Ana Sayfa Blog

16. İstanbul Bilişim Kongresi’ndeyim!

0

Türkiye Bilişim Derneği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen 16. İstanbul Bilişim Kongresi; 29 Kasım 2022 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi’ nde “Sürdürülebilir Teknolojiler Çağı, Kendi Kaynağını Üretebilen Toplum” temasıyla gerçekleşiyor.

Sevgili Oğuzhan Saruhan  moderatörlüğünde gerçekleşecek
“Sosyal Medyaya Yön Verenler” panelinde Ahmet Erdem, İnci Abay ve Seymen Bozaslan  ile birlikte konuşmacı olarak yer alıyorum.



Katılımın ücretsiz olduğu kongreye ilgi duyan herkesi bekliyorum.

Konuya ilgi duyan ve orada olanlarla görüşmek ve bu güzel anı paylaşmak dileğimle…


Kayıt  ve program için tık tık…

YSM

‘Martı Teleğinde Yolculuk’

0

“Dikran Efendi Kaldır Kepengi” bu söz çocuk yaşlarımda babaannem tarafından uykudan uyandırılmak için bana söylenen bir söz.
O sabah erken kalkar bahçeden içeriye çekyat üzerinde yatmakta olan bana söylenirdi, bu aynı zamanda “Hadi kalk yapacak çok işimiz var” demekti.
Yıllar sonra yazdığım ilk hikaye kitabımın adı bu oldu. Luys Tv’de yaptığım programıma da aynı ismi verdim. Anlaşılan ben hep uyanık, hep çalışır ve üretir olacaktım.’’
Böyle anlatıyor Dikran kendi hikayesini, daha’sı da var.
Tanışmamız yıllar öncesine, sosyal medya platformlarının ülkemizde dutluk olduğu, Instagram’ın sadece nitelikli fotoğraf paylaşmak için kullanıldığı ve bizim de platformun ilk kullanıcıları olduğumuz zamanlara uzanıyor.
Zaman bugüne dünyaya bizim gibi gözlerle bakanların aleyhine evrildi gibi görünse de,
Biz tanık olup aktarabildiklerimiz konusunda seçici ve özenli olmaya devam ettik. Bizim de tesellimiz bu olsun.
Şahane fotoğrafları, ada hikayeleri, yemek tarifleri ve samimi kitapları, rengarenk kişiliği ve farklı yönleriyle çok sevdiğim dostum Dikran Dülgeryan’ı konuk ediyoruz Nağme’de.
Üçüncü ve yeni kitabı ‘Martı Teleğinde yolculuk’ ile.
‘’Benim hikayelerimi konuşur, sohbet eder gibi okusun insanlar.’ Diyor ve ekliyor;
‘’Hikayelerimde kimse bir şeyin altını fosforlu kalemle çizip birileriyle paylaşmayacak belki, kendi hayatına düstur edinmeyecek. Böyle büyük ve beni aşan cümleler kurmak istemiyorum.
Bu tavırla da zaten derdim var.’’
Kitaplarını okuyan insanların sadece keyif almasını istiyor, kitaba adını veren ve kapakta karşılaştığımız martı çektiği sayısız martı fotoğraflarından sadece biri.
İstanbul’dan Büyükada’ya, geçmişe, hatıralara, düne ve bugüne.
İç içe geçmiş dinlerin, dillerin, yerinden edilmişlerin hüznüne ve hasretine incecik bir dokunuşla hiç kimseyi incitmeden yaptığı yolculuğun izlerine tanık olduğumuz bir yolculuk martıyla bütünleşen.
Yayınlanan tüm kitaplarının gelirini kendi imkanlarını da ekleyerek farklı kurum ve kuruluşlara bağışlıyor Dikran, gönlü de zengin, gözleri gibi.

Martı Teleğinde Yolculuk’la elde edilen gelirin bir kısmı İBB askıda fatura uygulaması ile ihtiyaç
sahiplerinin doğal gaz faturaları ödendi, kalan miktar ailelere alışveriş kartı alınıp dağıtılmak suretiyle pay edildi.
Orada bir köy var uzakta’da çok sayıdı kız çocuğu okudu, onun kitaplarından elde edilen gelirle..
Devamında bir hayali var;
Kalan 400 adet kitabın satışı ile ‘Okula akıllı tahta alacağım.’
Yaşamını böyle onurlandırıyor, sevenlerine böyle armağan veriyor.
Belki de dünyayı değil, kendi dünyanı kurtarmak aslolan .
Katkıda bulunmak isteyen herkese kitabından bir hikayeyle, Agavni Teyzenin hikayesiyle çağrıda bulunmak istedim.
Dikran ‘ın sözleriyle;

‘Lütfen kabul buyurun.’

‘’İki cepli basmadan bir elbise vardı üstünde. Sağdaki cepten bir zarf çıkarttı.
“Oku bakalım şunu, bir de cevap yazmamız gerekecek. Gözlerim eskisi gibi değil, gözlük numarası da değişmeli ama şimdi kim uğraşacak bunlarla!”
Zarftan mektubu çıkarttım, çizgili kağıda yazılmıştı. Bir sayfa tamamen dolmuştu.
Hızla okudum: Yeğeni Donik askerliğini yaptığını birkaç sene iş tutmaya çalıştığını ama şartların artık eskisi gibi olmadığını, kendini ikinci sınıf vatandaş gibi hissettiğini, bu nedenle İstanbul’a gelip bir süre yanında kalmak istediğini, aynı zamanda iş güç tuttuğunda aile kurup anne babasını da İstanbul’a yanına almak istediğini yazmıştı.
Mektubu okudum bitirdim, canım sıkılmıştı. Agavni Teyzenin yüzüne baktım: Sessizce iki damla yaş iniyordu pembe yanaklarından. Cebinden çıkarttığı mendille sildi gözyaşlarını.
“Bu kader hiç değişmeyecek. Öz yurdunda azınlık olmak ne zor şeymiş.
Hepimiz bir Allah’ın kuluyuz, bu kötülük neden?”
Kalktı odaya gitti, bir süre gelmedi. Sanıyorum daha fazla ağladığını görmemi istememişti.
Bir süre sonra elinde bir dosya kağıdı ve kalemle gelip oturdu: “Vaktin varsa bir cevap yazalım oğul.”
Kağıdı aldım ve kalem elimde ne diyeceğini bekledim.
O söyledi ben yazdım:
“Sevgili oğlum, canımın canı Donik, mektubunu aldım okudum. Bu da sana cevabımdır. Kalk gel…”
Agavni Maman.
“Bu kadar mı?” dedim.
“Evet bu kadar, yazacak söyleyecek çok şey var ama ona değil.”

Melike Güngörer 

 

Adıyaman, Nemrut’un Kızı, Duygular

0

Bir şarkı sözüne sığamayacak kadar derin duygularla ayrıldım Nemrut’tan. Aslında Adıyaman’dan demek daha doğru olacak. Uzun zamandır bu yazıyı yazabilmek için düşünüyorum. Yaşadıklarımı ve hissettiklerimi satırlara aktarmak ilk kez bu kadar zor.

Sevdiklerimle deneyimlerimi paylaşmayı her zaman çok severken Nemrut’tan kalan anıları yazmak çok başka bir ruh hali…

Nemrut… Dünya Mirası… Helenistik dönemin en görkemli kalıntıları…Yıldızlara değecek kadar gökyüzüne yakın, güneşin doğuşu, batışı kadar eşsiz.

Fotoğraf @yesimmutlu71

Duygularımı her zaman yüksek yaşayan bir kadınım. 2150 metre yükseklikte bir kayanın üzerinde güneşin doğuşu ve batışını izledikten sonra yeniden doğduğumu söyleyebilirim. Adıyaman’dan / Nemrut’tan döndüğüm andan bu yana yeryüzüne inemediğimi biliyorum.

Gizemli Krallık Kommagenenin Sırlarının İzinde

İstanbul’dan ayrılmadan önce Nemrut ile ilgili hayallerimi düşündüm. 14 Ekim 2018 yılında akıllı telefonuma not aldığım “Nemrut”ta çekim yap” satırları tam dört sene sonra (neredeyse aynı tarih) sevgili Demet Aydın’dan gelen bir mesajla gerçek oluyordu. Yine de çok hayal kurmamaya çalıştım. Hayatım yolculuk için her şey hazırken son bir gün kala gidemediğim Nairobi, Almanya, Roma, Dubai vb. yolculuklarıyla dolu. Bu sebeple uçağa binip Adıyaman’a ayak basmadan kendimi orada hayal dahi etmeyecektim. Son ana kadar bavulumu bile hazırlamadım. Yolculuk öncesi “Sabah ola hayrola” diyerek toparlandım. Çok kapsamlı bir programın içinde Adıyaman ve Nemrut’u keşfetmek için nasıl sabırsızlandığımı siz tahmin edebilirsiniz.

Ve mutlu son! Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti mali işbirliği çerçevesinde finanse edilen ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında desteklenen “Visit Commagene” kapsamında Adıyaman’daydım.

Adıyaman’da ilk günüm tarihi Tuz Hanı’nda öğle yemeği ile başlarken Ulu Cami, Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi, Adıyaman Müzesi ziyaretleriyle devam edip Tarihi Keleş Konağı’nda geleneksel Harfane gecesiyle noktalandı. Upuzun sofralar, çok lezzetli sohbetlere tanıklık ederken Adıyaman ruhuma ilmek ilmek işlenmeye başlanmıştı. Sait Usta’nın meşhur çiğ köftesi, Fırat Neziroğlu’nun dokuma performansına karışırken “Nemrutun Kızı” türküsüyle birlikte çok başka bir dünyaya adım atmıştım.

Gece soğuk dağ hele çok daha serin olacaktı. Sohbet ettiğimiz herkes güneşin doğuşu için  dağa çıkacağımızı duyunca “Emin misiniz?” diye defalarca tekrarlayınca içim titremedi değil.

Harfane Gecesi, Fotoğraf @yesimmutlu71

Nemrut’a çıkmadan soğuk, rüzgar, yolun zorluğu gibi birçok fikrimiz olmuştu. Kimse bilmiyordu ki beni hiçbir güç durduramazdı. Bunca yıldır hayal ettiğim bir yeri görmek kaç kez daha kısmet olacaktı? Hem pandemi boyunca hayatı asla ama asla ertelemeyeceğim diye kendime söz veren ben değil miydim?

Fotoğraf @yesimmutlu71

“Ve sen kardeşim; buraya geldiğinde benim için de dua edersen seni duyacağımı sakın unutma!” -Kral Antiochus, M.Ö. 34

Adıyaman – Nemrut arası 78 km olunca yola çok erken çıktık. Sabah 7’de başladığım gün (Nemrut’u görecek olmamın heyecanıyla uyuyamadığım için) aralıksız devam ederken; dolambaçlı yollarında mide bulantısı kabus gibi üzerime çökmüştü. Nemrut’un kızı şarkısı sağ olsun içinde bulunduğum ruh halinden biraz sıyrılmamı sağlıyor olsa da bir an önce dağa ulaşmak için sabırsızlanıyordum.

