz. Öğrendikten sonra da zaten her akşam yatmadan mutlaka kitap okuyorlar. Bir de siz evde İstanbul Türkçesi konuşuyorsanız çocuklarınız da İstanbul Türkçesini öğreniyor. Onun dışında yardımcılarımız da olsa evde çocuklarla ben ilgilendiğim için başka şiveler olmuyor evde. ☺

Melis devreye girip “bazen hızlı konuştuğun için yanlış konuşuyorsun” diye annesine tatlı bir göndermede bulunuyor.

Ben çok hızlı konuşuyorum. Bunu da söylüyorum, uyarıyorum beni durdurun diye. Çünkü bazen düşünüyorum ve söylediğimi sanıyorum ve “söyledim ya” diyorum. Hepsi “söylemedin anne” dedikleri zaman fark ediyorum. ☺ O kadar hızlı düşünüyorum ki bazen arada kaçıyor.

Çocuklarınızı dinleyen bir annesiniz.

Kesinlikle.

Eleştiriye de açıksınız?

Kesinlikle. Hemen kendimi değiştiriyorum. Akşam çok dizi izlediğimi söyledi kızım ve hemen gündeme alındı bu konu.

YSMistanbulunnefesi

Fotoğraf Melis Kösoğlu

Aslında kendi sitenizde kendinizle yapılan bir röportaj yayınlayacaksınız ve bu da bir ilk olacak. Melis’in de dediği gibi siz olsanız kendinize ne sorardınız? Ya da ne sorulmasını istersiniz?

“Sırada ne var?” derdim. Ben bile bilmiyorum ki. Hayatı akışa bırakmış bir haldeyim. Kırmızı bir listem var elbette. Fotoğraflamak istediğim şeyler var. Ama şunu gördüm hayatta siz ne kadar zorlarsanız zorlayın bazı şeyler olmuyor. Bazen de hiç ummadığınız anda bazı şeyler oluyor. O yüzden akışına bırakmak gerekiyor hayatı. Ben de kendime soruyorum işte arada “sırada ne var diye?”

Peki ne var sırada?

Bilmiyorum. Hep beraber göreceğiz.

Plan yapar mısınız?

Plan yapıyorum. Hayatımı kolaylaştıran da bir durum bu… Bu haftamız belli. Doğum, düğün, ölüm. Bu üç şey dışında planlarımı ertelemem. Hastalansam bile mutlaka giderim, sözlerimi tutan biriyimdir. Söz çok değerlidir benim için. İstanbul’da trafik yüzünden plan yapamıyorum tabi. ☺ Geleceğim dediğim saatte gidemeyince çok stres oluyorum. O anda da zaten herkese haber veririm “trafikteyim geciktim ama geliyorum” diye.

Siteniz yenilendi. Ondan bahsedelim biraz da. www.yesimmutlu.com’da neler var? Neler oluyor?

Bana dair her şey var. Ne yapıyorsam, ne hissediyorsam… Güncel ne yaşıyorsam yansıtıyorum. Bir gösteri ile ilgili olabiliyor, sağlıkla ilgili olabiliyor, yaptığım marka işbirlikleri olabiliyor ve tabi ki yazılarım oluyor. Aslında eskiden ysm blogdu ancak bunu tamamen değiştirdik. Ciddi değişiklikler yaptık ve 6 ay bir süreç verdim kendime. Çünkü aratılan kelimeler ve daha bir sürü şeyi sıfırladım ve insanlar da o verilere bakıp konuşmaya çalışıyorlar. Konuşsunlar. ☺ Aslında gerçekler öyle değil.

O verilere bakan kimler? Yani ben konuk yazarak olarak sitenizde yazımı paylaştığım için sizin genel anlamda neler paylaştığınıza ve yazısı yayınlanmış biri olarak ne kadar okunduğuma bakıyorum. Bunun dışında bir insanın başarısı ya da başarısızlığı neden birilerine bu kadar merak konusu oluyor?

Çünkü insanlar iş yapmak ve para kazanmak istiyorlar.

Siz mi engel oluyorsunuz?

