Ana Sayfa Blog

Fotoğrafçılık Nedir?

0

Sizlere harika bir haberim var. Sevgili arkadaşım, dostum fotoğraf sanatçısı Yüksel Özen fotoğraf ve sanat yazılarıyla yesimmutlu.com’da.

Yüksel çok değerli bir fotoğraf sanatçısı olmasının yanı sıra uluslararası kabul görmüş bir fotoğrafçı. Yüksel’in benzersiz işlerini sizlerle yakından buluşturacağım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

Hoşgeldin Yükselciğim, Hoş geldin 🙂 

Yüksel Öen Arşivinden

Fotoğrafçılık nedir? 

“Fotoğrafçılık nedir? ya da Nasıl öğrenilir makine ayarları nedir? ” gibi klasik şeylere girmek yerine, daha derine sanatsal ve çağdaş akımlara girmek anlamaya çalışmak bana daha uygun geleceğini düşündüm.

Zaten bir şekilde fotoğraf çekmeyi, kuralları öğreniyoruz. Önemli olan yaptığın şeyin tadını çıkarmak. İyi kare çekmesende stres yapmadan sürecin tadını çıkarmaktır. Otomatik mi ya da Manuel mi çekmeliyim? Sorusu yerine “nasıl istersen öyle çek teknikten kurtul!” derim. Estetik ve kavramsala yoğunlaşmak ve bu alan geliştirmek gerekir diye düşünüyorum.

Kavramsal sanat fotoğrafçılığında doğada ki bir nesneye anlam yükleyerek sanatçı onu eşsiz bir sanat eserine dönüştürebilir. Görsel olan görülebilen şeydir, estetik kavramı göze hoş gelen şeylerdir bu şekilde sınırlandırmamak gerekir. Çirkin göze hoş gelmeyen nahoş sanat eserleri fotoğraflarda vardır. Düşüncelerinizi geleneksel fotoğraf yöntemlerinden farklı yollardan anlatılabilir. Fotoğrafın yalnızca rastlantısal bir şey olmadığını ve düşünce ile fotoğraflarını olabileceğini keşif ettiğinizde farklı bir kapıdan gireceksiniz. Kavramsal sanat fotoğrafları deneysel ve kurgu fotoğraflarını da kapsamaktadır. Üretilmesi hayal gücü ile ilgilidir, biçimsel aktarım imge gibi düşünülmelidir. Fotoğraftaki varlık zihinsel bir düşüncenin sonucudur. Fotoğrafın süreci fotoğrafın film, ışık hareketi, zamanlı pozlamalar ve elektronik sensörün fotoğrafa etkisi sanat zevkimizi birçok etkisi vardır.

Yüksel Özen
Yüksel Özen Arşivinden

“Görüntü yakalama görüntüyü oluşturan sürecin sadece bir parçasıdır.”

Fotoğrafın bir sanat dalı olarak gelişimi sanat yapısının kavranışının da bir zihinsel boyutu vardır. Zeka ve beceride eklenilmesiyle harika fotoğraflar çıkabilir tabii ki. Daha ileriki yazılarımda dünyada ve Türkiye’de çağdaş sanat fotoğrafçılığının her boyutuna biraz girmeye çalışacağım.

Şimdilik iyi günler 🙂 Görüşmek üzere, sevgiler.

Fotoğraf Sanatçısı Yüksel Özen Kasım 2020

yukselozen1@gmail.com

Yüksel Özen Kimdir?

Yüksel Özen 1972 istanbul üsküdar doğumlu, oniki yaşındayken babası sayesinde ilk fotograf makinesi ile tanıştı. Anadolu Üniversitesi Endüstriyel İlişkiler Çalışmalar Ekonomisi ve İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Plato Sanat Fotoğrafçılık & Görüntü Yönetmenliği bölümü okudu.

Lise yıllarında fotografa merakı hep vardı,  fotograf klüplerinde fotograf çalıştı, bu merak artınca eğitimler almaya başladı. Kendini geliştirerek flimli makineler dışında gelişen teknoloji ile digital fotografçılık alanında profesyonel olarak çalıştı, çeşitli ajans ve prodüksiyon şirketlerinde, moda ve cast fotografçılığı yaparak devam etti. İlerleyen zaman içerisinde kendisini kurgusal sanatsal fotograflar üretmeye devam etti.

Uluslararası web fotograf yarışmalarında deneysel, resimsel soyut fotografları ile başarı ödüllerine ve sertifkalara layık görüldü. Birçok sergi ve sempozyuma katıldı.

Çeşitli dergilerde Vogue İtalia, Essence Look Over, Dark Beauty ,500px ve Gazetesanat.com gibi web magazin bloglarda fotografları  ropörtajları yayınlandı, İstanbul Mercedes Fashion Week’ de  Ajanslara Defile ve Moda fotografçılığı yaptı. Fotograf ile ilgili çalışmalarına halen devam etmektedir. Unesco AIAP İnternational Art Turkey / Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği. UPSD’ ninde bir üyesidir.

İlk Kişisel sergisi 18 Mart 2017 ”Düşlerdeki Yalnızlık” ismi ile Üsküdarda Altunizade Kültür Merkezi / İstanbul

35AWARD 2016-2017  / 100 Best Art  Photos of the Year Certificate 2 nd sage of voting  35PHOTO.RU

BirGrupİnsan grupla Karma sergisi 25 Kasım 2017 Pusula Sanat Evi Harbiye / İstanbul

BirGrupİnsan grupla Karma sergisi  14 Nisan 2018 Tarihi Çorlu Belediyesi Binası Sergi Salonu / Çorlu

F Sanat Galerisi ile Yaz Seçkisi sergisi 1-15 Eylül 2018  Mandarin Oriental Bodrum / Muğla

Pinelo Art Galeri Federation of Club Unesco 12-17 Ekim 2018  International Action Art Fair Paris / Fransa

F Sanat Galerisi ile 10-18 Kasım 2018  Tüyap Sanat Fuarı Artist 2018 / İstanbul

F Sanat Galerisi ile 22-5 Ocak 2019 Parıltı Derneği Yararına Yeni Yıl Şenliği Karma Sergisi 2019 İstanbul

İkinci Kişisel sergisi 6 Mart 2019 da ‘’Derin Uyku’’ isim ile F sanat Galeri 2019 İstanbul 

35AWARD 2019 4TH İNTERNATİONAL PHOTOGRAPHY AWARD Certificate Top100 35PHOTO.RU

Vernice Arte Fiera Euro Expo art 2019 Premier Gold Award Yüksel Özen / 15-16-17 mart 2019 Forli İtalya

Çağdaş Sanatın Kapsamlı Sergisi 25 Mayıs 2019 Kalemaat Galeri (KelimatSanatEvi) İstanbul 2019

F Sanat Galerisi ile 2-10 Kasım 2019 Tüyap Sanat Fuarı 2019 / İstanbul

Animals and Us / Project by İZEV /Masters of Painting and 14 Award Photography Special Exhibition Artist (Consulate General of The Federal Republic of Germany İstanbul 2019 )

30x30cm Yılbaşı karması- New Year Exhibition 27 aralık-7 ocak 2020 Fular’t Sanat Galerisi İstanbul

Üçüncü kişisel fotograf 3D VİAR on-line sergisi 06.05.2020 ‘’Belirsizliğin Hükmü’’ isimli ile WWW.ARTSTEPS.COM da ART IN TURKEY sunumu 2020 İSTANBUL

 

Yılın En İyi Dijital Köşe Yazarı: Yeşim Mutlu

0

Ödül heyecanımı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Özel röportajlar, yaşam alanında yazdığım özel haberler ve dijital köşe yazılarımla Altın Kalite Ödül Töreni 2020’de “Yılın En İyi Dijital Köşe Yazarı” ödülüne layık görüldüm. “Çocuk Susar Sen Susma” misyonuyla düzenlenen bu anlamlı törenin çocuk istismarına dikkat çekerek farkındalık yaratmayı amaçlaması bu ödülü benim için daha da değerli kılıyor. 

Altın Kalite Ödül Töreni yapımcı Hülya Yanıkdağ & Hevin Cümsen organizatörlüğünde The Green Park Pendik Hotel’de düzenlendi. Mavi Taç derneğine bağışlanan gelir için Hülya ve Hevin Hanım’ı gönülden tebrik ederim. Tören sürecinde dernek kurucusu Cesur Ceylan ile tanışma fırsatı buldum. En kısa sürede Mavi Taç derneğinin hikayesini sizlerle paylaşmak isterim. Cesur Bey’den sözünü aldım 🙂 İlerleyen süreçte hep beraber okuyacağız.

Tuğba Özay ve Şenol İpek sunumuyla gerçekleşen gecede sanat, basın, ekonomi ve sağlık alanından birbirinden değerli markalar ödül aldılar.

Yılın en iyi sanatçıları “Altın Kalite Ödül Töreni”nde sahnede şarkılarıyla geceyi renklendirdiler. Pandemi kurallarına son derece özen gösterilen gecede, tüm katılımcıların HES kodu ile de kontrolünün sağlandığını belirtmeden geçmek istemedim 🙂 

2005 yılında bu yana dijital içerik üretiyorum. Dijital dünyada her zaman ilgimi çeken içeriklerin peşine düştüm. Bu süreçte çok benzersiz insanlarla yolum kesişti, daha iyi olma yolculuğumda değer katan güzel insanlara teşekkür ederim. Her zaman doğru bilgiyi, gerçekleri olduğu gibi (tarafsız) sürdürebilir, gerçek içerik bakış açısıyla aktardım. Dijital ekosistemde var olmanın zorlukları çok fazla olsa da asla pes etmedim. Her zaman yazmaya ve fotoğraf çekmeye devam ettim.