05.32’de yüzlerce insanla birlikte güneşin doğuşu için dağa tırmanmaya başladık. Bastığım yere mi dikkat etsem, gökyüzünde parıl parıl parlayan ay ve yıldızlara mı baksam? Nihayetinde cep telefonlarının ışığıyla doğu terasında yürüyen ateş böcekleriydik. Yarı yoldan geri dönenler, ağlayanlar, ilaç isteyenler arasında nefes nefese ve ter içindeydim. Kat kat giyindiğim için üzerimdekileri çıkarmaya cesaret edemedim. Hoş zaten çıkarsam nereye koyacaktım. Elimdeki minicik bez torba ve su bile tırmanırken fazla gelmişti. Dünyanın her yerinden gelen insanlarla, farklı sesler eşliğinde ilerlerken zirveye kadar üç kez durup dinlendim. Bir kafilenin tulum sesi eşliğinde horon çekerek dağa çıkmasını da hiç unutamayacağım.

Fotoğraf @yesimmutlu71

Güneş her zaman doğudan doğar

Dağın zirvesine tırmanmak hiç kolay değil! Ya sonra? Tanrı, tanrıça heykelleri arasında Kommagene Krallığı’nın büyülü dünyasının içinde tanrılarla selamlaşmak. Heykel dahi olsalar tarifi yok.

Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı anıtsal heykeller benzersiz manzarasıyla nefesinizi kesiyor. Bu görkemli yerin enerjisiyle ruhum sarıp sarmalanırken bulutlara dokunacak gibiyim. Hücrelerime kadar hissettiğim bir güç var, içimden bir ses diyor ki “Nemrut başka dünyaların geçiş noktası.”

Fotoğraf @yesimmutlu71

Güneşin doğuşunu bekleyen sabırsız kalabalıkla birlikte bir kaya parçasının üzerine oturup gözlerimi kapatıyorum. Ney sesine soğuk eşlik ederken bir çift tam önümde birbirine sarılarak sayısız fotoğraf çektiriyor. Nemrut’ta aşk başkadır!

06.44’de doğmaya başlıyan güneş 1 dakika 22 sn sonra gökyüzüyle buluşuyor. Ah Adıyaman, Ah Nemrut.

Kral 1.Antiochus’un vasiyeti; bu kutsal alana ziyaret için gelen herkesin en kusursuz şekilde ağırlanmasını istiyor. İbadet amacıyla gelenleri överken kötü amaçlarla gelenlere ise beddua ediyor. Bir rivayete göre insanlar yüzyıllar öncesinde Nemrut Dağı’nın zirvesinde dualarını ederken dağın antik dünyada cennetin kapısı olduğunu dinlemiş atalarından. Yüzyıllar sonra bu anı paylaştığımız herkes alkış, çığlık, ağlama, dua sesleri içinde kendi içselliğinde bir keşfe çıkıyor. Doğu terasın kutsal merkezinde çıplak ayakla yüzüm heykellere dönük dua ederken tüm kalbimle sana sarılıyorum Nemrut… 

Uykusuz geçen 24 saatin ardından “Tanrıların Göksel Tahtı” Nemrut batı terasından çok üşümüş, ellerim morarmış, çiğ taneleriyle ıslanmış ve aralıklı buz tutan yoldan taş, toprağa basarak kaymadan inmeye çalışıyorum.

Fotoğraf @yesimmutlu71

Geçirdiğim iki saat boyunca bulutlara, güneşe, aya, hayata çok daha fazla bağlandığım çok özel bir yer olduğunu biliyorum. Hayatımda hiçbir karşılaşma tesadüf değilken Nemrut’ta olmam bir bütünün tamamlanmasıydı diye düşünüyorum. Bedenim yaşadığım yerlerde olacak ama ruhum ‘Tanrıların Dağı’ Nemrut’ta…

Gizemli krallığın eşsiz mirası Nemrut çözülememiş dev heykelleri ve sırlarıyla ziyaretçilerini beklerken Adıyaman’ın yıldızı tarihi, kültürü ve gastronomisiyle daha çok parlayacak eminim.

Fotoğraf Nemrut ziyaretçilerinden ?

Kollarımı güneşe, yıldızlara, Tanrılara ve yaşayacağım ne varsa hepsine açtığım bu yere YSM olarak hissediyorum ki yeniden geleceğim.

Gizeminle, büyüleyen enerjinle sımsıkı tut beni Nemrut…

YSM

15 Kasım 2022, Milliyet, Pembe Nar

 

Geçmişten Günümüze Olden 1772

0

Tarihi bir han… Eşsiz bir atmosfer… Çok özel dekorasyon… Gastronomi deneyimi… 

Eminönü’nün en özel yapılarından, 250 yıllık Muhsinzade Hanı restore edilerek  Han 1772 adıyla otel olarak hizmete girdi. Tarihi dokusuyla  şimdiden ilgi odağı haline gelen yapı,  “Olden 1772”  adlı çok özel bir  restorana da ev sahipliği yapıyor.  

Bu özel mekanın açılışına sağlık stresim sebebiyle katılamadım. Gece boyunca yattığım yerden katılanların keyifli hikayelerini izlerken kendimi o gecenin içine çoktan yerleştirmiştim. Sevgili arkadaşım Anıl Kurtuldu’nun davetine; sanat ve cemiyet dünyasının önemli isimleri katılırken işletmenin sahibi Alper Karavar’ın yapının restorasyonunun 14 yılda tamamlandığını öğrendim. 

Anıl Kurtuldu, Burcu Bulut, Caner Ural, Nilüfer Pazvantoğlu, Aslıhan Saraçoğlu Fotoğraf Olden 1772 Arşivi

Geçmişi ve bugünü buluşturan tasarımıyla konuklarına etkileyici bir atmosfer sunan Olden 1772, Karaköy’deki Mesai adlı restoranın da sahibi olan GEN Group tarafından hayata geçirildi. 1772’de hizmete girdiğinden beri farklı amaçlarla kullanılan yapı yatırımcı Gürol Yığar ve Alper Karavar’ın büyük özverisiyle  uzun süren bir restorasyon sonucu eski dönemlerine geri dönmüş.  

Gürol Yığar, Alper Karavar Fotoğraf Olden 1772 Arşivi

Tarihi Atmosferde Gastronomi Deneyimi

Anadolu ve İstanbul mutfağının vazgeçilmez tatlarını modern yorumlarıyla konuklarına sunan Olden1772’nin mutfağında yerel ürünlerle üst düzey bir lezzet sunulurken sürdürülebilirlik konusunda da duyarlı seçimler yapılıyor.

Midye dolma, lakerda, mantı gibi geleneksel yemeklere yapılan şaşırtıcı dokunuşlarla gastronomiye ilgi duyanlar için çekici seçenekler yer alıyor. Bu alanda çıtayı yükseltirken lezzetten de asla ödün vermeyen Olden 1772’nin menüsü keşkekten tepsi kebabına, balık buğulamadan balıklı su böreğine kadar uzanan geniş yelpazesiyle dikkat çekiyor.

Olden 1772, yerli lezzet avcılarının yanı sıra İstanbul’u keşfe çıkan yabancı turistlere de sadece iyi ve kaliteli bir yemek sunmakla kalmayıp, gastronomi kültürümüzü de tanıtmayı amaçlıyor. 

Kültür, sanat organizasyonuna da ücretsiz olarak ev sahipliği yapmayı planlamaları da ayrı bir güzellik olmuş.

En kısa sürede Olden 1772‘yi ziyaret edeceğim.

YSM 

İçerik katkısı için sevgili Anıl Kurtuldu‘ya çok teşekkür ederim. 

Refik Anadol, ışık enstalasyonuyla Suudi Arabistan’ın Riyad şehrini teknoloji ve sanatla aydınlattı

0

Riyad’da düzenlenen Noor Riyadh Işık ve Sanat Festivali, 40 ülkeden sanatçıları “Yeni Ufuklar Hayal Ediyoruz” teması altında birleştirdi. Teknoloji, makine zekası, dijital yenilikler, veri anlatıları ve yapay zeka kullanan dünyanın önde gelen sanatçılarından bazılarına ev sahipliği yapan etkinlikte en dikkat çekici isimlerden biri de Türkiye’den katılan Refik Anadol oldu.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen ışık ve sanat festivali Noor Riyadh, 3-19 Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleşiyor. Festivalde yer alan 190’dan fazla sanat eseri ve enstalasyon Riyad şehrini aydınlattı ve Riyad akşamlarını göz kamaştırıcı gecelere dönüştürdü. Alana özgü kurulumlar, anıtsal kamusal sanat eserleri, geçici heykeller, sanat parkurları, sanal gerçeklik, bina projeksiyonları ve drone gösterileri sanatseverlerin ilgi odağı oldu. Festivalin küratörlüğünü Hervé Mikaeloff, Dorothy Di Stefano ve Jumana Ghouth üstlenirken, ışık sanatında global çapta ünlü birçok ünlü isim, Suudi Arabistan’daki yerel sanatçılarla da biraraya geldi. 

40 ülkeden sanatçıların “Yeni Ufuklar Hayal Ediyoruz” teması altında katıldığı ışık sanatı festivali, teknoloji, makine zekası, dijital yenilik, veri anlatıları ve yapay zeka kullanan dünyanın önde gelen sanatçılarından bazılarına ev sahipliği yaptı.

Refik Anadol’dan çok kanallı, sürükleyici enstalasyon

Festivalde en ilgi çeken sanatçılardan biri de Türkiye’den Refik Anadol oldu. Anadol’un çok kanallı sürükleyici enstalasyonu Machine Dreams: Space,  4 Şubat 2023’e kadar şehrin yeni geliştirilen yaratıcı bölgelerinden biri olan JAX District’te, From Spark to Spirit başlıklı sergide sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Ziyaretçiler, Riyad’ın kaydedilmiş görsel izlenimlerine dayanan, makinenin neden olduğu ortak bir rüyayı gösteren, tavandan tabana ekranlara sahip bir odayla, işin içine girebiliyorlar. 

Anadol, çalışmalarını oluşturmak için sosyal medya platformlarından ve dijital görüntü arşivlerinden toplanan Riyad’ın halka açık fotoğrafları üzerinde üretken bir ağ modeli üretti. Bu çalışmada, makine öğrenimi yoluyla, şehrin veri evreni binden fazla gizli boyutta işleniyor. Anadol çalışmasıyla ilgili, “Sürükleyici bir ortamda inşa etmenin, bir makinenin zihnine adım atabileceğimiz bir ortam yarattığını” ifade ediyor. 