Öyle düşünüyorlar. Ama aksine ben hiç bir işin peşinden koşmuyorum ve hiçbir proje için o kapıyı ben çalmıyorum. Projeler kendiliğinden oluyor. Dolayısıyla da bunu da hep söylüyorum olacaksa zaten oluyor.  Yoksa orada onu yazmışım burada bunu yazmışım gibi şeylerin bir önemi yok. Ben zaten ilk başta kendim için yazıyorum ve hepsi de orta da. Hepsi de çok okunuyor…

Peki “Yeşim’in yazıları okunmuyor, beğenileri düştü” diyenlere söyleyecek bir şeyiniz var mı?

Evet var. Geçen bir arkadaşım söyledi “Küçük Yeşim olmaktan vazgeçsinler. ☺☺”

çok da hoşuma gitti. Ona da teşekkür ediyorum.

Peki sinirlenmiyor musunuz? İnsana gelir ya arada?

Benim sinirim 10 dakika sürüyor. Onu da twittera yazıyorum ve geçiyor. ☺ Twitter rahatlama yeri. Ayrıca son 3 seneden beri kötü enerji yayanları hayatımdan çıkarıyorum ve rahatlıyorum. ☺ Uzun yıllardır görüştüğüm biri dahi olsa arkadaşım da dahi olsa negatif enerji aldığım insanları hayatımdan çıkarıyorum. Konuşuyorum baktım olmuyor unfollow diye de bir şey var yani. ☺ Kötü enerjiyi de biriktirmemek gerekiyor sonuçta.

İşinize engel olmaya çalışanlar var mı?

Valla bilmiyorum. Varsa da onlar biliyorlar. Açıkçası hiç de ilgilenmiyorum. İsteyen istediğini yapsın çünkü herkes kalbinin ekmeğini yer. Beni kimin ne yaptığı ne kazandığı inanın hiç ilgilendirmiyor. Ben daha çok nasıl daha iyi yazarım, nasıl daha iyi fotoğraf çekebilirim, çocuklarımla neler yapabilirim bunları düşünüyorum.

Sizlerin gördüğü ve birçok kişinin katıldığı tüm davetlere çağırılıyorum ancak gitmiyorum. Geçen mesela bir müze kampı oldu ve günlerce konuştuk ama çocuklarımın güvenliği açısından orada olmak istemedim. “Hayır” dedim. Zaten sosyal medyada çocuklarımı öne çıkaran bir anne değilim. Sadece özel günlerini paylaşıyorum ve bunu da yaparken çocuklarımın izni dahilinde yapıyorum.

Bekar ve çocuksuz bir Yeşim Mutlu olsaydınız nasıl olurdunuz? Çünkü bildiğim kadarıyla akşam davetlerinin hiçbirine katılmıyorsunuz.?

Dünyayı gezen bir blogger olurdum o zaman. Dünyayı gezerdim. Hep de söylüyorum; “belli bir yaştan sonra dünyayı gezmek istiyorum” diye. Afrika, Kenya, Kutuplar’da dahi olabilirdim. ☺

O zaman iyi ki evli ve çocuklusunuz.

Önümüzdeki 10 yılın programı hazır mı? Hedefler belli mi?

Hiç yok açıkçası. Ben 28-29 yaşında sonrayı planlamayı bıraktım. Eşim de en çok bundan şikâyetçi. Hayatın ne zaman ne getireceği hiç belli olmuyor. Kariyerimde güzel işlere imza attım ve inanın hiç birini hedef koyarak yapmadım. Evet, hedef koymak güzel bir şeydir ancak şartlar sizi nereye götürürse siz oraya gitmelisinizdir. Bunu hiç kaçırmamak lazım…

Son olarak hem www.yesimmutlu.com hem de www.istanbulunnefesi.com okurları için neler söylemek istersiniz?

İstanbul’un Nefesi için İstanbul gerçekten muazzam bir şehir, senin gibi İstanbul’a değer katan insanların olduğu bir şehir. Tadını çıkarsınlar ve kötü tarafına bakmasınlar. www.yesimmutlu.com için ise bugüne kadar takip edip beğendikleri için teşekkür ediyorum. Bundan sonra neler yaşayacağız neler olacak hep beraber görelim diyorum. Ben de merak ediyorum hayatımı.

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

Seyit Aydoğan

YSM’in notu: Bu röportaj için Seyit’e ne kadar teşekkür etsem az. Vallahi ses kaydını deşifre etmek bile günlerini aldı ama ne konuştuysak yazmış.  Sansürsüz, kesmeden hepsi burada. Sayfama beklerim 🙂