Herkes 2010 filmi ile birlikte daha önce belki de varlığından bile haberdar olmadığı Maya Uygarlığını ve Maya Takvimini konuşmaya başladı. Uzun yıllardır takvime ilgi duyan biri olarak  sevgili dostum Duysal Aşkun aracılığı ile Fatih Keçelioğlu ile tanışma fırsatı bulmuş ve bana bile garip gelen ama sonra takvimi öğrendikçe mesajların anlamını anlamıştım. Kızıma Maya Su adını koymam eşimin kliniğinin MayaKlinik olması ve bir çok imge aslında hayatımda hiç tesadüf değilmiş.İx-Jaguar olmam nedeniyle şamanik yeteneklerim olduğunu ve bunu kabullenmem gerektiğini çok uzun zaman önce öğrendim. Takvime ilgi duyanlar http://mayatakvimi.blogspot.com/ sitesi aracılığı ile Fatih Keçelioğlu ile bağlantıya geçebilir.

Sizlerle son günlerde çok konuşulan 2012 üzerine çok güzel bir yazıyı  Özgür Turan’ın Blogundan alıntı yaparak paylaşıyorum. http://alternatifkarma.com/

Maya_Takvimi

Dünya  21 Aralık 2012 tarihine kitlendi bekliyor. Herkes birbirine kendi felaket senaryolarını anlatıyor. Dilden dile dolanıyor hikayeler. Korku bilinci her geçen gün daha da yayılıyor. Tam da bu korkularımıza tuz biber ekecek bir film bu ay vizyona giriyor. Fragmanı bile midenize sancılar girmesi için yeterli, sonuna kadar izleyebilir misiniz bilmiyorum. Bunlar senaryonun ön yüzü. Bir de buz dağının görünmeyen tarafı var; Ekolojik felaketler. Dünyayı bugüne getiren biziz farkında mıyız? Bir an önce bu sorumluluğu alıp üzerimize düşenleri yapmazsak, “Yuva” belgeselinde dediği gibi dünyanın 10 yıl sonra bütün kaynakları bitmiş olacak.Maya Takvimi uzmanı Fatih Keçelioğlu, takvimin son gününün sanılanın aksine 21 Aralık 2012 değil, asıl tarihin 28 Ekim 2011 olduğunu söylüyor. Bu tarihle birlikte insanoğlunun bilincinde büyük bir değişim başlayacağına dikkat çeken Keçelioğlu, takvime göre 8 Kasım 2009 tarihinden itibaren “6.gece” adında bir döneme girileceğini ve bu dönemin ekonomik anlamda ciddi boyutlarda bir kriz getireceğini söylüyor. Keçelioğlu’na göre bu kriz artık büyük bir dönüşüme yol açacak. Artık geri dönüş olmayacak. Yani kar amaçlı iş yapan, doğaya uyumlu çözüm üretmeyen şirketler, perma kültür ve sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanmayan ülkeler ne yazık ki kendi kendilerini yok edecek. Evet oldukça sancılı, büyük çöküşlerle geçecek bir dönem bekliyor bizleri. Bu süreçte hem bireysel hem de toplumsal olarak neler yapmak gerektiğini Keçelioğlu ile konuştuk. Röportajı bu ay İnfomag’da köşemde yazdım fakat bu hali daha ayrıntılı şekli olup Alternatifkarma’ya özel;

28 Ekim 2011 dünyanın sonu mudur?

Hayır değildir. Mayalar kesinlikle böyle birşeyden bahsetmiyorlar. Bunun insan psikolojisi ile ilgisi var. Ruhumuzun derinliklerinde birtakım korkular besliyoruz. Özellikle dünyanın sonuna yönelik bir korku taşıyoruz. Bu da gerçekten kolektif bilinç. 10 binlerce yıl önce felaketler yaşamışız. Şimdi onu yansıtıyoruz. “Maya takviminin sonu geliyorsa dünyanın da sonu geliyordur” diyoruz. Direkt sıradan bir insan zihninde ilk akla gelen şey bu oluyor. Dolayısıyla mayalara baktığımızda hiçbir yazıtta “dünyanın sonu geliyor hepiniz öleceksiniz” gibi bir durum yok.

Peki doğal felaketler?