Installation of artwork Amplexus by artist Grimanesa Amoros in DQ in Riyadh, Kingdom of Saudi Arabia, on October 27, 2022 as part of the Noor Riyadh Festival 2022. Photo by Ammar Abd Rabbo/ABACAPRESS.COM

Işık, yaşadığımız çevreye dair görüşlerimizi etkileyip değiştiriyor

Küratörlüğünü Neville Wakefield’ın ve yardımcı küratör Gaida Al Mogren’in yaptığı From Spark to Spirit, ışığın kendisinin bir değişim sinyali haline geldiği bir dünyayla ilişkimizi şekillendirmede oynadığı rolün izini sürüyor. Serginin bir yönü, bazı katılımcı sanatçıların teknolojinin ilerlemesini ve evrimini tasvir etmek için ışığı kullandığını ve ışığın yaşadığımız çevreye dair görüşlerimizi nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini sergiliyor. Anadol’un çalışması, tanınmayan katmanları ortaya çıkarmak için insan bilincinin işbirlikçisi olarak makine zekasını kullanıyor. Ve sibernetik tesadüf yoluyla yeni bir sansasyonel özerklik biçimi sunuyor.

İstanbul’da doğan ve Los Angeles’ta yaşayan Refik Anadol, mimari unsurların yardımıyla alternatif gerçeklikler formüle ederek, veri anlatılarına yaklaşımları yenilemeyi amaçlayan bir stüdyo ve araştırma pratiği yürütüyor. Sanatçı, çalışmasında sanal ve fiziksel arasında, izleyicilerin dijital dünyanın görsel diliyle kendilerini kuşatmalarını sağlayan üç boyutlu veri heykelleriyle bir köprü kuruyor. 

Anadol, hafızanın uzamsal olarak nasıl deneyimlenebileceğini araştırıyor

1960’larda Kaliforniya’da başlayan Işık ve Uzay Hareketi’nin kurulu düzendeki değişiklikleri yansıtması gibi, bu sergi de Ortadoğu’yu şekillendiren hızlı kültürel dönüşümlerin etkilediği bir ışık manzarasını araştırıyor. Machine Dreams: Space, bu dönüşüm ve değişimin özünü yakalıyo. Anadol, hafızanın uzamsal olarak nasıl deneyimlenebileceğini araştırıyor ve AI teknolojilerini kullanarak anılarımızın ve hayallerimizin nasıl çalıştığını canlı, katmanlı ve görünüşte dürtüsel ve rastgele şekillerde taklit etmenin bir yolunu buluyor. Sürekli değişen teknolojiler ve ışığı kullanan yenilikçi tekniklerle aydınlatılan bir dünyada, yapıtları, ışığın benzersiz özelliğine ve umutlarımızı ve hayallerimizi bu dünyaya algılamamıza ve yansıtmamıza izin veren aydınlığına atıfta bulunuyor.

İçerik Hill and Knowlton Strategies katkılarıyla hazırlanmıştır. 

8 Kasım 2022 Tam Ay Tutulması

0

Ya Hayatımın Altı Üstünden Daha İyiyse? Bu ne yaratırdı?

16° Boğa Burcu Sabian Sembolü : “Kılıçlar ve meşaleler arasında bir savaş”

Güçlü bir Sabian Sembolü ile güçlü bir tutulmaya giriş yaptık.

Işığın gücü ile mücadelenin iradesi arasındaki bu dengeyi kurabilmek hepimiz için önemli bir konu olacak. İçinden geçtiğin karanlık dönemin aydınlanacağını bilmelisin. Takıntı ve kuruntu yaptığın yerlerde karanlığın gölgesi seni tüketecektir. Yaşanan olaylar içerisinde akışta kalarak belki de en zoru olan, teslimiyeti denemelisin. En güçlü yanını genelde zor zamanlarda keşfedersin. Şimdi senin için de zor bir zaman dilimi gibi gözükebilir, kendini oradan oraya savruluyormuşçasına, yönsüz, amaçsız hissedebilirsin. Ama belki tamda buna ihtiyacın vardır, bunu hiç düşündün mü? Belki önce savrulmalı, tozu dumana katmalı, sonra içindeki o “ışığa” uyanmalısın. Bu bedendeki deneyim alanında, kendi yolculuğunu keşfetmeli ve mücadelene daha güçlü devam etmelisin. 

8 Kasım 2022 Türkiye saati ile 14:01, sabit bir burç olan Boğa Burcunun 16 derecesinde gerçekleşecek olan Ay Tutulması gerçekleşiyor. Tutulmalar, değişim ve dönüşüm için portallardır.  Yeni aylar sırasında Güneş Tutulması, dolunaylar sırasında ise Ay Tutulması meydana gelir zorlu göksel olayları yaşatabilir. Sabit bir burçta Uranüs etkili bu tutulma kadersel olarak seni güvenli alanından çıkaracak ve yolculuğundaki yerini yeniden keşfetmeni sağlayacak.

Boğa-Akrep hattındaki tutulmalar insanoğlu için dürtü kontrolünü gerektiren tutulmalardır. Dünayasal olmak demek insanlığı deneyimlemektir. Alma- verme dengenin yerinden olduğundan emin olmalısın. Bu tutulma ile maddi ve manevi yardımda bulunmalı, paylaşmalısın.

Rüyaların ve eşzamanlılıkların artacağı günlere ilerliyoruz. 

Tutulmaya eşlik eden her iki sabit yıldızın (Zuben El ganubi ve Menkar) olumsuz etkileri gündemde olacaktır. Unutmayın bizler insan ırkı olarak ruhsal yolculuğumuzda “acı ile öğrenme” prensibini benimsemiş kişileriz. Bu gen hafıza kalıbını yıkmadığımız sürece acıyı deneyimlemeye devam edeceğiz maalesef.

Ay Tutulması anında Kova burcu yükseliyor, kişisel hak ve özgürlükleri ifade etme arzusunda grupların tek bir ses olma arzusunu görebiliriz. Ama Satürn’ün konumu ve aldığı açı itibariyle seslerin zorla bastırılması, susturulması söz konusu olabilir.

Duygusal olarak müthiş iniş çıkışlı ve özgürleştirici bir sürece giriyoruz hepimiz. 

Ay Tutulması anında Uranüs, Satürn ve Güneş arasında sabit t-kare açı kalıbı bulunuyor. Bu enerji yoğunlaşması, yaşamımızda hareket etmediğimiz, adım atamadığımız noktalarda sarsıcı beklenemedik bazı çözülmelerin olabileceğini gösteriyor. Depremsellik hem Türkiye hem de Dünya için ön planda olan bir konu olacak. Ekonomik anlamada ise Dünya yeni zorlu bir viraja giriyor. Hayatınızdaki ufak çaplı “depremleri” ise Yaradan’ın sizin yerinize temizlemeye, arındırmaya çalıştığı alanlar olarak görün! Adım atmaya cesaret edemediğiniz noktalarda, uzaklaşmanız gereken arkadaşlıklarda ilahi müdahale, sizin daha iyi olmanız adına gelecektir.

Mars’ın sert açı yaptığı Neptün-Jüpiter kontağı, özellikle kadınlar ve çocukları içeren konuların maalesef çok fazla gündemde olabileceğini gösteriyor.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha da yayılacağı bu dönemde, troid, boyun bademcikler ve akciğerlere önem verilmeli.

Merkür’ün aldığı zorlu açılar , bu süreçte iletişim şeklimizi de mercek altına alıyor. Yanlış anlaşılmalar, gereksiz meydan okumalar, bazı zorluklar ve engellenmeler olabilir. Yeni anlaşma ve sözleşmeler için eğer haritanız uygun değilse acele etmeyin lütfen. Ani alınan kararların değişme olasılığı var.

Bu tutulma sorumluluğunu almayan hazırsan, hayatın için atacağın kalıcı adımları destekleyeceğini söylüyor. Korkarak, kendi güvenli alanından çıkmayanların aynı güvenlik ve kuruntu sınavları devam edecektir.

Vicdanınız pusulanız olsun.

AY TUTULMASI VE YÜKSELEN BURÇLARA ETKİSİ 

KOÇ BURCU 

Bu tutulma ile yeni yatırım fırsatları elde edebilirisiniz. Yeni kazançlar yüzünüzü güldürürken, ani ve beklenmedik harcamalara karşı sizi uyaralım. Lükse olan düşkünlüğünüz size bu dönem aşırı para harcatabilir. Kendi değerinizin farkına varmanız gereken bir dönem. Kredilerden bir süre uzak durun.

BOĞA BURCU 

Bu ay tutulması sizin tüm hayatınızda değişiklik yapmaya sevk edecek. Yeni bir siz çıkacak ortaya. Korkmadan adım atmalısınız. Evlilik ya da ortaklıklar konusunda daha cesur adımlar atabilir çevrenizdekileri şaşırtabilirsiniz. Sesinizi duymayı özlemiştik. Bırakın içinizdeki o özgür ruhu.

İKİZLER BURCU 

Bu tutulmada gizli saklı işler yapmamanızı öneririm.  Bilinç altınızda bastırdığınız korkular, kuruntular her ne ise onlarla yüzleşme zamanı. Birlikte çalıştığınız iş arkadaşlarınız ile aranızda bazı anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Uzlaşmacı olamaya çalışmalısınız.

YENGEÇ BURCU 

Hayallerinizi gerçekleştirmek adına yeni plan ve projeler kapınızı çalabilir. İçinize sinmeyen bir konu olursa lütfen iç sesinizi daima dinleyin. Yeni arkadaşlıkların vesile olacağı yeni olasılıklar size iyi gelecektir. Korkmayın artık her “arkadaştan” kazık yiyecek değilsiniz, hayata karışmaya çalışın.

ASLAN BURCU 

Ay tutulması ile kariyer hayatınız gündeminizde olacak. Emek verdiğiniz tüm konular, plan projeler size ödülleri ile dönmeye başlayacak. Aileniz ve kariyeriniz arasında bocalayacağınız günler olsa da yeni terfi, yeni bir proje ayaklarınızı yerden kesecek.

BAŞAK BURCU 

Akademik hayatınız, yabancılar ile olan ilişkileriniz varsa hukuki süreçleriniz gündeminizde olacaktır. Yaşama yeni bir perspektiften bakma şansı veren bu tutulma kimilerine yurtdışı seyahatleri, yeni eğitim fırsatları sunacaktır. Hayattan keyif almaya bakın.

TERAZİ BURCU 

Kendi değerinize uyanacağınız güçlü bir tutulma. Bankalar, krediler, başkalarının parasını yöneteceğiniz bu dönemde cesur adımlar atabilirsiniz. Kendi gelir kaynaklarınızda kalıcı güçlü iyileştirmeler yapmak isteyebilirsiniz. 