Dün “Yılın en iyi dijital köşe yazarı” ödülünü aldığımda yaşadığım heyecanı tarif etmem çok zor. Sahnede duygularımı aktarmaya çalıştım. Tüm kalbimle söylemek isterim ki tarifi mümkün olmayan bir mutluluk. Bu ödül sonrasında daha iyi yazmak ve daha güzel kişilerle buluşturmak benim misyonum. Bu omuzlarıma binen yük asla değil. Yeni hayallere, hikayelere ve güzel insanlara hep beraber yelken açacağız. Bu ödül bundan sonraki yazı hayatımda gurur kaynağı olacak.

Sosyal medya ve dijital dünyada var olan tüm kadınlara sesleniyorum. “Yazmaktan üretmekten asla vazgeçmeyin. Günümüzde dijital ve sosyal medyada her kullanıcı içerik üreticisidir. Yeter ki isteyin, hayal edin. Gerisi mutlaka gelecektir” . Bu ödül sosyal medya ve dijital dünyada var olan tüm kadınlara ait.
 
 
Ben dijital medyayı her zaman karşımdaki kişilere fayda ve iyilik sağlaması için kullandım. Dijital medyanın iyileştirici ve hayata dokunan yönünü anlatmayı görev bildim. Paylaşımlarımız her zaman sevgi ve faydada buluşsun. Yeni dünya düzeninin medyası dijitaldir 🙂 Dijital medyayı doğru ve gerçek haber, doğru içerik ve medya etiğiyle kullanalım. 
 
2012 yılından bu yana beraber olduğumuz Hürriyet Boomads, 6 yıldır Milliyet / Pembenar Yaşam ve 2 yıldır Haberlercom dijital köşe yazarı olarak sizlerle buluşuyorum. Sevgili #haberlercom ve #pembenar #hurriyet#boomads aileme ve ödül sürecinde emeği geçenlere çok teşekkür ederim.
 
Yıllardır yazmam için her zaman destekleyen Mutlu aileme çok teşekkür ederim. Yazı yazarken onlara çok kez 1 dk, 5 dk ‘lık işim kaldı dedim 🙂 Bu ödülde emeğiniz çok 🙂 
 
Pandemiye rağmen bu ödülü almak bana umut veriyor. Her zaman sağlıkla, sevgiyle, mutlulukla buluşalım.
 
YSM
 
 
 
 
 
 
 

Farkınız çantanız olsun!

0

Çocukluk arkadaşlarınızla hala görüşüyor musunuz? Çok istememe rağmen benim için pek mümkün olmuyor. 89 yılından bu yana İstanbul’da yaşıyor olsam da arkadaşlarıma, köklerime gönülden bağlıyım. Her zaman her yerde Çanakkaleli olmaktan ne kadar gurur duyduğumu söylerim. Dünyanın en güzel şehirlerindendir memleketim.

Size el emeği çantalarıyla hayatı ve sevdiklerini güzelleştiren; çocukluk arkadaşım Gülcan Özdamar’dan bahsedeceğim. Gülcan ile çok uzun yıllar oldu görüşmeyeli. Ama sağ olsun sosyal medya sürekli haberleşiyoruz. Bazen görüşemiyor olsak bile o bağ hiç kopmuyor. Yıllar önce Gülcan çanta dikmeye başladığından bahsetmiş ve kabul edersem bana da hediye etmek istediğini söylemişti. “Ne demek kabul etmemek keyifle takarım” dediğim zaman sanki dün.

Gülcan geçtiğimiz haftalarda sosyal medya sayfasını geliştirmek ile ilgili bir soru sordu. Madem o sayfasını daha çok kişiye ulaştırmak el emeği işini büyütmek istiyordu. Onu sizlere anlatarak küçük bir destek verebilirdim.

Gülcan’ın ilham veren hikayesi nereden başlasam, nasıl başlasam diyen ev hanımlarına örnek olsun 🙂 Eminim Gülcan gibi birçok kadının hayalleri gerçek olacak. Hem her şey bir hayalle başlamıyor mu?

Gülcan’cığım, seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Merhaba ben Gülcan Özdamar 1971 Çanakkale doğumluyum. 95 yılında evlendikten sonra İstanbul’a yerleştim. 21 sene İstanbul’da yaşadıktan sonra tekrar memleketimiz olan Çanakkale’ye geldik. El işi yapmasını çok seviyorum. Bu sebeple birçok kursa gittim ama en çok beni cezbeden çanta dikimi oldu. İstanbul’da çocuklarımın yaş aralığı çok az olması ve bırakacak kimsem olmadığı için hiç çalışamadım. Ama evde de hep bir şeyler yapmaya çalıştım, hiç boş durmadım. Başkalarına kıyafetler diktim. Daha sonraları bu iş sıkıcı gelmeye başladı. Çocuklar okula başladıktan sonra bir sene Yakacık Kimsesizler Yurdunda gönüllü annelik yaptım. Bu benim için çok ayrı bir deneyimdi. Oradaki çocukların ne kadar iyi şartlarda yetiştirilirse de bir anneye ihtiyacı olduğunu gördüm.

Yaklaşık 4 sene kadar önce Çan’da “Üretici kadınlar pazarı” adı altında bir pazar kurduk. Yakın yerdeki festivallere katılıp çeşitli sergilere gidiyorduk. Fakat pandemi dolayısıyla birkaç aydır kapalıyız. Ben de şu an yine evden üretim yapmaya devam ediyorum. Türkiye’nin birçok iline çanta yolladım ve yollamaya devam ediyorum.

Eşin Mehmet ile tanışma zamanlarınızı anımsıyorum da “ah gençlik” diyorum:) Aşkının peşinden gidip İstanbul’a geldin. İstanbul’da yaşarken doğduğumuz yere Çanakkale’ye dönüş yaptın. İstanbul’da yaşamak nasıldı? İstanbul hayatında neleri değiştirdi?

Evet canım senin de bildiğin gibi biz eşimle birbirimizi çok sevdik, beraber olabilmeyi çok istedik. 6 senenin sonunda ancak evlenebildik. O zamanlar kurallar vardı biliyorsun. Abladan önce abiden önce evlenilmezdi ama galiba seninle biz bu kuralı bozmuştuk?

İstanbul’a geldiğimde başta çok zorluklar yaşadım tabii ki herkes yabancı, aşırı bir kalabalık, bir yerden bir yere gitmek için felaket bir trafik vardı. Ailemden ayrı olma gurbetlik en zor gelmişti bana. Ama zamanla hepsine alıştım.

İstanbul’da yaşadığım süreçte birçok kursa gittim. Anne çocuk eğitiminden; nakış dikiş mefruşat kursuna kadar. Buralara gittikçe kendime güvenim artmıştı büyük şehirde ben işi yaparım diyordum. Biliyorsun köyde her kafamıza eseni yapamazdık. İzin verdikleri zamanda Çan’a gidip gezebilirdik istediğimizi yapardık. Gerçi sen o zaman da istediğini yapan biriydin ilk Sezen Aksu saç modelini sen yapmıştın. İlk göbeği açık tişörtü sen giymiştin. Sarı renkliydi bugün gibi hatırlıyorum ?? İstanbul’da çok iyi dostluklar edindim halen daha da görüştüklerim var iyi ki diyorum iyi ki İstanbul’da yaşadım geriye güzelliklerle geçen bir 21 sene kaldı diyebilirim.

Instagram hesabında (@teyzosun_cicileri) kişiye özel tasarım el emeği çanta ve önlük paylaşıyorsun. Çanta dikmeye nasıl başladın?

Oğlum ilkokula başladığı zaman ilk olarak halk eğitim kursuna girmiştim. Orada bir tane çanta diktim. Ama bana göre herhalde dünyanın en güzel çantasıydı. Bundan sonra birkaç tane daha çanta diktim. Tabii kurs kapanınca ben ara verdim. Çantamı elimde gören arkadaşlardan komşulardan isteyenler oluyor “al sana hediyem olsun, hatıram olsun” diyerek ben çantaları dağıtıyorum. Meraklıyım da dikmeye. Övgüler geldikçe çok hoşuma gidiyor. Büyük oğlum Tuzla’da bir okul kazanınca biz de oraya taşınmaya karar verdik. Oturduğumuz yere oğlumun gelip gitmesi zor oluyordu. Okul eşimin iş yerine de yakındı, biz de taşındık. Orada İSMEK kursuna gittim ilk sene öğretmenim “Saniye Çam” hocam buradan güzelliklerle anıyorum kulakları çınlasın hocamın. Bir çanta diktirdi bana dedi ki ” sen bu işi yaparsın bunun peşini bırakma bu işten para kazan.” ilk başta çok inandırıcı bulmamıştım açıkçası kime satacağım diye düşündüm. Çantayı diktikten sonra ilk kurstaki insanlardan talep geldi “bana da dik bana da dik” zor gelmişti onlara dikmesi ama ben çok zevk alarak dikiyordum sonra yan sınıflar istedi giderek onların arkadaşları komşuları bu iş büyümeye başladı. Ve ben Instagram sayfası açtım. Instagram sayfasına “önlük çanta” diye başladım çünkü o zaman çeyizlik önlükler de dikiyordum. Şu an çanta yoğunluğundan fazla dikemiyorum ama yine de özel istek olduğu zaman dikiyorum.

İlk sırt çantası siparişi aldığım zaman dedim ki nasıl yapacağım ben bu işi? Bir tane hazır sırt çantası aldım söktüm. Ona bakarak dan bir sırt çantası diktim ve sahibine teslim ettim. Kadın arkasından bir tane daha sırt çantası sipariş verdi. Çok beğenmiş. Dedim ben bu işi yapacağım. Sonrasını da zaten İstanbul’dan Çanakkale’ye geldik. Çan’a geldiğimizde Instagrama ağırlık verdim çünkü pazarlama alanım çok dar olduğu için satış çandan öte gitmezdi. Ve yaklaşık 4-5 senedir yoğun biçimde üretiyorum. Türkiye’nin her iline kargo yapabiliyorum. Yeni insanlarla tanışmak beni çok mutlu ediyor.

