Hayal defterim sana nasıl teşekkür edeceğim ben. Kendimi bildim bileli okuduğum gazetenin şimdi yazmayan yazarını 30 yaş projesi için fotoğraflayacağım. Zaten bu kitap çok ses getirecek ben buna inanıyorum. Bu kadar özel insan bir arada olsun. Geleceğe, geçmişe dair neler var içinde. Benim fotoğraflarım an-ı’dan ibaret.

Haftasonu çekim haberini almıştım sevgili Ebru Çavdar’dan. Tüm çekimleri benim takvimime göre titizlikle planlıyor. Babasının da ekonomist-yazar olması sanırım bu çalışma şekline fazlasıyla yansımış.

Cüneyt Ülsever ile yapacağım çekimin bilgisini verdiğin de ilk kez bir telefonda eklemişti mailine. Genel de çekime giderken yoldan onu arar ve yol vb bulamazsam ancak telefon numaralarını verir. Bazı kişiler böyle tercih ediyor ve ben saygı duyuyorum. Cüneyt Bey’i arayarak saati ikimizin organize edeceğini söyledi. A dedim süper . Çekimi dün için planlamıştık ama kısmet bugüneymiş. Cüneyt Bey’i dün aradığım da bana “Rasathane’yi biliyor musun?” dedi. Bulurum dedim . Netice de benim iç seslerim hep doğru yollara götürdü bugüne kadar.

İşte her zaman ki gibi buluşma saatinden önce düştüm yollara. Titizimdir ben bu saat meselelerine… Tam yaklaştığımı düşündüğüm yerde aradım ooo dedi daha 500 metreden fazla var. Buluşmaya 2 dk 🙂 Eyvah geciktim moduna o anda… Harika bir yol tarifi yaptı ve telefonda … Tarif üzerine elimle koymuş gibi buldum. Beyaz Hanım karşıladı beni kapıda. Pamuk mu pamuk muhteşem bir kedi. Kedili evlere bayılırım ben… Nar Hanım ofisine buyur etti. Az önce ki yol endişem yerini strese bıraktı. Gecikmenin verdiği stres aşmam gereken bir durum aslında. Aşacağım kendime söz.

Cüneyt Bey’in ofisi muhteşem manzaraya sahip insanların hani bu manzaraya bakınca yaşlanmaz dediği bir güzellikte. Cüneyt Bey ise bir o kadar sıcak, samimi, ve harika enerji. “Neden soluk soluğasın diyor ” Heyecanlıyım çünkü sevdiğim yazarlar ile tanışmak her zaman kısmet değil.

Boğaz manzarası eşliğinde sohbet ediyoruz sıcacık çay eşliğinde. Öncesinde soluklanmam için bana su veriyor Cüneyt Bey ev sahipliği ile. Çocuklardan bahsediyoruz. Çok yakında Göktürk’e geldiğini anlatıyor. Ben de Göktürk hakkında kısa bilgiler anlatıyorum kendisine. Bu kadar orman içinde bir yerin bu kadar beton yığını olmasından , çocuklar ve yaşlılar ve bizler için park, dinlenme yeri, yürüyüş parkuru olmamasından konuşuyoruz. Aslında her şeyden konuşuyoruz biz. Sergimden, Osmanlı’nın uzun yıllar yerleşim yeri olarak Anadolu Yakası’nı kullanmadığından Osmanlı’nın mesire  yeri olarak çok sonra kullanmaya başladığından, ilk mezarlığın Çengelköy’de yapılmış olmasından , Boğaz’ görünümünün değiştirilemez olması  kanununa kadar bana bir çok detay anlatıyor. Öyle şanslıyım ki kendisini dinlemek şiir gibi. Yaşadığımız farklı anılar ve hayat akıyor gözlerimizin önünden.

Fotoğraf çekiminde ise çok rahatım. O da çok rahat ve gülüyoruz çekim yaparken. Photoshop esprisi yapıyoruz. Benim bu konu da ne kadar acemi olduğumu anlatıyorum yeni yeni öğrendiğimden.

Kitabın çekimi bitince bana kendi kitaplarını imzalayarak hediye ediyor. Nasıl mutluyum anlatamam. Okudum diyemiyorum çünkü çok ayıp hem onlar imzalı değil ki:)

YSM pozundan, blogdan bahsediyorum. Tabiki diyor çekelim sen nerede istersen. Kitaplıkları oldum olası çok severim ve evimin bir parçası. Muazzam kitaplığının önünde hatıra fotoğrafımızı çekiyor Nar Hanım. Sonra daha yukarı çıkarken gözüme çarpan o siyah beyaz fotoğrafların önünde fotoğraflayıp veda ediyorum Cüneyt Beye… Evin kapısına kadar uğurluyor beni yine mahcup ederek…

Çok teşekkür ederim Cüneyt Bey, eksik olmayın hiç hayatımızdan. Hepimizin cesur yüreklere umudu hala var…

YSM-şanslı, heyecanlı…