AKREP BURCU 

Bu ay tutulması evlilik ve ortaklıklar konusunu gündeminize taşıyacaktır. Eskiden bu yana içinize sinmeyen konuların netlik kazanacağı bir dönem. Bazı ortaklıkların sonlanacağı, evliliklerin önemli bir dönemeçten geçtiği süreç. Ne istediğinize karar vermeniz gereken günlerden geçiyorsunuz. Adım atmanız gerekiyorsa geciktirmeyin.

YAY BURCU 

Bu tutulma ile günlük rutinleriniz, birlikte çalıştığını iş arkadaşlarınız gündeminizde olacaktır. Yeni arkadaşlar hayatınıza katılabileceği gibi, rutinlerinizde daha sağlıklı seçimler yaparak değişim yoluna gidebilirsiniz. Kendinizi üşütmemeye dikkat edin lütfen. 

OĞLAK BURCU 

Böylesi bir tutulma hayatınıza aşkı çekiyorsa kayıtsız kalamazsınız. Kendinize hayatı ve aşkı yaşamak için fırsat verin. Hayal kurmak ve mutlu olmak hakkınız. Çocukları olanlar, onlarla daha yakından ilgilenecekleri bir dönem. Birlikte yapacağınız ufak bir tatil ya da eğlence hepinize iyi gelecektir.

KOVA BURCU 

Gündeminizde eviniz, aileniz, taşınmaz mallarınız olacak bu ay tutulmasında. Kimileriniz ailenize daha fazla vakit ayırmanız gerekirken, kimileriniz de  kariyer hayatınızdaki güzel gelişimler karşısında yoğunluk yaşayacaktır. Taşınmaz mallarınızda satış düşünenlerin, dikkatli ve temkinli olmasını öneririm. 

BALIK BURCU 

Ay tutulması ile gündeminizde, kardeşleriniz, yakın akrabalarınız, eğitim öğrenim durumunuz, yakın ziyaretleriniz olabilir. Yazılı anlaşmalar kapınızı çalabilir, detaylara dikkat ederek bu fırsatı değerlendirebilişiniz. Kimileriniz araba alırken, kimileri kardeşleri ile keyifli vakit geçirebilirdiler.

Yıldızın Daima Parlasın

Gülden Güneren – Karma Astrolog

 

Markaların Seyir Defteri

0

Esra Baykal pandemi döneminin bana getirdiği kadınlardan. O zamanlar virüs bir yana temassız iletişim kanalımız dijital mecraların ötesine geçemedi. Salgın ile ilgili aşılanma süreci hayatımıza girip yasakların farklı bir durum halini almasıyla birlikte sosyalleşmeye ve yüz yüze görüşmelere başladık. Tabii ki maske, mesaje, hijyen hayatımızdan uzun süre eksilmedi.

Esra ile yüz yüze görüşmemiz de canlı yayın kadar heyecan doluydu. Bu süreç içinde sayısız çevrim içi görüşme yaptık, hayata geçirmek için projeler yazdık. Bir ileri iki geri derken iletişimimiz sıcak ve samimi bir şekilde ilerledi. Hatta son kitabının tanıtım gününe 15 gün önceden gittim. Kendi yaşam döngümde yoğun günlerden geçiyordum. Tarihleri karıştırmışım. Buluşma noktasına gittiğimde Esra’yı aradım; “Esracığım, buluşma için bekliyorum ama etrafta kimse yok.” dediğim de Esra; “Yeşim, o ayın 18’inde benmi günleri karıştırdım diye naif şekilde benim şaşkınlığımı örtbas etmeye çalıştı. 

Geriye dönüp baktığımızda şimdi çok gülüyorum. İşte Esra’nın kitabının bende kalan hikayesi. Bir de Esra’dan kendi kitabının hikayesini dinleyerek bu tatlı anıyı sonsuzlaştıralım.

Fotoğraf Ali Yeteroğlu

Esracığım, yeni kitabın hayırlı uğurlu olsun. “Markaların Seyir defteri” ikinci kitabın. İlk kitabında “Anneleri anlayan marka olmayı konuşurken bu kitapta rotanı markalara çeviriyorsun. Biraz kitabın ortaya çıkış hikayesini konuşalım mı?

Yeşimcim çok teşekkürler. İlk günden beri en büyük destekçilerimden oldun. 

Ne demek Esracığım. Azminle, çalışkanlığınla ve yenilikçi hayallerinle her zaman yanındayım. 

Markaların Seyir Defteri benim 2006 yılından beri markaların müşterileri ile aralarındaki alma verme dengesini kurma çabamın bir ürünü aslında. Toplumdan aldığını topluma veren markaların, daha uzun süre ayakta kaldığını biliyoruz. Elimizdeki teknolojiler, imkânlarla hayatına dokunduğumuz tüm müşterilerimizin yaşamlarını dönüştürme imkanımız var. 

Ekonominin, hayatın giderek zorlaştığı bu dönemde bu konunun daha da öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum. 

Bunun yanı sıra kitapta ideal bir pazarlama ve iletişim planı nasıl oluşturulmalı başlığını da farklı sektörlerden, Türk markalarından örnekler vererek anlatmaya çalıştım. Çünkü Türkiye’de yayınlanan pek çok markanın ana sorunu ellerinde yerel vaka incelemeleri olmayan kaynaklarla yol haritası çıkarmaya çalışmaları. Bu konuda da onlara ilham vermek istedim. Araştırma modellerinden, Metaverse’e, iletişim profillerine, sürdürülebilirliğe kadar sektör paydaşlarının gündeminde yer alan tüm konulara değinmeye çalıştım. 

Kitap pazarlama dünyası hakkında fikri olmayanlara bile fikir ve ipuçları sunuyor. Aynı zamanda Türkiyeden markalaşma örnekleri derken bir kaynak görevi görüyor. Kitabı yazarken hepsinden bir tutam içerik ekleyeyim yoksa en iyi bildiklerimi mi yazayım dedin?

Bizim sektör çok kitap üzerinden giden bir sektör değil, var olan yabancı kaynakların içerikleri Türkiye’ye uymuyor, ben 20 yıllık deneyimimle aslında başlarına gelebilecek her noktada bir çıkış bulmaları için örnekleri yerelleştirerek anlatmaya çalıştım ki marka müşteri bağlarını en güçlü şekilde kurgulayabilsin firmalar diye. 

Fotoğraf Ali Yeteroğlu

Kitabın için düzenlediğin tanışma toplantısında “İnsan var oldukça, pazarlama var olacak. Ancak ben bu pazarlama oyununun; daha adil, belli değerler üzerine kurulu bir anlayışla devam etmesini istiyorum.” diyerek duygularını dile getirdin. Senin hayatında etik ve sosyal sorumluluk projeleri nasıl yer alıyor? Ya da şöyle sorayım sen markalara bir strateji belirlerken içine hangi oyuncuları dahil ediyorsun?

Markanın özüne ve hedef kitlesine uygun 360 derece proje değerlemesi yapmak lazım. Kimi marka dijitalde büyür, kimisi konvansiyonel kanallarda. Ama şu değişmez, bizler marka hikayecileriyiz. Müşterilerimizin yaşam döngüleri içerisinde markamızın hikayesine yer bulmaya çalışıyoruz. Bu hikayeler her zaman güllük gülistanlık hikayeler olmuyor, bu esnada siz marka olarak girip, sadece kampanya, indirim, fenomen ilişkisi kurarak ilerlemeye çalışırsanız bir noktadan sonra sadece alan olursunuz. Sadece alan olmak bir süre veren tarafı yorar. Müşteriler yaşamlarındaki aksaklıkları da çözecek, derde deva olacak marka istiyor artık. Sosyal medya içerikleri ile ilgili 2 senedir düzenli araştırma yapıyoruz, müşteriler artık sosyal medyada bile sadece ürün görmek istemediklerini, %43 oranında markanın toplumsal etki projelerini de görmek istediklerini belirtiyorlar. 

Ben zaten yıllardır STK destekçisiyim. Markaların da kendi etki alanlarına uygun STK işbirlikleri ile müşterilerine fayda sunacak projeleri uzun vadeli projelendirmelerini ve uygulamaları tavsiye ediyorum. İnanın bu adımın, satış ve itibara ne denli fayda sunduğunu cirolara baktığımda görüyorum. Sosyal sorumluluk bağış değildir, etki alanındaki sorunu çözmek için uzun vadeli çaba harcamaktır. Bu alanda STK, üniversite ve kamu desteği ile markaların çözemeyeceği sorun yok. 

İçgörü kelimesini çok daha fazla duyar olduk. Geleneksel terimler yerini Z kuşağı terimlere bıraktı diyelim mi? ( gülüşmeler) Eskiden Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini konuşurduk şimdi marka köklendirmeden konuşuyoruz. Hazır seni bulmuşken sorayım markalar ve pazarlama dünyası hangi yöne evriliyor?

Valla galiba son yıllarda biraz rotadan saptık bence. Günü kurtaran iletişimler ve politikalar çok yaygın. “Z kuşağı hız seviyor, anlık beklentileri ve sürprizleri seviyor” diye diye uzun vadeli marka değeri yaratma konusu unutuldu. Oysaki kısa vadeli kazançlardan önce markanın uzun vadeli konumlandırmasını belirlemesi lazım. Aksi halde fiyat rekabeti veya anlık kazanımlarla uzun süre var olamaz markalar. Zaten her yıl patır patır yok olan markaları görüyoruz. 

Bunun nedeni hep kısa vadeli düşünmekten geçiyor. Bizim zamanımızın öğretisi, markayı masaya yatırıp, kimliğinden duruşuna bir duruş belirlemek ve ona uygun adımları planlamaktı. Şu an biraz rüzgar nerden eserse diye gidiyor firmalar, bu da bizi fırtınada yolu kaybetmiş kaptana düşürüyor. 

Ben bir adım geri çekilip bakmanın çok avantajlarını gördüm. Benle ilerleyen markalar da cirosal anlamda hep büyüdü. 

Fotoğraf Ali Yeteroğlu

Hayatın anne, iş kadını, sevgili, arkadaş derken çok yoğun bir tempoda geçiyor. Kendine molalar yaratabiliyor musun? Seni neler besliyor? Bu süreçte yapmak isteyip ertelediklerin var mı? 

Ben pek uyku sevmiyorum, zamanımı iyi ayarlamak gibi bir takıntım da var. Benim 1 ay sonraki ajandam bile bellidir aşağı yukarı. Kendime kaçamak kesinlikle yaparım, yürüyüş benim en önemli kaçamağım, kulağımda podcast hem öğrenirim hem yürürüm. Günde 45 mutlaka podcast zamanım vardır. Bunun dışında kitap oburuyum, ayda 2 kitap kesin okurum. Farklı alanları öğrenmek işimde çok faydalı oluyor. 