Çanta ve önlük dikerken neler hissediyorsun? Sana neler ilham veriyor?

Her çantayı dikmeye başladığımda sanki ilk defa dikiyormuş gibi heyecanlı hissediyorum. Acaba bittiğinde nasıl olacak? Acaba sahibi beğenecek mi? Tam istediği gibi olacak mı? Hep bu sorular kafamda oluyor. Çantayı bitirdikten sonra geçiyorum karşısına “bu çanta keşke benim olsa aynısından ben de dikmeliyim” diye düşünüyorum. Yani diktiğim her çantayı çok severek dikiyorum.

Nelerden ilham aldığına gelince; karşımdaki insanın tişörtündeki resmi bile ay bu çantaya ne güzel olur dedirtiyor bana. Kumaş almaya gittiğimde orada yapacağım modele karar vererek alıyorum. Parça parça kumaşları gördüğümde hemen eklemek geliyor içimden hop al sana bir çanta. Adı kırkyama oluveriyor. Kişiye özel çalıştığımda da kişinin özelliklerini yazmasını istiyorum. Onlardan ilham alarak resme döküyorum yani çantanın üzerine onun özelliklerini işliyorum. Doğada gördüğüm çiçeklerden, sokakta gördüğüm insanlardan bile ilham geliyor. Bazen gecenin bir yarısında aklıma geliyor ay diyorum bu çantayı böyle yaparsam süper olur. Hemen kalkıp modelini çiziyorum hemen başlıyorum yapmaya ertesi sabah kalktığımda. Böyle yani. Ne zaman, nerede aklıma bir çanta modeli geleceği belli olmuyor.

Üretici kadınlar nedir? Neler yapıyorsunuz?

Üretici kadınlar pazarı kurduğumuzda 30 kişi toplanmıştık ama zamanla aramızdan ayrılanlar oldu şu an 16 kişi falan devam ediyoruz. Pandemiden dolayı 2-3 aydır kapalıyız. Evinden el sanatlarıyla ilgili üretim yapanlar hamur işleri yapanlar bir araya toplandık. Haftada iki kere pazarımız açılıyordu burada satış yapıyorduk. Davet aldığımız sergilere gidiyorduk festivallere katılmıştık her şey çok güzeldi inşallah pandemi bitip tekrar açıldığımızda dernek kurarak devam etmek istiyoruz bu konuda belediyeden söz aldık.

Hayallerin ve geleceğe dair planların neler?

Hayallerim…

Ben bu işimi severek yapıyorum hayalimdi gerçek oldu. Ama şimdi hayalimde çok ünlü birisine çanta dikmek var benim diktiğim çantayı koluna severek takacak bu kişiyle birlikte foto çektirmek. Yıllar önce sana diktiğim çantayı sen taktın ama bir denk gelip fotoğraf çektiremedik. Bir de çanta diken bir modacının ya da bu işi iyi bilen birisinin yanında bir hafta da olsa çalışmak istiyorum. Bu işe başladığımdan beri bunları hep söylüyorum ama zaten adı üstünde sadece hayal.

Planlarım…

Ben şu an evimden üretim yapıyorum. Odamın bir köşesini atölyeye çevirdim. Ama ufak bir atölye açıp orada çalışmak, devamlı olarak iş yapabileceğim bir mağaza ile anlaşıp oraya kendi tasarımlarım olan çantalarımı GM markasıyla vermek istiyorum. Bakalım şu zor dönemleri geçsin ondan sonra bakacağız. Sayfa adım her ne kadar @teyzosun cicileri olsa da çantaların üzerindeki marka GM tasarım olacak.

GM ne anlama geliyor?

G benim ismimin baş harfi M eşimin baş harfi. Benim en büyük destekçim eşim her konuda hem maddi hem manevi olarak her an benim yanımda. Bende onun için markada onun isminin de olmasını çok istiyorum.

İstanbul ve Çanakkale için bir çanta tasarlasan kumaşı ve desenleri nasıl olurdu? Neleri anlatmak isterdin?

Bu soruya şu an cevap vermekte zorlandım. İlham gelmedi desem? Düz bir kumaş üzerine renkli ve çok çarpıcı parlak bir kumaştan Boğaz Köprüsünü, Galata Kulesini yapardım. İstanbul’un canlılığını, karmaşasını bir o kadarda çekiciliğini ve vazgeçilmez olduğunu göstermek için.

Çanakkale içinde herhâlde Truva atını, Şehitler Abidesini falan yapardım gayet sade bir şekilde. Ya galiba Çanakkale’m anlatılmaz yaşanır bir şehir olduğundan çantayı bile anlatmakta zorlandım. Bu tasarım için çok düşünmem lazım.

El emeği, göz nuru benzersiz çantalar yapıyorsun. Senin gibi el emeklerini satarak aile bütçesine katkıda bulunmak isteyenlere ne önerirsin?

Evden üretip boş durmayan kadınları her zaman takdir etmişimdir. Bir yola girdilerse eğer sonuna kadar bırakmasınlar devam etsinler istedikleri yere gelene kadar. Çalışmanın üretmenin yaşı yoktur bence gözümüz görene kadar elimiz tutana kadar üretmeye devam. El emeğinin değeri giderek bilinmeye başladı artık herkes fabrikasyon değil ev hanımlarının ürettikleri ürünlerden almak istiyor. Bizler de bu olumlu gelişmeyi değerlendirip evimize katkı sağlayabiliriz.

Size ulaşanlarla çanta dikmeye nasıl karar veriyorsunuz ve çalışma şekliniz nasıl?

Bize çanta diktirmek için ulaştıklarında genelde sayfadan gördükleri bir çantayı soruyorlar. Fiyatını söylüyorum, uygun gelirse biteceği günü yazıyorum ve çanta bitene kadar hep iletişim içinde oluyoruz. Yaptıkça fotoğraf atıyorum. Bittikten sonra çantanın içini dışını arkadan görünüşünü ayrıntılı bir şekilde çekip atıyorum eğer ki isterse video çekip atıyorum. Onay alınca da onlar ödemeyi yapıyor ben kargo yapıyorum. Tek yaptığım çantalarda ise kişinin özelliklerini soruyorum kedi sever, köpek sever, örgü örer, gitar, keman çalar vb. gibi bunları kumaş üzerine aplike yapıyorum.

Çanta ve önlüklerinden almak isteyenlere ne söylemek istersin?

Çanta ve önlüklerimden almak isteyenler bana Instagramdan @teyzosun_cicileri hesabımdan ulaşabilirler. Ürünler hakkında her türlü bilgiyi sayfamdan mesajla veriyorum hiç çekinmesinler. Bizden bir kere çanta alan bir daha alışkanlık yapar diyorum.

İlk kez 24 Kasım 2020 Haberlercom da yayımlanmıştır.

Salkom Gold 24k Daveti

0

Türkiye’nin en çok satan kozmetik markalarından Salkom Kozmetik, yeni saç bakım ürünü Salkom Gold 24k’nın tanıtımını Renaissance Istanbul Polat Bosphorus Hotel’de düzenlenen bir davetle gerçekleştirdi.



Salkom Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Genç ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte; Salkom Gold ürünlerinin gelirinin yüzde 10’u SMA hastası Muhammed Ali Rıza’nın tedavi masrafları için Salkom Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Genç tarafından kampanyaya bağışlanıyor.

Bengü Arslan

Sevgili arkadaşım Bourz Content & Communications kurucusu Bengü Arslan organizasyonuyla gerçekleşen davetin mottosu: “Bir Tutam Sağlık ve Güzellik” 

Salkom Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Genç ve eşi
Salkom Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Genç

Sağlıkla, güzellikle güzel günlere.

YSM

İYİ Kİ DOĞDUM

0
“Sevgili Şenay’ım doğum günü hep şölen havasında geçsin. Seni çok seviyoruz. Sen bizim için çok çok özelsin 🙂 Mutlu yaşlara Şenay’ım 🙂 
 
İyi ki doğdun Şenay- YSM “
 
Jill Wellington adlı kişinin Pexels’daki fotoğrafı
 
Herşeye rağmen her koşulda doğum günüm çok kıymetli benim. 
 
İyi ki doğdum, iyi ki varım. 
 
“Koyun can derdinde, kasap et derdinde” diyeceksiniz, “evet, maalesef doğum günüm söz konusu olunca nedense, koşullar ne olursa olsun, içim içime sığmıyor, çok heyecanlanıyorum, yaş almak beni etkilemiyor, rakamlarla işim yok. 
 
İllâ ki o pasta üflenecek…
 
Sağlık başta olmak üzere istekler sıralanacak ve hediyeler alınacak. Doğum günümü kutlamayanları kara listeye alırım. O doğum günü kutlanacak  🙂 
 
Sürpriz yapması çok severim, bana da yapılmasına bayılırım. 
 
Allah daima iyi sürprizlerle karşılaşmamızı nasip etsin. 
 
ŞAPKA DEVRİMİ VE KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR 
 
25 Kasım 1925 tarihinde “Şapka Devrimi” 
 
25 Kasım 1999 tarihinde Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü 
 
25 Kasım 1975 Doğum Günüm 
 
“CADI KAZANI” KAYNASIN
 
Eskişehir Odunpazarı’na gelen herkesin yolu “Cam Cadısı”ndan geçer. Ben de kapıdan içeriye girdim. Dedim ki, “Ben acemi cadı, sizi herkese tanıtmaya geldim.” “Deli deliyi görünce sopasını saklar” misali, hoş geldin, o zaman hadi “Cadı Kazanı”nı kuralım. 
 