Bu takvimde böyle bir bilgi yok. Bilimsel olarak da mümkün görünmüyor. Jeolojik olarak dünyanın yerkabuğu oturmuş durumda. Büyük depremler, volkan patlamaları için bir neden yok. Her kafadan bir ses çıkıyor. Her araştırmacı kendi bakış açısından bir yorum getiriyor ve bunların büyük bir kısmı belirli bir bilimsel geçerliliğe sahip olmayan teoriler. Örneğin dünyanın kutuplarının yer değiştireceği gibi. Bunu mesela galaktik hizalanma denilen bir astronomik olayla bağlıyorlar. Halbuki böyle birşey yok. Çok fazla yanıltıcı bilgi var. Ben bile bir defa da hepsini hatırlayamıyorum. Maya takvimi ile ilgili özellikle internette çok faklı kaynaklar var. Foton kuşağı, ufoların gelişi gibi teoriler var. Ben bunlara şöyle bakıyorum; İnsanlar sorumluluğu kendinde görmek istemiyor ve bir şeylere yansıtıyor. Başına kötü bir şey gelecekse, yani ya Marduk gelecek, ya galaktik hizalanma olacak ya da ufolar gelecek. Tamamen sorumluluğu uzağa atmaktır bu.

Maya takviminde dönüşüm bizimle gerçekleşecek diyor değil mi?

Evet ama bu maya takviminin belirli bir yorumu. Hocam Carl Johan Calleman’a göre maya takvimi bilincimizin nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Bu bizim üzerimizden oluyor, bizim dışımızda bir kaynaktan değil. Bunun bir kozmolojik, spiritüel bir merkezi var ama bu direkt bizi etkiliyor. Biz de evrenin bir parçasıyız. Benim dikkat çekmek istediğim asıl konu şu; Maya takvimini bir kenara atalım. Dünya zaten çok büyük bir felaketle karşı karşıya; Ekolojik felaketler. Yuva belgeselinde en sonunda verilen bir mesaj var; İnsanlığın şu anki gidişatını değiştirmek ve dünyadaki yaşamı yoketmemem için 10 yılımız var. Yani saatli bir bomba gibiyiz. Dünya niye böyle? Bizim dünyayı kullanış şeklimizden, yemek yeme şeklimizden, tüketim alışkanlıklarımızdan, enerji tüketim alışkanlıklarımıza dayanıyor tüm felaketlerin nedeni. Dolayısıyla sorumluluk bizim elimizde. Bir şeyleri uyanıp düzeltmezsek zaten kendi sonumuzu hazırlayacağız. Bunun maya kehanetleriyle bir ilgisi yok. Para ve soyut değerler gittikçe güçlenerek kendini ön plana koyuyor. Fakat bir taraftan da son 10 yıldır alternatif bir bilinç yayılıyor. Bu bilincin bize verdiği mesaj şu; “evet böyle gidersek dünyanın sonu olacak. Basit yaşayalım, et tüketmeyelim, organik beslenelim, perma kültürle ilgilenelim ve sürdürülebilir sistemler yaratalım.” Bu çok güzel bir dalga ve buna destek verelim. Dolayısıyla iş yapış şekli de çok faydalı şekillere dönüşebilir. Basitleşmek zorunda değil ama büyük resmi görerek iş yapmak gerekiyor. Sadece ben kar edicem ve bu yumurtaları satıcam diyerek bir yumurta fabrikası kuruyor bir işadamı. Fabrikaya yem geliyor, petrol harcanıyor, yemler zaten petro-kimya endüstrisi ile ayakta kalan tarım endüstrisinin. Tavuklar kötü bir yerde yaşıyorlar. Onlardan çıkan yumurta sağlıklı değil. Onlara verilen antibiyotik te insanları zehirliyor. Böyle bir zincir oluşuyor. Ama doğa ile uyumlu, sürdürülebilir sistemler yaratılırsa, ki perma kültür bu konuda çok çığır açıcı bir yöntem, çok daha sağlıklı işler yapabiliriz. Bunu yapmak da zorundayız zaten. Artı enerji teknolojileri de çok önemli. Örneğin “Kahin” lakaplı ekonomist Nouriel Roubini diyor ki, Almanya tüm enerji kaynaklarının yüzde 30 gibi bir kısmını sürdürülebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. ABD’de bu oran yüzde 2. Dolayısıyla Roubini, bütün bu sistemleri gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Yoksa büyük sıkıntılar yaşarız. Bu bize neyi söylüyor? Bilincimizde bir değişim oluyor ve bu her zaman kendi niyetimizle olmak zorunda değil. Bazı olaylar ve durumlar bizi ekolojik düşünmeye zorluyor. Bu da maya takviminin dinamiğinin özü. Maya takvimi diyor ki; Dünyaya bakış açımızı, dünya ile olan ilişkimizi etkileyen birtakım kozmik enerjiler var ve biz onlardan etkilenerek düşünüyoruz. Ve bu son 5 bin yılda dünyada bu şekilde bir düzen yarattık ve şimdi bu hatamızı fark edip bir alternatif yaratmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı ortada bir gerilim var. Bu gerilim de bizi bir senteze getirecek ve orada da daha sağlıklı bakış açısına ulaşacağız. Ben pek çok spiritüalist gibi; ışık bedenlerimiz olacak, çakralarımızın hepsi açılacak, telepati yeteneğimiz gelişecek şeklinde görmüyorum. Daha ayakları yere basar bir şekilde bakıyorum olaya. Daha sosyal ve bilimsel bakıyorum. Maya takvimi bize aslında sosyo ekonomik dönüşümleri açıklıyor. Sosyo ekonomik olarak biz yeni bir düzene doğru gidiyoruz ve tabiî ki bu çok kolay olmayacak. Büyük kargaşalar, acılar, çöküşler, krizler olabilecek. Ama böyle bir bilincimiz olursa zaten başımızdan geçeni anlama şansına sahibiz. Korku ve panikle insanlar bugün eski inanca sarılmaya devam ediyorlar. Burada bir direnç var. Hopiler, mayalara yakın bir yerli kültür, diyor ki, zamanın bu aşamasında bir ırmağın kenarına tutunmamanız gerekiyor. Irmağın içine dalıp akmanız gerekiyor. Ama pek çok insan korkuyor. Korkunun ilacı bilgidir. Maya takvimi de sosyo ekonomik anlamda bizim nerden nereye gittiğimiz anlamında bize böyle bir ışık yakıyor.