Çok izlerim, sinema, youtube kanalları, Gain çok seviyorum… Bir de araştırma okurum deliler gibi. Yurtdışından ve Türkiye’den araştırmalar benim ana beslenme kaynaklarım. Tiyatroya ayda 2 kez mutlaka giderim. 

Ne erteliyorum dersen, galiba en sevdiğim spor olan kickbox’a ara verdim 2 senedir. Onu özlüyorum. En kısa zamanda geri döneceğim. Bir de ilk kez bu sene Contemporary’e gitmeyi başaramadım. Sanat çok beslendiğim bir alan, fena olmayan bir resim koleksiyonum da var. Yeni sanatçıları keşfetmeyi seviyorum. 

Yakın gelecek hayallerin neler? Neler eklemek istersin?

En büyük hayalim bir STK’da yönetici olmak galiba. Özellikle koruyucu ailelik, evlat edinme, çocuklarla ilgili bir STK’da olmak istiyorum. 20 yaşımda pedofili farkındalığı için bir dernek kurmuştum. Sonra bazı sorunlar nedeniyle kapatıldı. Bu konuda çalışmak istiyorum. 

Roman yazdım, Ocak 2023’te onu hayata geçireceğiz Ceres Yayınları ile benim başka bir yanımı anlatma imkanım olacak. Yıllardır deneme yazan bir kadın olarak novella diyebileceğimiz bir eser hazırladım. Tam roman uzunluğunda değil yani. Ama benim hayata bakışımı, biraz alaycı yanımı, hayatta dert ettiklerimi esprili bir kurgu ile paylaştığım bir çalışma oldu. Şu an en büyük heyecanım bu galiba. 

Yani pek güneye gidip emekli olacağım hayalim yok benim ☺ Allah sağlık verdiği müddetçe ne biliyorsam, ne öğrendiysem gelecek nesillerin huzurlu yaşaması için üretmeye, paylaşmaya devam edeceğim sanırım. 

Çooook teşekkür ederim Esracığım. 

Yeşim Mutlu

Markaların Seyir Defteri

Esra Baykal Hakkında

MARKA KÖKLENDİRME DANIŞMANI ESRA BAYKAL KİMDİR?

İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı mezunu olan Esra Baykal, Marmara Üniversitesi’nde MBA yüksek lisansı yaptı. Bir stratejist olarak kariyerine, Leo Burnett’te başlamış, McCANN Erickson, Movida Plus MAP, Art Grup Türkiye, Arnavutluk, Azerbaycan ofislerinde ve THE Reklam’da stratejik planlama direktörü olarak devam etti. İngiltere’nin en prestijli kurumsal sosyal sorumluluk ödüllerinden Green Apple’ı, CSR Europe’da Birincilik ödülünü, Peer Awards’da yine büyük ödülü destek verdiği ajanslara ve markalara kazandırdı. 

2017 yılında Türkiye’nin 2. markalı dersi olan “Game Kudra İletişim Oyunları” programını, Altınbaş Üniversitesi, Pazarlama ve Marka Yüksek Lisans Programı’na kazandırdı ve 2 yıl boyunca öğretim görevlisi olarak görev yaptı.

Anne-çocuk markaları konusunda uzman bir stratejist olan Esra Baykal, 2019 yılında Türkiye’deki farklı anne profillerini keşfeden ve bu annelere ulaşmak isteyen markalara bir başucu kitabı niteliğinde olan “Anneleri Anlayan Marka Olmak” kitabını yazdı.

Endüstri Radyo’da her Salı yayımlanan “Zamana Kafa Tutanlar” programının sunucusu ve yapımcısı olan Esra Baykal, Reklam Yaratıcıları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Marka Konseyi üyesi, Anne Meclisi Danışma Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Brand Map’in Yayın Koordinatörü’dür.

Bugün Türkiye’nin prestijli ajanslarına ve markalarına, stratejik planlama, iletişim stratejileri, araştırma metodolojileri, kurumsal sosyal sorumluluk modelleri tasarlayan Baykal, dijital pazarlama stratejileri ve tüketici içgörüleri konularında da eğitim, moderasyon ve danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Berr-In, 2023 Sonbahar / Kış koleksiyonu

0

Sezon trendlerini modern tasarımları ve eşsiz vizyonu ile birleştiren Berr-In, 2023 Sonbahar / Kış koleksiyonunda; geniş renk paleti, yüksek kalite kumaş seçimleri ve çarpıcı detaylar ile yaratıcılığın sınırlarını zorluyor.

Koleksiyon, çoklu ürün seçeneği ile her bir parçaya kolaylıkla kombinlenebilme imkanı sunuyor.

Maksi elbiseler, özel dikim hissi veren ceket ve pantolon takımlar, tasarım kalitesi ile farklılaşan üst giyimler, parıltı detayları ile yeniden yorumlanan denim gruplar, markaya özgün desenleri ile yumuşak trikolar, gündüzden geceye tamamlayıcı bluzlar koleksiyonun her zevke ve arayışa hitap etmesine olanak sağlıyor.

Kışın vazgeçilmezi kaşe dokular, ışıltılı kumaş ve aksesuar detayları, dokulu saten ve kadife gruplar, vücudu saran deriler, geniş koleksiyonun öne çıkan parçalarını oluşturuyor.

İkonikleşen desen ve baskı detayları ile çarpıcı bir seçki sunan Berr-In 2023 Sonbahar / Kış koleksiyonu, zengin renk skalası ile modern bir stil anlayışını benimsiyor.

Kışın habercisi toprak ve baharat tonları, sıcak sarılar, klasikleşen siyah ve ekrular, romantik leylak ve pembeler, elegant  zümrüt ve coral tonları, gold ve gümüş detaylarla tamamlanıyor.

Her sezon hazır giyim sektörüne stili ve yenilikçi bakış açısı ile yön veren Berr-In, 2023 Sonbahar / Kış koleksiyonu ile takipçilerini kış mevsiminin tüm soğukluğundan arındırıyor. Ulaşılabilir yüksek moda anlayışı ile Berr-In, benzersiz alışveriş deneyimini online mağazası berr-in.com aracılığıyla güçlü ve özgün kadınlarla buluşturmaya devam ediyor. 

berr-in.com

IG: @berrinistanbul 

2022 Kasım HiPP Fotoğraf Atölyesine Davetlisiniz

0

Kasım Ayı Hipp Fotoğraf Atölyesi sizleri bekliyor.

HiPP Türkiye; her ay farklı konularla çevrimiçi buluştuğumuz #hippfotografatolyesi ne fotoğrafa ilgi duyan ebeveyn ve ebeveyn adaylarını davet ediyor.

07 Kasım 2022, saat:21.00’de zoom aracılığıyla gerçekleşecek atölyeye katılım tamamen ücretsiz ve 20 kişi ile sınırlı.

Kayıt olmak için Instagram #hipptürkiye hesabını takip etmeniz, Instagram DM ya da yesim@yesimmutlu.com a elektronik posta iletmeniz yeterli. 

Gelin hep beraber fotoğraf konuşalım.

 

Güneşin Çocukları

0

Ve “hayattan kopmamışsın” dedi 

Son cümlesinde,
 
Derdim herkes kadar
Ne azı, ne fazlası.
Geceden yoğurduk hayallerimizi
Güneşe taşsın diye,
Çakıl taşlarını engel görmedik 
Yol yaptık uzaklara götürsün diye
Karalar bağladıkça dallarımıza 
Rüzgara döndük yüzümüzü. 
 
Ne sırtımızı döndük,
Ne arkasından güldük 
Güneşin çocuklarıydık biz
Her şeye rağmen parlayan..
 
Sevgilerimle Özlem
Ekim2021
 
 

Levanten Sokağı… Kordelya…İzmir…

0

Karşıyaka’daki Levanten evlerin, köşklerin güzelliğini bilenler bilirler. Nedendir bilmem, benim doğup büyüdüğüm evin sokağı Levanten Sokağı diye de bilinir… Aslında Karşıyaka’da o kadar çok sokak var ki içindeki evler nedeniyle Levanten Sokak adıyla da anılabilecek…

Ben 1937’de İzmir Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz, sokak isimlerini numaralarla değiştirmeden önce Tahir Sokağı diye bilinen sokakta, yüzü 1937 öncesinde ismi Aydoğdu Sokağı olan sokağa dönük, arkasında kocaman bahçesi olan tek katlı bir evde doğup büyüdüm. Gittiğim ilkokul da Aydoğdu İlkokuluydu… Evden çıkmamla okula varmam bir olurdu neredeyse. Okul zili çalmadan 30 saniye önce evden çıksam yeterdi. Sonra okul çıkışlarında arkadaşlarımla bizim evimizin önünde toplaşır, anneciğimin kurabiyeleri eşliğinde kitap okurduk! Bugünler için tuhaf bir uğraşı gibi gözükse de bizler çok kitap okurduk. Evdeki kitaplar yetmez, çevre okulların kütüphanelerine üye olur, ödünç kitaplar alır, her hafta yeni kitaplar okurduk.

Çok şanslı bir çocukluk yaşadığımı düşünürüm hep. ‘Mahallede’ herkes birbirini tanırdı. Mahalle derken yalnızca iki sokaktan bahsettiğimi sanmayın. Çok geniş bir alanda biz çocuklar rahatça güvenlik içinde oynayabilirdik. Herkes birbirini ve herkes herkesin çocuğunu koruyup kollardı. Mahallemizde din ve ırk ayrımı diye bir şey hiç yoktu. O geniş komşuluk alanında ailelerin tanımı geldikleri şehre göre lakaplarla yapılırdı. Hatırladıklarım örneğin, Kulalılar, Manisalılar, Yanyalılar, Rodoslular, Giritliler, Selanikliler…

Hanımların sırayla günleri olurdu bir araya gelip sohbetler ettikleri, örgüler ördükleri, çay eşliğinde ikramlarda bulundukları… Anneciğim derdi ki mesela, “Bugün Kulalılarda günümüz var…”

Aydoğdu Sokağının köşesinde bir geniş aile yaşardı, tam sağ çaprazımızda… Üst katta canım Esin Ablacığım, annesi, babası ve yanlış hatırlamıyorsam anneannesi vardı. Anneannesinin o tatlı cümlesini hiç unutmadım: “Yeeeesin, kamerayı sıkı sıkı kapadin mi yavrum?” Bana (anneciğimin anneannesi Girit’in Resmo köyünden mübadele öncesinde İzmir’e göçmüş olan) büyükannem Remziye Hanım’ın biz ufaklıklara kızdığında “Başlarım kalimeranıza, kalisperanıza…” veya yemek yerken, “Pironu sıkı sıkı tutun…” demesini hatırlatırdı hep bu aksanlı ve karma dilli cümleler… Büyükannem Remziye Hanım, sıkıştı mı hemen Rumca’ya dönerdi. Anneannem İsmet Hanım gerekirse tercüme ederdi bizlere. Duymamamız gerekenleri de sanırım farklı tercüme ederdi! Anneannem hem anlar hem de konuşurdu Rumcayı; annem ise anlar, ama konuşamazdı…

Aynı evin alt katında Müeddet ablalar yaşardı. Bir de ‘Şekerciler’! Akide şekeri atölyesi de vardı orada alt katta, günün belli saatlerinde misler gibi şeker kokuları gelirdi, akide şekeri ağırlıklıydı yanlış hatırlamıyorsam üretimleri. Geniş ailenin ‘Şekerciler’ bölümünde Rahmet Hanım Teyze ve evlatlarını nasıl hatırlamam? Biz çocukların en sevdiği kokuların geldiği bir kapıydı orası…

Yan komşumuz ‘ciciannem’ Muzaffer Hanım ve kızı bir tanecik Ayla Ablacığım… Ellerinde büyüdüğüm insanlar… Ciciannem, Selanik göçmenlerindendi.