Veeee…
 
11.11.2020 Cadı Kazanı’nı kurduk. 
 
Vatana, milleti, bize hayırlı uğurlu bol kazançlı olsun. 
 
Allah’ın Bize Verdiği Uzun Ömrümüz Boyunca 
 
Ruhu Kalbi Kendi Gerçek Anlamda Hak Edenler 
 
Çok Sağlıklı, Çok Huzurlu, Çok Bereketli, 
 
Çok Paralı, Çok Mutlu Günlerimiz Olsun. 
 
Şenay Şaşmaz Sadıç
 

Yıldızın Hep Parlasın!

0

Pandemi sebebiyle sevdiğimiz arkadaşlarımızdan çok uzakta kaldık. Online platformlar dışında yüz yüze görüşmeyi çok kişi tercih etmiyor. Görüştüğümüzde de sosyal mesafeli, maskeli, mesafeli şekilde görüşüyoruz. Herkes gibi ben de olağanüstü temkinli ve dikkatliyim.

Sosyal hayatımız durma noktasını çoktan geçti. Durduk, dinlendik, düşündük ve bu süreçte kendimizi geliştirdik. Açıkçası her şartta üretmeli ve hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz. Aylar sonra sevgili Bengü Arslan ile bir araya geldik. İnsan sevdikleri göz önünde olunca onunla ilgili gelişmeleri nedense paylaşmayı unutabiliyor. Bengü ile sohbetimizden kesitleri ve yeni girişimini paylaşmak istedim. Bengü’de çok dostum gibi yeni girişimini ilk kez benimle paylaştı. Umarım diğer dostlarım gibi ona çok şans getirir.

İki aslan burcu kadınının sohbeti de başka keyifli oluyor. Umarım okurken bizi hissedersiniz. Bengü’cüğüm yıldızın hep parlasın 🙂

Bengü’cüğüm; bugün bana harika haberler verdin. Çok teşekkür ederim. Yeni projeni açıklamadan önce biraz senden biraz Bourz’dan biraz Dazzle’dan konuşalım mı?

Yeşimciğim çok teşekkürler. Senin uğuruna inanıyorum ve yeni girişimlerimi ilk seninle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

En sevdiğim şey, tabii ki konuşalım. Bourz stratejik marka iletişim danışmanlığı ve konsept sosyal medya içerik yönetimi danışmanlığı yapıyor, yeni trendleri takip edip bunları etkili bir şekilde gerçek hayata ve iş planlarına uyarlıyor. 20’ye yakın sektörde deneyime sahip. Geniş bir influencer ağı ve işi bilen bir editoryal ekibi var. Bu kaynakları ve dijital dünyanın en son trendlerini kullanarak bir markanın dijital dünyada ihtiyacı olan tüm hizmetleri veriyor. Bourz’u rakiplerinden ayıran en önemli özelliği müşteri memnuniyetinin en üst seviyelerde olması ve markalarının cazibelerini arttırmak yönündeki özel konsept projeleri.

Gelelim Dazzle’a. Dazzle; lifestyle bir içerik portalı. Gündemi sürekli takip eden, gelişmelerden anında haberdar olmak isteyenler için güncel içerik sağlayan “Dazzle” ile yoğun iş temposu içerisinde gündemi kolayca takip edebiliyor okuyucularımız. Moda, güzellik, sanat ve iş dünyası en çok içerik ürettiğimiz konu başlıkları. Dazzle Eye’da video içerikler özel röportajlar yer alıyor. Yakında ise “Dazzle Pod” okuyucularımın hizmetine açılacak.

Pandemi sürecinde hepimiz içimize çekildik. Sen bu süreci nasıl değerlendirdin? Neler yaptın?

Hepimiz için farklı bir deneyim oldu bu süre. 3 ay gibi bir süreyi de ailemin yanında geçirmek bana sürecin pozitif yanı oldu. İnsanoğlu her şeye çok çabuk adapte oluyor. Bir an önce bu süreci sağlıkla atlatmamız ümidi ile.

Dijital tarafı ağır basan bir ajans olduğumuz için, evden çalışma temposuna ayak uydurduk.

Daha önce ajans olarak birçok krizi çözdük ama içinde bulunduğumuz durum ben ve ekibim için de oldukça farklıydı.

Önce durumu sindirebildiğimiz kadar sindirdik ve ekip arkadaşlarımızla hem kendi içerik mecralarımız hem de müşterilerimiz/danışanlarımız için ne yapabileceğimizi ve sektör bazında nasıl stratejik kurgular yapacağımızı tartışmak için bir araya geldik -tabii ki zoom üzerinden 🙂

Yıllardır marka toplantılarımızda, dijitalleşmenin önemi için saatlerce dil dökerken, bu süreç dijitalleşmenin ne kadar önemli olduğunu herkese gösterdi. Biz müşterileri ikna etmeye çalışırken, bu süreçte onlar bu süreci hızlandırmamız için talepte bulundular. Biz de oldukça sıkı çalıştık diyebilirim. Pandemi sürecinde hizmetlerimize olan talep arttı ve çok çalıştık, çok ürettik… İçimize pek çekilemedik ama önceliklerimiz, beklentilerimiz, ihtiyaçlarımız oldukça değişti.

Femmeperial nasıl ortaya çıktı? Yeni girişiminde neler bulacağız? Diğer girişimlerin Bourz ve Dazzle devam edecek mi? Yoksa hepsi Femmeperial ile mi yol devam edecek?

Bourz benim bebeğim gibi… Bourz ile çok başarılı işlere imza attık, atmaya da devam edeceğiz, çok güzel bir ekibimiz var. Süreç içerisinde ekibimiz büyüdü ve yeni danışman kadromuzla beraber, hizmet kalemleri de eklenmeye başladı. Bir yandan Dazzle aktif ve güzel bir ivme ile devam ediyor. Bourz’un kurgusunu değiştirmektense bir ana yapı inşa etmek ve tüm girişimlerimizi aynı çatı altında toplamayı istedim. Bourz yoluna içerik ve sosyal medya alnında devam edecek. Femmeperial ise, Stratejik İletişim Danışmanlığı, Ulusal ve Uluslararası Organizasyonlar, Pazar Araştırmaları, Ürün Geliştirme & Konsept Danışmanlığı, E-Ticaret & Teşvikler, Yurt Dışına Açılma & Yatırım Danışmanlığı alanlarında sektöründe uzman danışanlarla hizmet veriyor.

Profesyonel yüzücü olduğun kadar teniste de şampiyonlukların var. Spor eğitiminin hayatına nasıl katkısı oldu?

İş hayatının zorlu şartlarına uyum sağlayıp en tepede kalabilmek için bir sporcu gibi “antrenmanlı” olmak şart der uzmanlar! Kesinlikle doğru 🙂 Günümüzün ağır ve rekabetçi çalışma koşullarında en iyi olabilmek günden güne zorlaşıyor. Üstelik çok çalışmanın getirdiği sağlık sorunları da cabası… 5 yaşından beri profesyonel olarak spor yapan bir kadın olarak oldukça antrenmanlıyım. Rekabete, çok çalışmaya, fiziksel ve zihinsel olarak çok yorulmaya, disiplinli olmaya, sürekli zinde olmaya, yenmeye, yenilmeye, çabalamaya, yarışmaya – en çok kendimle-… Hayat yalnızca mutlu anılar ve deneyimlerle dolu değil. Mutsuzlukla ya da olumsuzluklarla baş etmeyi öğrenmek, yüzleşmek gerek. Kaçmak yerine üzerine gitmek gerek… Tüm bunları spora ve aileme borçluyum.

Her zaman çok şık, bakımlı ve çok hoşsun. Güzellik sırların var mı?

Çok teşekkür ederim. Sırlarım yok aslında 🙂 Kendimi olabildiğince sevmeye çalışıyorum, ruhumu, bedenimi… Sevdiklerine iyi bakmak zorundasın ki onlar da sana iyi baksın 🙂 Bedenimi ve cildimi iyi tanıyorum ve galiba en çok da keyfim ve kahyasını dinliyorum 🙂 Bir sır varsa o sır kesinlikle mutluluk ve huzur.

İş hayatın kadar renkli dünyanla seni izlemekten keyif alıyorum. Anneannen, baban, annen hepsi harika insanlar. İş kadar ailene de çok düşkünsün.Uzakta olmanıza rağmen bu dengeyi nasıl sağlıyorsun?

Renkli dünyamın mimarı kesinlikle ailem. Onlar benim en büyük şansım. Mesafe olarak uzağız ama her fırsatta ya ben onları ya onlar beni ziyarete geliyor. Birlikte kaliteli zaman geçirmek konusunda çok başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Senenin ortalama 1 ayını birlikte geçiriyoruz, yurt içi ve yurt dışı yüzme yarışlarında hep beraberiz. Babamda emekliliğinin ardından yüzmeye başladı ve birlikte açık deniz yarışları yüzüyoruz, güzel tatlı anılar biriktiriyoruz, çok da eğleniyoruz. Antrenörümüzde annem olunca daha da keyifli oluyor. Biliyorsun kendisi, Manş Denizini yüzerek geçen ilk Türk kadını 🙂 Babam kahramanım, annem rol modelim, anneannem meleğim, kardeşim de bebeğim, en büyük özlemim. Kardeşimi çok sık göremiyorsun maalesef sosyal medyamda çünkü kendisi Dubai’de eşi ve çocukları ile yaşıyor, bir süredir oldukça uzağız.

Günümüzde girişimci olmak isteyenlere neler önerirsin?