Para konusunda yeni bilinç ne olacak?

Para bir soyutlama. Aslında bir kağıt parçası. Değerleri olduğu konusunda tüm insanlık hem fikir olduğu için paranın bir değeri var. Bu da bizim beynimizin sol tarafının ortaya attığı bir soyutlama. Sol beyin ben merkezli ve analiktiktir. Dünyada ulusların ortaya çıkması, toplumda hiyerarşinin ortaya çıkmasının altında yatan neden dünyaya bizim sol beyin üzerinden bakmamızdır. Buna 5 bin yıl önce başladık ve böyle bir bilinç yarattık. Şu anda olan şey ise, buna bir alternatifin doğması ve aslında her şeyin bu para sisteminden ibaret olmadığı. Biz aslında şu anda burada olanın değerli olduğunu görmeye başlayacağız çünkü öteki tarafta neye bakıyoruz; faizler, krediler, borsa sistemleri; Bunlar tamamen soyutlamaya dayalı. Bu da aslında bir taraftan insanlar arasında uçurumlar yaratıyor. Yuva filminde de gördüğümüz gibi, dünyada çok fazla sosyal göçler olacak. Sadece paradan dolayı değil, su ve yiyecek kaynaklarının tükenmesinde dolayı. Bunların altında yatan da yine o soyutlama şekli. Bizim için bir besin tüketmek ve kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak bir kar amacı olmaya başladı. Bütün endüstriyel sistemler dünyanın dengesini bozuyor. Bunlar bize bir şekilde geri dönecek mutlaka. Böyle bir kriz yaşadığımızda düşüneceğimiz şey şu olacak; evet bu sistemleri kullanmayı bırakıp sadece şu an burada olan, doğa ile uyumlu ve dengeli olan, diğer insanları da herkesi düşünen bir ekonomik sistem yaratmak zorundayız. Bunun tam olarak nasıl olacağını bilemiyorum çünkü ekonomist değilim ama belki bugünkü para sistemi tamamen çökebilir. Yerine tamamen bambaşka bir alışveriş sistemi kurulabilir. Çok kolay olmayacak zaten çok zor ve büyük sancılar içerisinde olacak. Gerçekten dünya böyle bir yere doğru hızla gidiyor. İlerili görüşlü insanlar, iş adamları olarak şimdiden yapılabilecekleri yapmak gerek. Bu adımları atan iş adamları zaten yeni dünyada ayakta kalanlar olacak. Diğerleri büyük sıkıntılar yaşayacak.