Esas sokağımızın, mahallemizin yaz akşamlarını anlatmalıyım sizlere… O sıcak mı sıcak İzmir gündüzlerini düşünün. Akşama doğru gün batımı yaklaşırken herkes kovasını, hortumunu, süpürgesini eline alır, evlerin önleri buz gibi yıkanır (İlginçtir, örneğin Resmo’da ve seyahat ettiğim bir çok Yunan adasında bu geleneğin sürdüğünü gördüm! Resmo’ya henüz gidemedim, ama çok sevdiğim bazı dostlarım bu bilgiyi paylaştılar benimle.), kaldırımlara sandalyeler, şezlonglar, tabureler, sehpalar çıkarılır ve evlerin kapı önlerinde sohbetler ve komşular arası ikramlar sürer giderdi… Nasıl keyifli olurdu o akşamlar anlatamam… Hele biz çocuklar için belki de daha da keyifli olurdu. Yaz akşamlarının tadını bol bol oynayarak, “hadi çocuğum artık eve gel,” diye bir cümle duymadan geçirirdik.

Ben genelde İzmir’de, özelde Karşıyaka’da ve mahallemizde, din ve ırk ayrımı bilmeden, kimin kökü nerededir ve bu onu daha mı az daha mı çok insan yapar hiç düşünmeden büyüdüm. Dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun, ben insanı ve gözlerinin içinde sevgi pırıltısı olan insanı seviyorum ve o insan için, o insanın kırgınlığı, gücenikliği olmasın diye elimden ne geliyorsa yaparım!

Belki de o Levanten sokaklarında büyümenin bana katabildiği en değerli hazine budur. Ne dersiniz?

Çocukluğumun geçtiği sokakları, Karşıyaka’mı, nam-ı diğer Kordelyamı, İzmir’imi sevgiyle anmak istedim bu Levanten Sokağı anılarımla…

Belgin’ce…



Aromaterapi ile Mutlu İş Yaşamı

0

26 yıldır aktif olarak iş yaşamının içinde olup aromaterapi ile daha mutlu bir iş yaşamına adım atan sevgili Fatma Özgün Apaydın’ın hikayesi ve kitabını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Okuyacağınız satırlar Fatma Hanım’ın kalbinden gelen sevgiyle insanı daha da etkiliyor.

Sevgili Yeşim Hanım ve değerli okuyucuları; 26 yıldır aktif olarak iş yaşamının içindeyim. Bu sürede, dünya devi bir marka olan Microsoft’ta ve uluslararası işler yapan bir Türk şirketi olan Borusan’da çalıştım. Halihazırda ailemin de ortak olduğu, 256 yıllık Alman bir şirket olan Hubergroup’ta ve aynı zamanda kendi kurduğum işte aromaterapi üzerine çalışmaktayım. Tüm bu iş yerlerinde mutlulukla çalıştım ve çalışıyorum. Pek tabii her birinde mutsuz olduğum zamanlar ve çalışmalar oldu, zaten aksi düşünülemez. Ancak çalıştığım tüm iş yerlerini gözden geçirdiğimde, hepsini mutlu ve olumlu olarak hatırlıyorum. 

Hatta mutluluğumun yıllar geçtikçe arttığını çok net olarak söyleyebilirim. Peki ne olmuştu da, geçen yıllarla birlikte mutluluğum artmıştı? 

Yıllar geçtikçe artan mutluluğumu analiz ettiğimde, şu sebepleri görüyorum: 

Yaşla birlikte olgunlaştığım için olaylara ve insanlara bakış açım daha hoşgörülü hale geldi. Bu durum pek çok insan için geçerlidir şüphesiz. Hayat bizi eğitirken yontar, şekillendirir ve kendimizin daha iyi bir versiyonu olmamız için bizi yönlendirir. Aynı ağaçlar gibi, yaşımız ilerledikçe daha bilge, daha dayanıklı, daha hoşgörülü ve daha huzurlu olmaya başlarız, en azından çabalarız. Ben de bu döngüden geçerek bugünlere ulaştım. 

İkinci önemli sebebin, çalıştığım iş yerlerinin ve yaptığım tüm işlerin benim için birer anlam ifade etmesi olduğunu görüyorum. Mesela Microsoft’ta çalışırken hem dünyanın en iyi şirketlerinden birinde olmanın verdiği hazzı yaşıyordum hem de Microsoft yazılımları sayesinde insanların potansiyellerini ortaya çıkarmalarına vesile oluyordum. Hubergroup’taki işimiz matbaa ve ambalaj mürekkepleri üzerine. Huber’in ürettiği mürekkepler sayesinde kitaplar basılabiliyor, ambalajlar daha kaliteli ve güzel hale gelebiliyor; yani topluma değer katıyoruz. Kendi işim olan aromaterapi ise benim için yaptığım en anlamlı iş. Yani, insana ve yaşama fayda sağlayan, dokunan, hizmet eden işler beni mutlu ediyor. Bunun için müteşekkirim. 

Üçüncü sebep ise, hayatıma girmesiyle çok önemli bir fark yaratan aromaterapinin, beni kendini daha mutlu hisseden bir insan haline getirmesi. Aromaterapi ile bir eğitimde tanıştım ve bu eğitim, hayatımdaki dönüm noktalarından biri oldu. Aromaterapiyi uygulayarak hem daha keyifli bir özel yaşama ve iş yaşamına sahip oldum, hem de aromaterapi sayesinde yeni bir iş kurdum ve kendi işimi yapmanın ayrıcalığına ulaştım. 

Aromaterapi dünyası çok zengin, derin, keyifli ve mutluluk veren bir dünya çünkü içinde kokular ve bitkilerin enerjileri var. Bu dünya bize gizemli sürprizler sunuyor ve küçücük bir şişeden çıkan kokular sayesinde duygularımız, algımız ve düşüncelerimiz değişebiliyor. Aromaterapi benim dünyamı zenginleştirdi ve geliştirdi, pek çok kişininkini de değiştirdiğine tanık oldum. 

Bu rehberde amacım, aromaterapi sayesinde elde ettiğim mutlu iş yaşamının ipuçlarını sizlerle paylaşmak. Pek tabii mutluluğun tek bir tanımı olmadığı gibi, ona ulaşmanın da tek bir yolu yok. Ben size kendi yolumu ve kendi hikayemi açıyorum. Dileğim, bu hikayeden esinlenerek sizin kendi yolunuzu ve mutluluğunuzu bulmanız. 

Bu rehberde yer alan bilgilerle aromaterapiden faydalanmanızı, bu sayede iş yaşamında artan mutluluğa ulaşmanızı ve yaşam yolculuğunda sevginin ışığı ile ilerlemenizi diliyorum.

Fotoğraf: Fox

 

İş Yaşamında Mutluluk Nedir? 

Mutluluğun tanımı kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Doğumumuzla getirdiğimiz özelliklerimiz, yetiştiğimiz aile ortamı, tecrübelerimiz, yakın çevremizdeki insanlar ve olaylar, algımız ve daha pek çok şey mutluluğun kişisel tanımını değiştirir. Bu nedenle, ‘Mutlu bir İş Yaşamı’ edinmek için öncelikle, kendi mutluluk tanımımızı bulmamız gerekir. 

İş yaşamındaki mutluluğun benim için tanımı; huzurun, yeniliğin, öğrenmenin, fırsatların ve sevginin bulunduğu bir ortamda, kendi çabamı, cesaretimi ve yeteneklerimi ortaya koyarak başarıya ulaşmaktır. Tüm bu kavramların oluşması için içsel huzurun kilit rol oynadığını düşünüyorum. Kendi iç dünyamda huzurlu ve barış içinde hissedersem ancak o zaman merak ederim, ilgi gösterebilirim, öğrenebilirim ve çabamı ortaya koyabilirim. Aromaterapi bu noktada devreye girerek, iç huzurumu sağlama konusunda kokular yoluyla bana yardımcı oluyor. 

Mutluluğa ulaşmak için bizi rahatsız eden gündelik can sıkıcı konulara da çözüm bulmamız gerekir. Mesela başım, boynum ya da kaslarım ağrıyorsa, mutluluğa ulaşmam daha zor olacaktır. Aromaterapide kullanılan uçucu yağlar sayesinde, ağrımı geçici olarak hafifletebilir, işime daha kolay odaklanabilirim. 

İş yaşamındaki mutluluğun önündeki en önemli engellerden biri stresi yönetememektir. Stres, iş yaşamının da özel yaşamımızın da doğal bir parçası. Ancak dozuna ve nasıl yönetildiğine bağlı olarak, bize başarı da, hayal kırıklığı da yaşatabilir. Aromaterapinin devreye girdiği en güçlü alanlardan bir diğeri de stres yönetimi konusunda kokular yoluyla bize destek olmasıdır. 

Ayrıca çalışırken odaklanmam gerektiğinde, cesaretimi artırmak istediğimde, kendime verdiğim değeri hissetmek için ve daha pek çok konuda aromaterapiden faydalanıyorum. 

Iş Yaşamında Mutluluk Önemli mi? 

İş yaşamındaki mutluluk ile ilgili yapılan yüzlerce çalışma var. Bu çalışmaların çoğu iş yerindeki mutluluğun şirketlerin başarısını, mali sonuçlarını ve çalışan memnuniyetini olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. Benzer şekilde mutluluk, kişilerin de şirkette daha uzun süre çalışmalarını, kendilerini daha sağlıklı ve anlamlı hissetmelerini sağlıyor. Çünkü mutluluk pozitif düşünceyi, sağlığı, başarıyı beraberinde getiriyor ve stresi azaltabiliyor. 

Buradaki kilit konu, mutluluğun bir bütün olduğunu unutmamak. Yani kişinin işteki ve özel hayatındaki mutluluğu birbirini direkt etkiliyor. 