Her şey bir hayalle başlar ama önemli olan bu hayal uğruna feda edebileceklerinizdir. Kendi işinizi kurduğunuz zaman, maaşlı olarak çalıştığınız işinizden çok daha uzun saatler çalışacaksınız. Bu nedenle yaptığınız işi tutkuyla sevmeniz şart. Yaptığınız işi severseniz “iş” olarak görmezsiniz.

Kimseden onay beklemeyin. Dünyanın en başarılı fikirlerinde bile ilk başta “çılgınca, gereksiz, anlamsız” yaftası yapıştırıldı. Ama iyi bir planlama şart. Kısa ve uzun vadeli hedeflerinizi belirleyin. Sektör uzmanlarını, öngörülerini iyi takip edin, bolca okuyun, sezgilerinize güvenin. Eğer işinizi büyütmek istiyorsanız yatırım yapmaktan korkmayın. Harcadığınız paraya üzülmek yerine bu yatırımların size sağlayacağı faydalara odaklanın.

Bu keyifli röportaj için sana çok teşekkür ederim.

YSM

19 Kasım 2021 Milliyet Pembenar, Yeşim Mutlu

 

İyi fotoğraf çekmenin sırrı

0
Modern eğitim metotlarında sıkça kullanılır ya… “5 maddede hafızanızı nasıl geliştirirsiniz?”, “10 maddede origami ustası nasıl olursunuz?”, “20 maddede inci gibi el yazısı nasıl yazarsınız?”… İşte ben de bu metoda başvurarak diyorum ki “tek maddede nasıl iyi fotoğraf çekersiniz?”. Üstelik hiç oyalanmadan hemen söylüyorum ki merakta kalmayın. “Tek maddede iyi fotoğraf çekmenin sırrı”; çok, çok, çok kötü fotoğraf çekmektir!”
 
https://www.instagram.com/hakanyasar/
 
Fotoğraf kısmına dalmadan önce hafızasını geliştirmiş insana, origami ustasına, ve inci gibi el yazısı yazana haklarını teslim edeyim. Bu insanlar o kadar uzun zamandır bu konulara emek harcayıp ter dökmüşlerdir ki deneyimlerini maddelere dökecek kadar yaptıkları işte ustalaşmışlardır. Gelelim fotoğrafa… Her ne kadar ustası olma iddiam olmasa da bunca yılın sonrasında iyi fotoğrafa ulaşma konusunda tüm yol arkadaşlarıma bolca kötü fotoğraf çekmelerini ve bunların kötü olduğunu da kendilerine itiraf etmelerini daha doğrusu kendileriyle barışık olmalarını tavsiye ederim.
 
Çokça kötü fotoğraf çekmek için öncelikle epeyce deklanşöre basmanız gerekir. Bu oldukça faydalıdır. Böylece deklanşör sesine, basma hareketine alışır, reflekslerinizi geliştirirsiniz. Tabii fotoğraf makinasını doğru tutmayı da öğrenirsiniz. Bu pratikler doğru anda doğru aksiyon için fotoğrafçıyı gayet iyi eğitir. Üstelik kullandığınız makinayı daha iyi tanımanın ilk kapısını açar. Makinayı tanıma, onu vücudun bir uzantısına dönüştürme konusunda netliği kaçmış, pozlaması hatalı, esas konu ya da hikayenin ıskalandığı fotoğraflar pek bir faydalıdır. Kaçan karenin ardından gözyaşları dökme seansı bittikten sonra “Allahım ben nerede yanlış yaptım” aşamasına geçilir. Google, Youtube, bilgisine güvenilen bir arkadaş, kullanım kılavuzu, distribütör firma alternatiflerinden herhangi birine ya da hepsine özenle başvurulur. Ama emin olun kaçan fotoğraf ne kadar canınızı yakarsa makinayı tanıma süreniz o kadar kısalır.
 
 
Bu kötü fotoğraflar çekme konusunun biraz da psikolojisini konuşalım. Hep kötü fotoğraf çekmenin süper keyifli bir tarafı var; dipte olmak. Daha aşağısı, daha derini yok… deneyimledim, oradan biliyorum. İşte keyif kısmı burada başlıyor. Madem en dipteyim, o zaman -insan olaya biraz mantıkla bakınca- gidilecek tek yolun ileriye, yukarıya doğru olduğunu görüyor. Bu bilinçle hareket edince öğrenilen her yeni bilgi, denenen her farklı yaklaşım ilerleme hanesine neon ışıklarla yazılıyor.
 
Bir diğer konu insanoğlu olmamız, beğenilmek, onaylanmak konusundaki aç iştahlarımız. Hele bunları bir de sosyal mecralarda bekliyorsak şimdiden söyleyeyim şenlik var!  “had bilmek”, “sosyal medya etiğine sahip olmak” gibi konularda kendinizi başkasının vicdanına teslim etmek istemiyorsanız ya fotoğrafları bu ortamlara çıkarmayın ya da başkasına fırsat bırakmadan siz kendinizle dalga geçin. Sizin kendinizle olan didişmenizi görenler zaten laf söylemeye, yorum kilitlemeye cesaret edemezler. Sözün özü,  “bilgisi görgüsü sorgulanır” mesajlara, yorumlara çok da takılıp kalmayın. Herkes bir şeyler yazabiliyor, maşallah! Marifeti kendinden sayan yorum sahiplerine, az bilgiyi yüksek özgüvenle itekleyenlere tebessüm edin, cevap vermeyin, onları o “en iyi hallerinde” bırakıp siz yola devam edin. Vakit çok değerli, yapılacak çok hata, öğrenilecek pek çok yeni bilgi var.
 

 

Hep ortaya konuşmuşum… Biraz da benden bahsedeyim…
 
Fotoğrafa ismini verecek kadar önemli olan ışık konusunu başladıktan 3 sene sonra anlamaya başladım, hala da keyifle öğrenmeye, denemeye devam ediyorum. Ama en azından öğrencilerime daha başlar başlamaz “ışık” diyorum. 
 
Fotoğrafın; bir iletişim dili olduğunu, hikaye anlatma misyonunu ise 9 sene sonra kavradım, bunu da hatalarım ve kaçırdıklarımla öğrenmeye aynı keyifle kendimi geliştirmeye devam ediyorum.
 
 
Muhteşem hatalar yapmaya, göz alıcı kötü fotoğraflar çekmeye devam etmeden önce son birkaç cümlem var.
  • fotoğraf çekmek, daha iyi, daha nitelikli fotoğraf çekmek bir yarış konusu değil, ömür boyu süren değerli bir yolculuktur. 100 defa düşsek de 101. defa ayağa kalkıp yürümeyi gerektiriyor
  • hatalarımızdan öğrenmek çok eğitici ancak her yeni bilgiyi öğrenmek için önce hata yapmak gerekmiyor. Merakla, hayal gücünü özgür bırakarak araştırmak, öğrenme reflekslerini hazır tutmak da yerinde olur
  • daha iyisininin arayışında olan fotoğrafçı için abartılı övgüler, gürültülü alkışlar ilerlemeyi engelleyen tuzaklara dönüşebilir. Siz düşmeyin.
@hakanyasar
 
Bu kadar sözün üzerine merak eden varsa benim muhteşem kötü fotoğraflarımın olduğu eski bir websitesinin adresini bırakıyorum. Hepsini çok seviyorum, hepsinden çok şey öğrendim.
 
 
Sıhhatle mutlulukla bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
 
 

Altın Kalite Ödül Töreni

2

Çok heyecanlıyım. Bu kez sizlerle güzel bir haberi paylaşmak istiyorum. Eylül ayında telefonum çaldı. Karşı tarafta ismini Hevin Cümsen olarak belirten ipek gibi bir ses; “Yeşim Hanım, sizi Altın Kalite Ödül Töreni ile ilgili arıyorum” dediği anda çok şaşırdım.

“Altın Kalite Ödül Töreni” neydi beni neden arıyorlardı? “Bilgi alabilir miyim?” dememe kalmadan Hevin Hanım; yılın en iyilerine yönelik bir gece düzenlendiğini, muhteşem bir geceyle bu yılın ödüllerinin açıklanacağını söyledi. “Yılın en iyi dijital köşe yazarı” ödülüne layık görüldüğümü ve geceye katılım için beni aradıklarını belirtti. Duyduğum anda çok şaşırdım. 15 yıldır yazı yazıyorum, daha önce Turkcell Blog ödüllerinde halk jürisi oylamasıyla ilk ona kalmıştım. Maalesef çok basit bir teknik hata sebebiyle ilk üçe girememiş olsam da paparazzi ödülüne layık görülmüştüm 🙂 15 yıl sonra Crazy Medya tarafından düzenlenen bu gecede yer almak ve ödüle layık görülmek benim için çok gurur vericiydi.

Ekim ayında yapılması planlanan gece pandemi sebebiyle aralık ayına ertelendi. Zaman hızla geçiyor ve ben bu haberi paylaşmak için daha fazla bekleyemedim. Belki yine evlerde kalacağımız günler gelecek 🙂 İnsanın yazdıklarının okunuyor olması, bir yorum bile çok değerliyken böyle bir ödül beni çok daha iyi yazmam için güçlendirdi.

12 Aralık The Green Park Pendik otelde Tuğba Özay ve Gökay Kalaycıoğlu’nun sunumuyla gerçekleşecek bu gecede; iş ve ekonomi dünyasının birbirinden değerli markaları, yılın en iyi sanatçıları “Altın Kalite Ödül Töreni” nde taçlandırılacak. Birbirinden güzel isimlerle yılın en iyileri muhteşem bir geceyle bu yılın en prestijli ödüllerinin sahibi olacak.