Dönüşüm bizimle gerçekleşecekse, bireysel olarak kendimizi bu dönüşüme nasıl hazırlamalıyız?

Maya takvimi aslında şunu söylüyor; Evet bir ilahi plan var, bir yaradılış planı var. Sosyal ve bireysel hayatımız birtakım kozmik, ilahi enerjilere göre şekilleniyor ancak bu demek değil ki bizim hiçbir sorumluluğumuz yok bu olan bitende. Yüksek bir sorumluluğumuz var. Ben bir kenara çekiliyim, ne olacaksa olacak diye bir şey yok. “Bu dünya bir ilüzyondur, bu dünya yalandır, dünyadan el etek çekmeliyiz” gibi spiritüel bir algı var günümüzde. Bunun biran önce değişmesi gerek. Ruh ve madde birbirinin içindedir aslında. Biz maddesel, sosyal hayatımızı spiritüel yapmalıyız. Bu da çok fazla eylem gerektirir. Yani kendimizi pasifize etmek yerine çok daha aktif olmamız gerekiyor. Bu da aslında para dediğimiz şeyin yani madde dediğimiz şeyin de ruhsal olduğunu fark etmekte geçiyor. Onun ölü bir madde olmadığını, doğanın tanrının yansıması olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Bir ormanı 5 ton kereste olarak görüyorsak gözlerimizde o zaman orada bir sorun var. İşte bunun değişmesi gerekiyor.

Maya takviminin bilgilerine neden ihtiyacımız var? Bu bilgiler olmadan bir dönüşüm yaşanamaz mı?

Bilinçli olmamızı ve bilinçlenmemizi sağlıyor. Şöyle bir benzetme vardır; bir balık suda yüzdüğünün farkında değildir. Su ile çevrilidir ama suyu görmez. Biz de insanlık olarak bir bilinç ırmağı içinde yüzüyoruz ve bunun belirli bir akışı var. İnişleri, çıkışları, zor köşeleri, rahat yerleri var ama biz farkında değiliz. Maya takvimi bizim bunu fark etmemizi sağlıyor. Hangi dönemlerde, hangi tarihlerde, nasıl enerjiler bizim bilincimize tesir ediyor? Bunu gördüğümüz zaman kozmik planla daha uyumlu akmamızı sağlıyor.

Bu takvimdeki kehanetlerin doğruluğuna nasıl inanabiliriz? Neye dayanarak güvenerek inanabiliriz?

Ben özellikle Carl Johan Calleman’ın araştırması üzerinden maya takviminin yorumuna inanıyorum. Temel farkı; Diğer bütün araştırmalar 21 aralık 2012 tarihine kilitlenmiştir ve o tarihe kadar bizim nasıl bir bilinç dönüşümünden geçtiğimize dair bize en ufak bir bilgi sunamamaktadır. Calleman ise, öncelikle 28 ekim 2011’in son tarih olduğunu söylüyor ve bu son tarihe, yani bilincin en son aşamasına girerken kademe kademe sürekli birtakım dönüşümlerden geçtiğimizi söylüyor. Ve bu tamamıyla test edilebilir bir yöntem. Biz şu anda 6. gündüzü yaşıyoruz ve 6. gece başlayacak. 6. gece başladığında (8 Kasım 2009) büyük ekonomik sıkıntılar tekrar başlayacak. Daha ciddi bir kriz, daha derin bir dönüşüm yaşayacağımızı gösteriyor. 3 Kasım 2010’a kadar sürecek. Ama zaten hiç geri gidiş olamayacak. Bilinç hep dönüşecek. Belki geçen yılki ekonomik krizden daha derin bir kriz yaşayabiliriz. Calleman medyum değil. Sosyolojik, bilimsel bir araştırma yapıyor. Tabiî ki sezgilerini de işin içine katıyor. Geri gelirsek, 5. geceyi yaşadık 2008’de, bu piramidin sadece 8. katının 5. gecesidir. 1999’dan başlayarak dünyaya yeni bir farkındalık getiren bir bilinç katı bu. Piramidin bir alt katında gece ve gündüzler yirmişer yıl sürüyordü. Bu beşinci gece denilen süreç 1932-1952 arasında yaşandı. Büyük buhran 1929 da yaşandı; Hitler, 2.Dünya Savaşı’nın yaşandığı dönem olan bu 5. gece zaten en karanlık gece olarak biliniyor. En büyük yıkımı getiren, eski bilincin ölümünü sağlayan. Yani 2008’de yine aynı dönem; 5.gece bittiğinde Obama seçildi. 6.gündüz başladı. Kriz yavaşladı. Ancak yeni bir dünya yaratacaksak o zaman bizim bu sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Gecelerde ekonomik krizler, gündüzler de rahatlama oluyor. Ama artık rahatlama olmayacak artık bu anlamda sona geldik. “Krizi atlatalım yine eski düzen gelecek” diye bir şey olmayacak. Besin, petrol, madenler sonsuz değil. Parmak çıtlatmasıyla yaratılmıyor.