Birey işte mutluysa fakat hayatının diğer alanlarında memnun değilse, genel mutluluk veya refah düzeyi daha düşük oluyor. Aynı şekilde, kişinin sağlık veya özel sorunları varsa, insanlar duygusal varlıklar olduğu için, bu durum iş yerindeki üretkenliğine ve mutluluğuna etki ediyor. 

Aromaterapinin faydası da işte tam burada ortaya çıkıyor. Aromaterapi uygulamaları yalnızca iş yerinde değil, hayatımızın her alanında bize yardımcı oluyor ve iş-özel yaşam arasındaki dengeyi kurmamıza yardımcı oluyor. 

Çalışanlar sadece çalışanlar değil, kişisel ve ailevi bağları olan insanlardır. Şirketlerin bu bağlantıyı iyi anlamaları, iş yeri mutluluğu için kritik önem taşıyor. Aromaterapi bize bu bağı kurmamız, anlamamız ve dengelememiz için yardımcı olmaya hazır. Siz yaşamınızda aromaterapiyi denemeye hazır mısınız? 

Bu kitap/defteri nasıl kullanabilirsin? 

Bu eserimde, iş yaşamındaki mutluluğum için önemli olduğunu düşündüğüm konularda aromaterapiden çokça faydalandığım 19 temayı seçtim. Kitap/defter içinde bu temalar hakkında aromaterapiyi nasıl uygulayabileceğine dair pratik bilgiler ve formüller bulacaksın. 

Aromaterapi kişiye özel bir uygulama yöntemi ve herkese hitap eden kokular farklılık gösterebilir. Bu eserde amaç sana en uygun, sana kendini en iyi hissettiren esansiyel yağı bulman için fırsat yaratmak. Bu da ancak deneyimleme ile mümkün olabilir. Defterdeki boş sayfalara, denediğin esansiyel yağların ve bu sayede kokuların ve bitkilerin sana neler hissettirdiklerini yazabilirsin. 

İleriki sayfalarda, aromaterapi ile ilgili temel bilgileri, uygulama ile ilgili ipuçlarını ve güvenli kullanım bilgilerini bulacaksın. Bu kısmı mutlaka okumanı öneriyorum, bu sayede doğru ve güvenli uygulamalar yapabilirsin. 

Bu eser, hem bir kitap hem de bir defter olarak tasarlandı. Yazarı sadece ben değilim, defter kısmını yazacak olan sensin aynı zamanda… Boş sayfalara kendi iş ya da özel yaşamına ait her şeyi yazmakta özgürsün. Duyguların, işinden ve yaşamdan beklentilerin, mutluluk tanımın, mutlu olduğun ve bazen mutlu olmadığın günlerde yaşadıkların, bu günlerde aromaterapiden nasıl faydalandığın, bazen içinden çıkamadığın düşüncelerin, hayallerin, ve kendin… Çünkü mutlu bir yaşama ancak kendimizi anlayarak ve kendimize ulaşarak sahip olabiliriz… Keyifli bir deneyim dileğiyle… 

Sevgili Fatma Özgün Apaydın’a ve bizi bu güzel satırlarda buluşturan canım arkadaşım Cenk Erdem’e çok teşekkür ederim.

YSM 

Fatma Özgün Apaydın Hakkında

Konuşmacı, Yazar, Yönetici Ortak

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra, University of Delaware’de İşletme Yüksek Lisansı (MBA) yaptı. 

1995-2005 yılları arasında Microsoft Türkiye’de satış bölümünde çalıştı, en son grup satış direktörü olarak görev aldı. 

2007 yılında, ailesinin Türkiye ortağı olduğu Alman merkezli Hubergroup şirketinde Yönetim Danışmanı olarak çalışmaya başladı ve bu görevi halen devam ediyor.

2008 yılında aromaterapi ile tanıştı ve kendi yaşamında uygulamaya başladı. Daha sonra aromaterapiye olan ilgisi ve inancı nedeniyle, bu alanda bir iş kurdu ve aromaterapiyi Türkiye’deki eczanelerde konumlandıran ilk kişi oldu. Halen Aromaterapi Portali Kurucu ve Florame Türkiye Yönetici Ortak’ı olarak çalışmaya devam ediyor.

Prof. Dr. Ekrem Sezik, Prof. Dr. Erdem Yeşilada, Prof. Dr. Ulvi Zeybek ve Prof. Fabienne Millet eğitimlerine ve Uluslararası Botanica Aromaterapi Konferanslarına katıldı. Tisserand Institute tarafından verilen ‘Essential Oil Safety’, ‘Essential Oils for Healthy Skin’, ‘Essential Oil Kinetics’ ve ‘Beyond the Bottle: Understanding Essential Oils’ Sertifika Eğitimlerini, Prof. Daniel Chamovitz tarafından verilen ‘Understanding Plants’ Coursera Sertifika Eğitimini, Felicity Warner tarafından verilen ‘Sacred Oils’ kursunu tamamladı.

Kariyerinde kurumsal iş yaşamında yönetici, aile işinde şirket ortağı ve kendi kurduğu işinde girişimci olarak çalışma imkanına sahip oldu. ‘Girişimci de Oldum Yönetici de’ isimli bir kitabı, ‘Aromaterapi ile Mutlu İş Yaşamı’ isimli bir defter/kitabı bulunuyor. 

Aromaterapide kullanılan kokulu yağları daha yakından tanıdıkça, bitkilerin büyüleyici dünyasına girdi. Bu dünyanın derinliklerine indikçe, bitkilere olan hayranlığı ve ilgisi arttı. Ayrıca bu sayede kokunun yadsınamaz gücünü keşfetme şansını elde etti ve kokulu bitkiler özel ilgi alanı oldu. Hayalleri arasında aromaterapiden daha çok kişinin faydalanması ve bitkilerin büyülü dünyasıyla tanışması yer alıyor.

Sercan Bozkuş diyor ki “Kimseye bir kinim yok!”

0

Müzik hayatımda her zaman vazgeçilmezlerden. Her an her yerde müzik diyenlerdenim. Bahçeşehir’de yaşadığım için trafikte fazlasıyla kalıyor ve yol boyunca  bir o çalma listesi bir bu çalma listesine zıplıyorum. Geçtiğimiz hafta yine yolda bir keşif listesine düştüm. 50 şarkılık bu listeyi 50 dakika boyunca sıradaki neymiş diyerek geçtim. 80’leri yaşamış biri olarak yeni nesil müzik çok çok başka geliyor bana.

Konu müzik olunca çok bilinen menajerlerden gelen basın bültenleri dışında sektörün içinde olup güzel işler yapan ama adını kitlesinin dışında duymayan birçok kişi olduğunu gördüm. Ulaştığım kişiler arasında o gün 50 şarkılık listeden şarkısını dinlediğim ve iletişimde olduğum, uygun bir zamanda bir araya gelmeyi beklediğim kişilerde vardı. Herkes farklı yerlerde olunca beklemek istemedim.

Listede yer alan ve şarkısını ilk kez dinlediğim Sercan Bozkuş ile yeni müzik akımını konuşmak için sözleştik. Kendisinin söz yazması, beste  yapması ve şarkı söylemesi çok dikkate değerdi. Sercan ile Galata’da buluşarak müzik ve muhabbetle geçen üç saat geçirdik. Fotoğraflarımızı çeken Eyüp Özer’e; yeni nesil müziği tatlı sohbeti ve hikayesiyle aktaran genç sanatçıya çok teşekkür ederim.
 

Sevgili Sercan Bozkuş müzik ile tanışman nasıl oldu? Bir sabah kalktın şarkı söylemeliyim mi dedin? Şaka bir yana hikayen nasıl başladı?

Öncelikle şunu belirterek başlamak isterim. Çevremde beni müziğe teşvik edecek ne ailemde ne akrabalarda ne de mahallemde yakınlarımda kimse yoktu. Açıkçası bende merak ediyorum. Nasıl düştüm müzik dünyasının içine, nereden ilham aldım nereden heves ettim?

Müziğe ilk önce söz yazarak başladım. Küçük yaşlarda oyunlarımda bile sözde albüm yapıyordum. Elime mikrofon diye kumandayı alıp doğaçlama kendimce şarkılar söylüyordum. Daha sonra olgunlaştıkça yazdığım sözlerde olgunlaşmaya başladı ve buna hiç ara vermedim söz yazdım şiir yazdım beste yaptım ve seslendirdim. Ayrıca ben utangaç biriydim pek kimseye söylemezdim bu yeteneklerimi. Fakat çok acı bir olay yaşadım küçük yaşta annemi kaybettim. Ona bir şiir yazdım o yazdığım şiiri akrabalarıma gösterdiğimde çok güzel tepkiler aldım. İlk o zaman kendimi en azından yakın çevreme duyurmuş oldum. Piyasaya adım atmak için kolları sıvadığım ilk zamanlar lise zamanımdı. Araştırmaya başladım ve bir savaşın içerisine girdim. Hala da müzik dünyasında savaşmaya devam ediyorum.

Son zamanlarda dinleme listemin önerdiği Türkçe müziklerin içinde sadece üç tanesini duyduğumu söyleyebilirim ( gülüşmeler) farklı pop ve rap almış başını gidiyor. Neden bu tarz müzikler daha çok dinleniyor?

Birbirini taklit eden şarkıcılar, birbirini tekrarlayan sözler, besteler pop piyasasını yerle bir etti diyebilirim. Bu konuda tavrım çok net, piyasanın başını çeken tüm popçuların büyük rolü var bunda. Hep aynı söz yazarları hep aynı bestekarlar ve aynı kafalardan çıkmış fikirler. Kimse cesur davranmadı, herkes korkak davrandı ve haklı olarak dinleyiciler bu isimlerden şarkılardan bıktı. Aslında eskiden beri var olan fakat genetiğiyle oynanmış rap şarkıları ve rap sanatçıları yeni nesil tarafından çok sevildi hoş karşılandı. Ama altını çiziyorum “küfür ve zararlı maddeleri” güzelleştirici hiçbir şarkıya onay vermiyorum. Ceza aldıklarında da destek vermiyorum. Çünkü dinleyici kitleleri çoğunlukla gençler oluyor. Gençlerin kafalarını karıştırmalarına izin verilmemeli.

Bir şarkının hit olabilmesi için neler gerekiyor? Ya da şöyle sorayım son zamanlarda belirli isimler ön plana çıkıyor. Müzikte sanatçılar kendilerine nasıl alan açıyorlar?