Geceyi anlamlı kılan bir kısım daha var ki bunu paylaşmadan geçemem. Gece “Çocuk susar sen susma” sloganıyla düzenlenen bu gecede bütün çocuk istismarına dikkat çekerek farkındalık yaratmak amaçlanıyor.

Sanat, siyaset, cemiyet ve iş dünyasından birçok ünlü isimlerin yer alacağı gece şimdiden farklı mecralarda konuşuluyor. Gecede birçok ünlü sanatçını da sahne alacak.

Gece sonrası size duygularımı ve yaladıklarımı aktarmak isterim. Bu özel geceyi organize eden Hülya Yanıkdağ ve Hevin Cümsen’e ok teşekkür ederim. Yılın en görkemli gecesinde yer almak benim için büyük mutluluk 🙂

Sağlıkla, sevgiyle görüşmek üzere.

16 Kasım 2020 Milliyet Pembe Nar, Yeşim Mutlu

 

Sokakta kaybolmak

0
Çok şanslıyım. Daha üniversite sırasında aldığım derslerden biri doğuşundan yakın zamanlara kadar jazzın tarihini anlatıyordu. Bunu geçenlerde okuduğum bir kitaptaki cümleyle tekrar hatırladım. Jazz müzisyenlerinin düşünce, kafa yapısı ile sokak fotoğrafçısının sahip olduğunun benzerliğini anlatıyordu. Müzisyen önce kaybolur… nereye gideceği nasıl ilerlemek istediği konusunda az çok fikri vardır. Ama nasıl hissedeceği, bunu notalara döküp ne çalacağı konusu ise şansa açıktır.
 
Hakan Yaşar arşivinden
“Sokak fotoğrafçılığına nasıl başlarım” diye soranlara benim cevabım “kaybolmayı öğrenmekle” olur. O hep aşina olduğumuz şehre, caddelerine, sokaklarına “kayıp olma, kayıp hissetme” haliyle yaklaşmak önemli bir pratiktir. Ancak biraz sabır hatta inatlaşma gerektirir. Sonrasında ise bir seyyaha dönüşür insan. Galata Köprüsü’ndeki olta balıkçılarına bakarken tüm dünyada üzerinde balık avlanabilen bu tarzda sadece 2 köprü olduğunu küçük bir Google aramasıyla bulabilir. Sonra bildiklerini unutarak içine girdiği kaybolma halinin sonucu olarak “balıkçı” deyip geçmeden arada sohbet edip tanımayı öğrenir. Emekli öğretmen olanı da var, tersane çalışanı da ya da 1 günlük iznini orada geçiren kuaför de. Dertleri ne kadar balık tuttukları değil, önemli olan orada olmak, belki de dünyanın en eşsiz manzaralarından birini keyif aldıkları uğraş ile beraber doyasıya hissetmek. Başka müdavimleri de var köprünün; lahmacuncu yaşlı amca, simitçi abi, ayvacı dayı, burma tatlı satan gençler, zabıtayla köşe kapmaca oynayan sucu çocuklar… her biri ayrı hayat, ciltler dolusu hikaye…
 
 
Bir de Ali abi vardı. Köprünün hemen Karaköy tarafındaki alt geçitte yazın şapka kışın bere satardı. Karşıdan bakınca sert yüz hatları ile pek çok fotoğrafçının ilk başlarda yaklaşma konusunda cesaretini kırardı. Oysa güzel adamdı. Havada sahipsiz kalmış selam olmazdı onun kitabında. Dediğine göre Kanadalı bir ekip onunla röportaj yapmış, Elif Şafak da bir romanında ondan bahsetmişti. Hoş bunlar olmasa da ne önemi var ki… o Ali abiydi, yıllardır Galata Köprüsüne giriş, ya ona verilen selamla ya da bizim ekipten birinin biz sohbet ederken çektiği fotoğrafla başlardı.
 
Hakan Yaşar arşivinden
 
En son geçen sene haziranda gördüm. Sohbet ettik ayaküstü, her zaman yaptığımız gibi. Sonra uzun zaman göremeyince kağıt mendil satan abiye sordum “nerelerde, denk gelemiyorum ” diye. “Hasta, yatıyor ” dedi. Güzün ilk günleriydi… “Ali abi ölmüş ” haberini aldım bir fotoğrafçı arkadaşımdan.
 
Hakan Yaşar arşivinden
 
Tekrar sokağa ve fotoğrafa dönelim… Ali abinin hikayesinden sonra zor olsa da. Sadece Galata Köprüsüydü; kaybolmayı sonra da yeniden bulmayı ya da bulunmayı istediğim yer. Her gün binlercemizin yürüyüp geçtiği Galata Köprüsü. Zaten yıllardır orada, herkes de aşina. Fotoğrafçı için nereye gideceği konusunda çok kolay söylenebilecek yerlerden. Ama gidince ne çekeceğin, hangi hikayenin dinleyicisi ya da parçası olacağın konusunun tamamen kısmete kaldığı sayısız mekanlardan sadece biri. Aceleye getirmeden, görmeyi anlamayla kucaklaştırarak, tekrar tanımak için kaybolmayı öğrenmek…
 
Sahi siz en son ne zaman kayboldunuz?
 
Sıhhatle mutlulukla bir sonraki yazıda görüşmek üzere. 
 

HEPSİNDEN ORTAYA KARIŞIK

0
Kimine göre kader, kısmet, nasip…
 
Kimine göre alın yazısı…
 
Kimine göre hayatın akışı…
 
Kimine göre şans veya şanssızlık…. 
 
Bana göre hepsinden ortaya karışık. Herkesin bir hikayesi var. “Bir Yazsam Roman” olur diye başlayan cümleler…
 
Ataerkil toplumumuzda “kadın” güçlü bir figür. Tarlada, evde, iş dünyasında mücadele eden, çocuk büyüten, fedakar, cefakar ama hep umutlu, mutlu ve hayal kuran. Buna rağmen çoğunlukla hem cinsi ile anlaşamayan, en çok hem cinsinden darbe alan, kız çocuğunu, erkek çocuğunu doğuran  ve yetiştirende yine bir “kadın” .  
 
Mustafa Kemal Atatürk, 
 
“Kadının en büyük vazifesi analıktır.”
 
“Dünyada her şey kadının eseridir.” demiştir. 
 
Önce iyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir anne olmak bir lütuf, meziyet değil, zaten olması gereken vasıflardır.
 
Susanne Jutzeler adlı kişinin Pexels’daki fotoğrafı
 
“ATEŞİ SENİ ÇAĞIRIYOR” 
ACEMİ CADI ŞEŞE   
 
Bu seferki ateş Egemen’in severek yediği Burger King’in ateşi değil 🙂 Eskişehir Odunpazarı’nda  “Cam Cadısı” atölyesinin ateşi çağırdı beni. Gittim, gördüm, şimdi de “Acemi Cadı Şeşe” olarak, sanatın bir ucunu tutmaya karar verdim. Evet yeteneğim yok… Ama beynimdeki fikir ve pazarlama loplarımı kullanarak bir şekilde sanata dokunacağım. Bakalım bu hikaye nasıl şekillenecek. İlk olarak Cam Cadısı’nın ellerinden şans melekleri yapmaya başladık. Bu melekler kimlere konacak? Kimlere nasip, kısmet olacak? 
 
Biliyorum sen bir meleksin 
Bana yardım için gönderildin 
Zor günlerimde çıkageldin 
Yüzümü güldürdün, başımı döndürdün 
Acımı dindirdin, yolumdan çevirdin 
Eğlendirdin, sakinleştirdin 
Hoş geldin melek 
 
Belki de ben değil, sen benim hayatıma geldin. 
 
Allah’ın Bize Verdiği Uzun Ömrümüz Boyunca 
Ruhu Kalbi Kendi Gerçek Anlamda Hak Edenler 
Çok Sağlıklı, Çok Huzurlu, Çok Bereketli, Çok Paralı, Çok Mutlu Günlerimiz Olsun. 
 
Şenay Şaşmaz Sadıç

Margo Cooper: Yargılayıcı değil şefkatli olmak istiyorum

0

Miss World Bulgaristan 2016 güzeli Margo Cooper’ın adını son günlerde sıklıkla duyuyoruz. Sosyal sorumluluk projeleriyle farkındalık yaratmak isteyen kişilere her zaman saygım büyük.

Sevgili Margo Cooper’ında ‘Şefkatli Yolculuklar’ projesini öğrendikten sonra bizzat görüşerek kendisinden dinlemek istemiştim. İki hafta önce görüşme planlamıştık ama iptal etmek zorunda kaldık. Sağlık olsun bir gün yeniden bir araya geliriz.

Margo Cooper, dünyayı gezerken gittiği ülkelerde de kar amacı gütmeyen kuruluşları ziyaret ediyor. Yardıma ihtiyacı olan birçok insanla ve hayatlarını başkalarına yardım etmeye adayanlarla etkileşim kuruyor. Gelin Margoo Cooper ile online gerçekleştirdiğimiz röportajda yaptıklarını kendisinden dinleyelim.

Margo Cooper arşivinden

Merhaba, nasılsınız? Sizi ‘Miss World Bulgaristan 2019’ güzeli olarak tanıdık. Okuyucularımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Teşekkür ederim, iyiyim, siz nasılsınız? Benim için temsil ettiğim bir rolü seçmek zordur. Miss World bana hayattaki asıl görevimin başkalarına yardım etmek, dünyaya faydalı olmak ve daha az fırsata sahip olanlarla birlikte seslerini duyurmak olduğunu anlama fırsatı verdi. Yaptığım her şey, insanlığa olan sevgim, yaşama ve dünyada bir değişiklik yapma arzumdan kaynaklanıyor. Hiç kimse dünyayı değiştiremez ama herkesin onu daha iyi hale getirme şansı var.

