Uzun yıllardır aşka aşık yaşayanlardan mısınız?

2004 yılında aşka aşık kalmış azınlıktanım. Yerim yurdum belli. Etrafımda bana benzeyen Yalnızlar Palas komşuları, beraber yaşayıp gidiyoruz. Ellerimizde yıpranmış aşk hikayeleri. Yaşamak istediğimiz ama yaşayamadığımız aşklar.

Fotoğraf Yesim Mutlu

Karanlık köşelerde değil Yalnızlar Palas. Hemen arayıpta bulabilecek kadar yakın mesafede. Bir odasında yıpranmışlıklar, bir odasında güvensizlikler , diğer odasında kaybolmuşluklar ve gözyaşları saklanmış. Kendi içinde körebeye tutuşmuşken odalar yarası bir türlü iyileşmeyen kabuklarımız kangrene dönüşmüş çoktan.

Ne kadar çok insan kandırıyor birbirini . O kadar korkuyor ki yalnızlıktan “mış” gibi aşklar yaşıyor. Oysa Yalnızlar Palas müdavimleri “ içinde aşk “ geçen tüm kelimelerle sevişiyor.  Yalnızlar Palasta ne kadar hüzün, acı, gözyaşı, terkedilmişlik, öfke, suskunluk, hırçınlık, nöbetler yaşanırsa yaşansın inatla herkes “ Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” diyor. Aşkın “ E” hali yok burada. Ya aşk olmalı ya da olmamalı. Şairin ya da yazarın dediği gibi – ki kimine göre büyük yazar kimine göre şair- “ Olmak ya da olmamak “ tüm mesele bu.

Yalnızlar Palas’ta durmadan bıkmadan özlemle aşkın döneceği gün bekleniyor. Bir aşk yaşandığında bulutlara uçuluyor, güneşle şakalaşılıyor, dolunayda aşkın yüzü aranıyor. Dualar ediliyor “ tüm saatler, dakikalar, saniyeler” aşkı getirsin diye. Aşk geliyor, aşk gidiyor. Zaman yalnızlığa sürekli vuruyor. Aşka 24 saat yetmezken; yalnızlık 25 saat yaşanıyor.

Yalnızlar Palas’ta aşk, aşkı bekliyor. Kadehler aşka ve yalnızlığa…

Yeşim Şahin
06/06/2004