Şarkınızın hit olabilmesi için dayınızın olması lazım. 😊 Şaka bir yana ortada bir pasta var ve bu pastanın bölünmesini kimse istemiyor. Eğer bu pastaya elini uzatan olursa ya o eli çektiriyorlar ya da kendilerine bağlayıp o kişilerden prim elde ediyorlar. Dışardan göründüğü gibi değil asla piyasa çok berbat halde güzel şarkılar değil güzel reklamlar tutuyor diyebilirim. Çok sevdiğim dünya çapında bizi temsil eden Megastar Tarkan bile birçok dalda gençlere destek paylaşımları yapmasına rağmen müzik dünyasında kendi çabalarıyla bir şeyler yapmak isteyen bir genci keşfedip paylaştığını gördünüz mü?  Lütfen kimse bana Tarkan sosyal medyada mı gezinecek? demesin gayet güzel geziniyor.

Müzik çok geniş bir alanı kapsıyor. Bu ekosistemin içinde günümüzde müzik kadar sosyal medya önem taşıyor. Dijital ile aran nasıl?

Dijital ile aram çok iyi. Herkes zaten artık sosyal mecrada tüm işlerin daha iyi ilerlediğini görür durumda. Sosyal medya sayesinde gençlerin önü açıldı aslında. Gerçek yetenekler ortaya çıkmaya başlamışken tabii ki önceki sorularda belirttiğim piyasanın tepesinden inmeyen ve orada tutulan isimler hemen bu mecraya da el attı. Dijitalin de geleneksel medyadan bir farkı kalmadı ama yine de daha özgür olabiliyoruz.

Müzik kadar telif haklarının önemli olduğunu düşünüyorum. Varsayalım senin sözünü yazdığın ya da bestelediğin bir şarkıyı izinsiz okudular. Nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor?

Güzel bir konuya değindiniz. Maalesef başıma tam 2 defa geldi, birinde bu eylemi gerçekleştiren kişiler ile uzlaşma sağladık. Fakat diğerinde her türlü delil ve bu eylemi gerçekleştiren kişinin suçunu kabul etmesine rağmen mahkeme sürecinde olduğunu söyleyebilirim. Kesinlikle bir eser yaptıklarında güvence altına alsınlar. Yasal yollara başvurmalarını ve sakin kalmalarını tavsiye ederim. Hukuk devleti olduğunu kimse unutmasın Türk mahkemelerine güvensinler. Bu isim hepinizin tanıdığı bir isim şu an süreç mahkemede olduğu için açıklayamıyorum, çok yakında herkes görecek zaten.

Sen kimleri dinliyorsun? Sana ilham veren sanatçılar kimler?

Ben kendimi ses sanatçısından daha çok söz yazarı ve besteci olarak görüyorum. Yine de yanlış anlaşılmasın şarkı söylemek benim tutkum. Çok gencim ve yolun başında olduğumu düşünüyorum.

Ersay Üner’den çok ilham aldım, Sinan Akçıl’ın yazıp bestelediği şarkıları çok başarılı buluyorum. Sezen Aksu, Yıldız Tilbe, Serdar Ortaç diye birçok isim ekleyebilirim. 

Bir fırsatım olsa da beraber şarkı söylesek dediğin grup ya da sanatçı var mı? 

Ah Quenn ve Freddie Mercury ile aynı sahnede olmayı çok isterdim.

Önceki sorularda bir yönünü eleştirdiğim ama birçok yönünü de beğendiğim megastar Tarkan demek istiyorum. Ben sevdiklerimi eleştiririm çünkü onlardan daha hassas olmalarını beklerim. Bu soruyu biraz değiştirerek cevaplamak gerekirse de Ersay Üner ile oturup söz yazmayı çok isterim.

Sen neler eklemek istersin…

Ben bir yerlere gelebilirim ya da gelemem ama son nefesime kadar müzik için direneceğim. Öldürmeyen acı güçlendirir, her yere düştüğümde daha hırslı kalmayı becerirsem kazanacağımı düşünüyorum. Kimseye bir kinim ve zararım yok. Kendi halimde söz yazan beste yapan arada şarkı söyleyen bir sanatçıyım. Müzik aşkı beni  besliyor. Her geçen gün daha iyi eserler bırakmak için çabam. Müziğe ve bizim gibi genç sanatçılara verdiğiniz destek için çok teşekkür ederim.

Ah, ne demek sevgili Sercan. Ben çok teşekkür ederim. Seninle bu sohbette olmak ve Galata sokaklarında olmak çok keyifliydi. Her zaman iyi olman ve güzel haberlerini paylaşman bana mutluluk verir. Daima müzikle buluşalım

Yeşim Mutlu

13 Ekim 2022 Milliyet, Pembe Nar, Yaşam 

Dün, bugün, azıcık ucundan yarın…

0

Metaforlarla geçmiş, bu an ve azıcık ucundan gelecek… Dün, bugün, azıcık ucundan yarın…

An’ı yaşamak, an’da kalmak, an’a odaklanmak, ‘Carpe Diem’, an’ı yakala, geçmişte takılı kalma, geleceği düşünme, bugününü yaşa, ‘geçmiş geçmişte kaldı, şimdi yeni şeyler yaşama zamanı’, “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım”(Mevlana), ‘hayat bir gün, o da bugün’… Bunlar gibi ne çok söz ve cümle duyarız, dinleriz, okuruz, bazen duyar da duymazdan geliriz, bazen duyar da güler geçeriz, bazen ciddiye alır gibi yaparız, bazen gerçekten ciddiye alırız, bazen işimize gelmezse ciddiye almamayı seçeriz… Çoğunlukla bu söylemlerin ‘ders niteliğinde’ ve karşımıza geçen biri tarafından kafamıza sokulmaya çalışılan şeyler olduğunu düşünüp veya hissedip itici buluruz.

Bunları kendimden biliyorum… Okul yaşamımda olsun, yaşamın içinde çeşitli ortamlarda olsun, bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmamak, düşüncelerimi ve inançlarımı dikte eder duruma düşmemek için Belgin’ce bir prensip edindim kendime… Sorulmadan söylemem, istediğini söylemeyen veya belli etmeyen birine hiç bir şeyi zorla vermem… Bu, onun en yüksek hayrı için bile olsa, özgür iradesine saygıyla yaklaşır ve sadece şunu derim: ‘Benden bir şey istersen, bana bir şey danışmak istersen, benimle bir şey paylaşmak istersen, ben buradayım. Bunu bil ve bunu içtenlikle söylediğimi bil, yeter!’ Yakın çevrem, dostlarım, arkadaşlarım, öğrencilerim, danışanlarım bunu gayet iyi bilirler… Gerek duyduklarında, elimden gelen bir şey varsa yapacağıma ve bildiğim bir şeyse onlarla paylaşacağıma inanç duyarlar.

Şimdi ‘an’ı yaşamak’ konumuza geri dönelim mi? Dediğim gibi, parmak sallayarak, ders verir gibi kimsenin karşısına geçip “E ama an’da kal şekerim!” demeyi sevmem. Onun yerine Belgin’ce metaforlarımı paylaşırım bu konudaki düsüncemi soranlarla… O zaman isteyenlere gelsin…

Belgin Altop Arşivi



(Belgin’ce 1) Kimse benim yerime dip bucak ANI temizliğimi yapamaz:

Hani zaman zaman dip bucak temizlik yaparız. Bazen zor gelir de çöpü halının altına itivermişizdir, sonra da bir rehavet, bir tembellik içinde, amaaaan dursun işte orada, ne zararı var demişizdir. Sonra bir gün gelir, o çöp orada durdukça, içimiz rahat etmemeye başlar ve bir gün ansızın kolları sıvayıp o dip bucak temizliğe girişir, bitirir ve keyifle çayımızı kahvemizi yudumlarız. Kendimizi, tüm yorgunluğumuza rağmen çok severiz, kendimizle gurur duyarız o zamanlarda… İçimizi, yaşamımızdaki olayları, konuları, duygularımızı da elden geçirmek çok yorsa da, çok acıtsa da, böyle tazeleyeci bir duygu vermez mi?

(Belgin’ce 2) Son kullanma tarihi gelmiş ve hatta geçmiş, artık benim yolumu kesmekten başka hiç bir işe yaramayan düşünce ve duyguları ayıklama işini benden başkası yapamaz: 

Veya dolapları tıka basa doldurmuşuzdur, uzun zamandır hiç bir giysimizi ayıklamamışızdır. Gönül bu, ister tabii, yeni bir şeyler aldığımızda onları asacak yer ve koyacak raf kalmayıvermiştir. İş başa düşer, bizim kendi giysilerimizi bizden başka kimse ayıklayamaz; biz biliriz artık hangisinin emekliye ayrılması gerektiğini. Başlarız elemeye… Bazılarını elemek çok zor gelir, onları çok severiz, ancak öyle bir delinmiştir ki onarılması neredeyse olanaksızdır. Bazıları sağlamdır, ancak artık bıkmışızdır giymekten. Bazıları bol gelmeye, bazıları ise daha da kötüsü dar gelmeye başlamıştır. Çok ayrılmak istemediklerimizi bir kenara ayırırız, başka ikinci bir dolaba veya valize, bir gün yine giyerim belki diye… Ancak inanın çok büyük olasılıkla, onları ayırdığımızı bile unutacağızdır. Yaşam, öyle bir sürmektedir ki ve her gün, her hafta, her ay, her yıl öyle yenilikler ve aklımızı başından alabilecek güzellikler, hoşluklar karşımıza çıkmaktadir ki, o kenara ayrılmış olan, belki de anıları olan giysileri muhtemelen hiç anımsamayız bile…

Ne dersiniz? Galiba an’ı yaşamak gerektiğini böyle böyle hatırlarız… Geçmişe bağlı kalıp geriye sarmalara devam ettikçe, an’ı kaçırıp, an’a odaklanamayıp yarın’ı da tehlikeye sürüklediğimizi farkettiğimizde galiba bir durup silkelenmemiz gerekir…

Yarın mı? Bugünü en verimli şekilde ve hayıflanmalardan arınmış olarak yaşadıkça yarına da en güzel duygusal ve bedensel yatırımı yapmış olmaz mıyız?

Belgin Altop
Belgin Altop Arşivi


Her akşam yastığa başımı koyduğumda sorarım kendime:

‘-Ben bugün elimden gelenin en iyisini yaptım mı?
-Yaptım.
-İyi, uyu o zaman!’
‘-Ben bugün elimden gelenin en iyisini yaptım mı?
-Yapmadım.
-İyi, uyu o zaman. Yarın yaparsın Belgin!’

Uyumazsam, yarını da sabote etmiş olurum çünkü. Eksik kalanı gece kalkıp yapamayacak olduktan sonra ne anlamı var gece uykumu da zehir etmeye? Kendimi cezalandırıp, kırbaçlayıp kazanacak hiç bir şeyim olmayacağı gibi, ‘zinde bir yarını da kazanmış olurum…

Naçizane Belgin’ce…

Kalın sağlıcakla…

Psikolog Belgin Altop