Bulgaristan’da da sosyal sorumluluk projelerinin içinde yer alıyor musunuz?

Bulgaristan’da ruh sağlığı sistemine adanmış bir proje yaptım. Bu konu, günümüzde dünya çapında özellikle önemlidir çünkü COVID-19’un etkisi. Kendimi bir akıl sağlığı savunucusu olarak görüyorum ve bu projeyi Bulgaristan’da devam etmek istiyorum. Önemli bir değişiklik yapmak için yeterli bilgiye sahip olmadığımı anladım, bu yüzden bu yıl gönüllü kar amacı gütmeyen sektörde ikinci üniversite diplomamı alıyorum. Keşke daha fazla yardımcı olabilseydim, sadece tanıtımımı kullanarak farkındalığı yaymak ve kuruluşlar için gönüllü olmak değil. Londra’da yaşadığım için Bulgaristan’da fazla vakit geçirmiyorum ama önümüzdeki aylarda orada bazı projeler yapmayı planlıyorum. Maalesef pandemi planlarımın çoğunu değiştirdi.

Şimdiye kadar 49 ülke gezdiğinizi ve bu ülkelerde gözünüze çarpan problemlere dikkat çekmek için projeler geliştirdiğinizi öğrendim. ‘Şefkatli Yolculuklar’ projesi de bu kapsam da mı yer alıyor?

Dünyayı keşfetmeye, insanlarla tanışmaya, onların hikayelerini dinlemeye her zaman çok merak duydum. İnsanların her zaman gerçeği gözlerimle görmesini istedim. Seyahat ederken sadece dünyanın harikalarını değil aynı zamanda acıyı paylaştım ve gerçekliğin diğer tarafını gördüm. Dünyanın farklı yerlerinde birçok farklı kar amacı gütmeyen kuruluşu ziyaret ettim ve çalıştım ve yardıma ihtiyacı olan birçok insanla ve hayatlarını başkalarına yardım etmeye adayanlarla etkileşim kurdum.

Şefkatli Yolculuklar projesi nedir? Bu proje kapsamında neler yaptınız?

Bu proje fikrini sadece insanların başkalarının acılarını ve mücadelelerini gözlerimle görmelerini ve kalpleriyle hissetmelerini sağlamak için değil, kendimi öğrenmek ve her birimizin topluma nasıl katkıda bulunabileceğimizi başkalarına göstermek için ortaya çıktım. Birçok insanın yardım etmek istediğini biliyorum ama nasıl yapılacağını bilmiyorlar. Merhametli, hayatın anlamlı olduğu demektir. Başkalarına karşı şefkat ve merhamete kuvvetle inanıyorum. Çünkü özellikle günümüzde birbirimize ve muhtaç olanlara destek olmak için birleşmemiz gerekiyor. Kayıtsız kalmak sizi asla daha iyi bir insan yapmaz, ancak başkalarına ihtiyacı olan kişiden daha fazlasını veren kişiyi tanımlayarak verir. Hindistan’da seks ticareti ve kızları kurtaran ve onlara yeni bir hayat veren vakıf üzerine yaptığım ilk filmim. Küçük organizasyonu desteklemek istiyorum çünkü şimdi onlar için zor bir dönem ve orada çalışan kişiler tüm zamanlarını, kaynaklarını bu işe veriyor. Bu tür kuruluşlar için bağışlar, girişimlerini desteklemeye devam etmek için son derece önemlidir.

Dünya genelinde farkındalık yaratmayı amaçlıyorsunuz. Sizce bu mümkün mü?

Küçük adımların bile önemli olduğunu ve her iyilik hareketinin bir fark yarattığını düşünüyorum. Bir kişinin hayatını daha iyi hale getirecek olsa bile, zaten çabaya değer. Ayrıca bir farkındalık yaymak sorunları çözmez ve hayat kurtarmaz, ancak sorunu birlikte çözmek için daha fazla kişiyi, şirketi ve hükümeti dahil etmek için tanıtımı kullanmanın doğru yolu budur.

Türkiye’de sokakta çalışan küçük çocuklara dikkat çekmek için bir çalışmanız olduğunu öğrendim. Bu çalışma neleri kapsıyor?

Kısa filmimi İstanbul’daki sokak çocuklarıyla ilgili “Merhametli Seyahatler” projesi kapsamında yaptım. Hepimiz her gün turistik bölgelerde ya da yollarda para isterken ya da mal satarken görüyoruz. Onlar çocuktur ve daha parlak bir geleceğe sahip olmak için bakıma ve eğitime ihtiyaçları vardır. Türkiye’deki hükümet, çocuklara ihtiyaç duyulan her şeyi sağlamak için birçok resmi yapıyı içeren bir sistem kurdu ve durum eskisinden daha iyidir. Sokakta gördüklerimiz daha iyi bir hayat bilmiyorlar, para kazanıyorlar ve sokağa ait oluyorlar. Onların çoğunu Suriye’de savaşın çocukları. Bu bir kısır döngü. Hiç kimse nerede doğacağını seçemez. Çoğunun ebeveynleri yok ve hiç kimse onlara nasıl yaşayacaklarını, sadece nasıl hayatta kalacaklarını öğretmedi. Kimse onlara ileride bir meslek sahibi olmak ve daha iyi bir bakış açısına sahip olmak için farklı bir hayat yaşaman gerektiğini söylemedi. Ama yargılayıcı değil şefkatli olmak istiyoruz.

Projelerinize destek vermek isteyenler hangi kanallarla size ulaşabilir?

Kuruluşların bilgilerini ve bağlantılarını ve onlara nasıl doğrudan yardım edebileceğimi her zaman gösteriyorum. İstanbul’da kesinlikle harika insanlarla tanıştım ve onlar hakkında bir röportaj yaptım. Zaten 8 yıldır her gün 70 çocuğu besleyen bir çift. Hikayeleri ve nezaketleri kalbime dokundu. Biraz desteğe ihtiyaçları var ve Minik Kalpler Balat ile iletişime geçebilirlerse mutlu olacağım. Her zaman işbirliğine açığım ve projelerimin uzun vadeli olarak çalışması için her zaman ortaklara ihtiyacım var. Bir süreç içinde öğreniyorum ve çoğunlukla diğer insanlardan öğreniyorum. Sosyal medyadan da doğrudan bana ulaşabilirsiniz.

06 Kasım 2020 Haberlercom, Yeşim Mutlu 

benim hikayem… belki de hepimizin

0

Sevgili Hakan,

Hoş geldin… 

Çok değerlisin. Satırlarınla, fotoğraflarınla yesimmutlu.com da olman benim için büyük mutluluk. İyi ki fotoğraf var. 

Sevgili okuyucular, Hakan Yaşar fotoğrafları ve yazılarıyla bizlerle. Onu okumak ve fotoğraflarını izlemek hepimize ilham olsun 🙂

Hoşgeldin Hakan 🙂

benim hikayem… belki de hepimizin

Eylül’ün sonuydu, güneşe rağmen oldukça serin bir sabaha İstanbul’da “günaydın” demiştim.Elimde kocaman bir Sümerbank valizi, geride küçük bir Ege şehri, önümde tüm ihtişamıyla İstanbul.

Harem’den arabalı vapurla Sirkeci’ye geçişim nasıl da uzun gelmişti. Şimdi hatırlıyorum, küçükken bir oyuncak vapurum vardı, içine oyuncak arabalarımı koyardım. Şimdi onların hepsi gerçek boyutlarıyla karşımdaydı. Vapurun aldığı her fersahta şehir daha da büyüyordu. İlk dakikasından itibaren filmlerde gördüğüm yerler peşi sıra kendilerini göstermeye başlamıştı. İşte orada Kız Kulesi… efsanelerini okumuştum daha çocukken, gözlerim bir an o kahramanları aradı. Sonra tekrar vapurun istikametine çevrildi bakışlarım… Sultanahmet Camii’nin altı minaresini saydım. Ayasofya, Topkapı Sarayı… onları da Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun romanlarından biliyorum. Biraz daha ileride Yeni Camii, hani şu Türk filmlerinde güvercinlere yem verdikleri yer. Biraz daha arkasında Süleymaniye Camii… Aman Allah’ım nasıl da heybetli duruyor. Tekrar denize nazır yerlere bakıyorum Haliç’in girişinde Galata Köprüsü ve ona tepeden bakan Galata Kulesi. 

Tekrar bakışlarım vapurun içine dönüyor. Bir sürü araba var alt katta, üst katta da insanlar; ellerinde çay, sohbet edenler, şehri seyredenler ve birkaç da kopardıkları simidi havalandırarak denize atanlar…vapuru takip eden sayısız martı. 

Nihayet Sirkeci’ye yanaştı vapur. Birilerine otobüs duraklarının yerini sordum, çok yakınmış. Durakların oraya gelince Bebek’e giden otobüsleri bulmaya çalıştım. Neyse ki Boğaz hattında çalışanların çoğu Bebek’ten geçiyormuş. Otobüste cam kenarında ayaktayım.Hem durağı kaçırmamaya çalışıyorum hem de etrafı seyrediyorum. (Geldiğim şehirde en fazla 8-10 durakta şehrin bir ucundan diğerine gidiliyordu). Arada trafik sıkışınca da seviniyorum; daha çok yer görme şansım oluyor diye. Beşiktaş’a gelmişiz… Canım Beşiktaş! Siyahına beyazına gönül vermişim. Hep televizyonda, gazetede gördüğüm İnönü Stadı hemen yolun solunda. Stadın kapılarına bakıyorum, belki Metin, Ali ya da Feyyaz’ı görürüm, belki de Süleyman Seba Gordon Milne ile ayaküstü konuşuyordur. İnönü Stadı’nı geçer geçmez sağ tarafta kocaman bir saray; Dolmabahçe… İçimde bir sızı, “Atam!” diyorum gözlerimin nemini başkalarından saklamaya çalışırken…

Sokak fotoğrafçısıyım. Belki de geçen onca yıl boyunca içimde biriktirdiklerimden. Sadece Beşiktaş’a gelene kadar bile bunca şey akıp geçti o sabahtan. 