Özgür insanın doğumu nasıl olacak?

İnsan hakikate ulaşamıyor. Ruhun hakikatinden tutun sosyal hakikate. İçtiğimiz su sağlıklı mı, yediklerimiz sağlıklı mı bunu bilmiyoruz. Sürekli bir toplumsal hipnoz var. İnsanların sürekli kendi güçlerinden uzaklaştırıldıkları bir hipnoz bu. İlginç bir örnek var buna; Bu ay yine tam 6. gece başlarken bir film gösterimi giriyor 2012 ile ilgili. Bu film örneğin insanların tamamen korkmasını sağlayacak bir film. Ne işe yarıyor bu tür mesajlar? İnsanlar özgürlüklerinden ödün veriyorlar, korkmaya başlıyorlar ve kendi merkezlerinden çıkıyorlar. Yeni insanın doğuşu, bize gelen bu tür mesajları kendi filtremizden geçirerek olayın hakikatine uyanmamızla gerçekleşecek. Dünya çok kaotik bir noktada. Bunun sonunda ya yeni bir dünya yaratacağız ya da bu kaos bizi tamamen aşağı çekecek. Belki de kendi sonumuzu gerçekten hazırlayabiliriz. Böyle bir ihtimal her zaman var. Dolayısıyla sorumluluğumuzu almamız gerekiyor. Her insanın sorumluluğu var. Şu anda tek yapabileceğimiz bizim gibi insanları bulmak, örnek olmak. İnsanın dünyadan kaçmadan, kendi özünü ruhsal potansiyelini fark etmesi gerekiyor. Dünyanın içinde olup dünyayı dönüştürmek gerekiyor. Dünya iktidarı insanların sağlıklı düşünmesini engelleyecek birçok strateji uyguluyor. Elektro manyetik aletlerin yaydığı radyasyon, suya katılan, diş macununa katılan florid, besin maddelerindeki aspartam, birçok kanserojen madde. Bütün bunlar bizim daha yüksek bir farkındalığa ulaşmamızı engelliyor. Titreşimlerimizi düşürüyor. Evrende herşey titreşim. Baz istasyonları, kablosuz internet, elektro manyetik aletler hepsi dalga boyutumuzu düşürüyor. Örneğin şehirden çıkıp doğa gittiğimizde çok daha yüksek enerjiye ulaşıyoruz ve düşünce boyutumuz değişiyor. Bunlara da dikkat etmek gerekiyor. Cep telefonu için özel kulaklık kullanmak, kablosuz modemi gece yatarken kapatmak gibi birçok dikkat edilecek şey var. Örneğin, dikkat edilmesi gereken ve pek çok nedenle farkına varamadığımız genetik modifikasyonlu tohumlar konusu var. Dünyada küresel ısınmadan daha büyük sosyal sorunlar yaratabilecek bir mesele. Bu konuda da insanlar ne yazık ki uyutuluyorlar. Tohum yasası geçti mesela meclisten. Hormonlu gıda kimyasal zehirdir o kimyasalı vücut bir şekilde atabilir ama genetiğiyle oynanmış gıdalar sizin genetiğinize işliyor ve tamamen mutasyona uğratıyor sizi. İntihar geni diye bir şey var. Bulaşıcı bir şey. O sezon bütün hasatlar durabilir ve milyonlarca insanın açlıktan ölmesine yol açabilir.