Kuş cıvıltıları içinde günlük güneşlik bir günün ortasında en derin düşüncelere dalmış Buda Rahipleri gibiyim. Bir elimde yalnızlık diğer elimde yokluğun. Havuzdan gelen çocuk sesleri bile sessizliğimi bozamıyor. Balkonumdaki açelyalar pembe pembe açmış, fesleğen hanım mor bakışlarıyla etrafı süzmekte… Onca renk cümbüşü, huzur ve kokuların içinde aşka küsmüş sardunyalar gibiyim. Küskünlüğüm illet bir hastalık gibi yakama yapışmış geçmiyor.

Saniyeler belki geçiyor belki geçmiyor zaman treninin penceresinden akıp giden saniyeler değil… Hayatımın otuz beş yaşında işim ne… O gün ne büyük heyecanla çiçek dikmiştik balkonumuzdaki saksılara. Ellerime üç numara büyük gelen kırmızı eldivenlerle gülüyor bir toprağa bir saksılara birde çiçeklere bakıyordum. Fesleğenleri, papatyaları bir bir yerlerine yerleştirirken ağzından çıkacak kelimeleri havada asılı duran bulut misali bekliyordum. Ne güzel oldu diyecektin burnuma masum bir öpücük kondururken. Ben de topraklı ellerimle nazlanacak belki de yanağına minik fiske vuracaktım. Ama sen hayal ettiğim kelimeleri söylemedin ben sustum. Belki binlerce kelime döküldü dudaklarımdan kalbimin derinliklerine. Kalbimi çıkarıp avuçlarına bırakmak geldi içimden ama yapamadım. Kalbim sensiz ne yapabilirdi ki avuçlarında…

Gözüm kenarda duran sardunyalara takılırken sen sigarandan derin bir nefes alıyor kim bilir hangi dünyanın hayalini kuruyordun. Sardunyalar gür yaprakları ve parlak renkli çiçekleriyle bana bakıyor. Güneşten ve sudan çok hoşlanır demişti seradaki satıcı… Ben hemen gözlerine bakmış ben de güneşi suyu çok severim seni sevdiğim gibi demiştim. Sen gülmüş çocuksun sen demiştin. Çocuktum hem de çok çocuk. Sana âşık kalbi senin için atan âşık çocuk. Elime aldım kokladım sardunyaları. Sen derin bir iç çektin. Neyin var dememe fırsat vermeden gözlerini kaçırdın. O an sardunya olmak istedim kırıldıkça yeniden yeşeren. Can suyu verdim ellerimle toprağa dikerken. Hissettiklerimi hissetmeni istedim suya susamış toprak gibi…

Her sabah günaydın dedim sardunyalara sen giderken. Yalnız kalmasın diye yanına rüzgârgülleri koydum süsledim etrafını. Yalnızlık tak etmesin canına istedim. Ya ben ya sensiz ben… Oysa varlığınla dünyam aydınlanırdı sardunyalar açardı sen gülünce. Sadece sen varsın içimde en derinlerimde. Seninse düşlerin bana uzak aşkınsa bana en yakın… Sensiz olmamak için özlemeye razıydım seni en yakınımdayken bile. Bir tek sen varsın içimde bir tek sen…

Çok zaman geçti… Sen rengini dahi unuttun aşkın. Balkondaki sardunyalar karşılıksız aşkımı dinlemekten delirdi. Kan kırmızı renklerine renk ekledi. Bir gün sana ihtiyacı olan başka sardunyalara git dedim. Anlamadın baktın yüzüme. Gülümsedim. O günden beri sardunyalar aşka küstü ben hayatımın hediyesini –seni- kaybettim.

Hüzünlü bir sardunyaya dönüştü aşkımız. Gövdesi sağlam ilgi isteyen şefkat isteyen hüzünlü sardunya. Ben bir hayat kurmuştum aşkının üstüne… Tüm hayatımda, bütün baharlarımda sen…