Artık ne benim şehrimden Harem’e gelen otobüs var, ne de Eminönü meydanında otobüs durakları. O sabah heyecanla baktığım Galata Köprüsü yandı, yerine yenisi var. İnönü Stadı’nın kendi de adı da değişti. Kabataş’a kadar olan yolda otobüslerle beraber yanyana giden tramvay hattı da eklendi. Üstelik bu ikonik yapıların her biri sokak fotoğrafçısının fon olarak kullandığı yerler. Peki ya ana konusu olan insanlar? Onlar anlattığım sabahtan bugüne 32 sene yaşlandı, belki de göçtü gitti.

Daha tamamını bile anlatamadığım o Eylül sabahı… Miyop bakışla; sıradan, herkesin her zaman yaptığı gibi işine, mesaisine gittiği öylesine bir sabahtı, ben de henüz üniversiteye başlamak için gelen binlerce öğrenciden biriydim. Oysa birazcık objektifi yaklaştırınca benden bu hikaye çıktı. Acaba o sabah daha kaç hikaye yaşandı? 

Fotoğraf; kendi başına bir iletişim aracı olarak biraz güdük kalsa da hikaye anlatma işlevinde oldukça etkili yöntemlerden biri. O yüzden sokaktayım herkes gibi ve değişen, dönüşen, evrilen bu kadim şehrin hikayelerini anlatıyorum. Küçük, ince, insana dair, insana dokunan…

Bir sonraki yazıda buluşana kadar esen kalın, sağlıkla kalın.

Hakan Yaşar

Instagram, Web

HAKAN YAŞAR / SOKAK FOTOĞRAFÇISI

1970 Aydın doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum.  Hobi olarak başladığım fotoğrafa İfsak temel eğitimi ve sonrasındaki ileri düzey eğitimlerle devam ettim. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergi, gazete ve internet sitelerinde fotoğraflarım yayımlandı. Yurtiçi ve yurtdışında karma fotoğraf sergilerine katıldım. Profesyonel iş hayatımı çok uluslu bir şirkette Dijital Pazarlama Yöneticisi olarak. tamamladım. Ayrıca 2011-2013 yılları arasında İFSAK Yönetim Kurulu Üyeliği ve Eğitim Biriminde eğitmenlik görevini üstlendim. Çeşitli proje gruplarının küratörlüğünü ve danışmanlığını yaptım. 2012 yılında ‘Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP)’nun verdigi AFIAP (Artist –FIAP) ünvanını taşımaya hak kazandım.Yurtiçi ve yurtdışındaki fotoğraf yarışmalarında çeşitli derecelerim bulunmaktadır. EFOD üyesi olmamın yanı sıra FonSokak bağımsız sokak fotoğrafçılığı grubunun yöneticisi ve eğitmeniyim.

İzmir’in kalbi kırılmasın!

0

Ah İzmir, Güzel İzmir!

Depremin yaşandığı cuma gününden bu yana Türkiye tek yürek halinde .

Ah İzmir, ah çocuklar, ah hayat!

Hayata tutunan minik eller. Göçük altından “Anne” diyerek çıkan mucizeler. Elif, Ayda acılarını öpsek geçer mi?

Günlerce beton arasında kalplere ulaşmak için canla başla çalışan kahramanlar. Ah güzel insanlar. Size ne kadar teşekkür etsek az.

DEPREMZEDE…

Deprem sonrası onlarca kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi yaralı.Yıkılan 17 binadan 4’ünde kurtarma çalışmaları hala devam ediyor. Yaşamak ve yaşatmak çabaları arasında artçılar devam ediyor. İzmir beşik gibi sallanıyor. Depremin ardından 44’ünün büyüklüğü 4’ün üzerinde 1528 artçı sarsıntı yaşayan insanlar evlerine nasıl girebilir ki?

Binaları yapanlara hesap sorulma zamanı. Yanda yıkılmayan bina bir diğer yanda yıkılan bina. Bunlar asla unutulmamalı. Çürük inşaatlardan sorumlu müteahhitlerin cezalandırıldığı haberlerini okumalıyız artık.

Doğan Cüceloğlu’nun dün instagram da paylaştığı gibi “Depremi önleyemeyiz, ama karakter sahibi liyakata önem veren vatandaşlar yetiştirerek depreme dayanıklı binalar yapan bir toplum olabiliriz”.

UMUDU YAKALAMAK

Büyük yaraları kalplerimizle saran muazzam bir ülkeyiz. Tüm Türkiye, yaşanan deprem nedeniyle deprem bölgesinde acıları bir nebze olsun iyileştirmek için yardımlaşma halinde.Deprem sonrasında yardımlaşma için herkes elinden geleni yapıyor. Sosyal medyanın bunda payı büyük. Anında ihtiyaçlara çözüm bulunuyor. Öyle güzel insanlar var ki bu ülke de hakikaten biz birlikte çok güzel oluyoruz.

Olağanüstü durumlarda acıyı paylaşabilmek, destek olabilmektir insana yakışan. Bakmayın bazı kendini bilmezler kötülüklerini her fırsatta ortaya çıkarıyor. Kötüler hep var hep olacak biz iyiliklere odaklanalım. Onların yaptığı insanlığa sığmaz!

Eğitim kurumlarından kargo şirketlerine, iletişimden giyime, beslenmeden hijyene, oyuncaktan ısınmaya, ilaçtan sevgiye yardım etmek için bireysel ve kurumsal tüm firmalar el ele… Hangi birinin adını yazayım, her gördüğümde gözlerim doluyor. Bir mesajla harekete geçen yardımlarını esirgemeyenlere binlerce kez teşekkür ederim.

Umuda, yardımseverliğe, paylaşmaya, sevgiye ve desteğe odaklanan herkesle bir olalım. Hayat küsmek için çok kısa, sevmek için olsun çabamız.

Bu acılar tekrar yaşanmasın. Derin üzüntüler, ölümler olmasın dileğimiz. Ama ülkemizin depremle sınavı ortada. Bir kez olsun depremi göz ardı etmeyelim. Yakın dönemde çözüme odaklı, şeffaf projelerle, deprem gerçeğinin sorumluluğunu hissederek kolektife hizmet edelim..

Allah; enkaz altında olan, yaralı olan herkesi sevdiklerine bağışlasın. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Geçmiş Olsun İzmir! Kalbin bir daha kırılmasın!

03 Kasım 20202 Milliyet Yaşam / Yeşim Mutlu

SESİMİ DUYAN VAR MI?

0
Kaç kere daha ne olmalı? 
 
Kaç tane daha ders almamız gereken olay olmalı?
 
Kaç pişmanlık daha yaşamalıyız? 
 
Hem sözün bittiği yerdeyiz. Hem de söylenecek çok şey var. 
 
 “Sana doktor olamazsın demedim. Adam olamazsın dedim.” sözünü bilmeyen yoktur. Milletçe nasıl adam olunur? 
 
Küçüklüğümüzden beri duyduğumuz bu cümleyle bile ayrımcılıkla büyüyoruz. Şimdi bana şöyle diyeceğinizi biliyorum. Buradaki adam mecazi anlamda, buradaki “adam” kelimesi “iyi, dürüst, vicdanlı biri olmalısın” anlamında. Erkeklik anlamında değil. O zaman ben de diyorum ki ağzımızı şöyle alıştırsak. 
 
Bu hayatta her şeyden önce meslek sahibi de olsan, iyi, dürüst, vicdanlı biri olmayı öğrenmelisin. Hem bir şeyi “40 kere söylersen” olurmuş derler. Siz söyleyin gerisi  Allah’tan…
 
Eminim ki…
 
Küçüklüğünden itibaren bu sözle büyüyenler, “adam olamazsın” la büyüyenlere nazaran daha iyi, dürüst ve vicdanlı olacaktır.  
 
Bir inşaattı yaparken, çizerken, malzemesini alırken çalmayacak, doğaya zarar vermeyecek, empati duygusu daha gelişmiş olacaktır. 
 
DOĞA BİR GÜN ÖCÜNÜ ALIR
 
“Bakarsan Bağ Bakmazsan Dağ Olur”
 
Doğayı koruyarak onun şartlarına uygun bakacaksın. Zarar vermeden, bencillik yapmadan, her zaman yarını, gelecek nesilleri düşünerek hareket edeceksin ki o da sana tüm güzelliklerini sunsun. 
 
Bumerang gibi… 
 
Alma verme dengesi…
Görsel instagram @yasamhakkinasaygi
 
ALLAH’IN BİZE EMANET ETTİĞİ CANLILAR 
 
Onlar konuşamıyor ama ses çıkarıyor. Hem de hepsinin kendine özgü bir dili var. Allah’ın bize emanet ettiği canlılar. Bedenimizin de canlılarında kıymetini bilelim. Bu hayatta her şeyi sevmek zorunda değilsin, hoşlanmak zorunda da değilsin. Ama zarar veremezsin. 
 
Nokta…  
 
Allah’ın Bize Verdiği Uzun Ömrümüz Boyunca 
Ruhu Kalbi Kendi Gerçek Anlamda Hak Edenler 
Çok Sağlıklı, Çok Huzurlu, Çok Bereketli, Çok Paralı, Çok Mutlu Günlerimiz Olsun. 
 
Şenay Şaşmaz Sadıç