Sevgili Girne ile geçtiğimi günler de sosyal medya aracılığıyla tanıştık 🙂 Öyle güzel bir yazı yazmış ki Yazıyı okur okumaz ben de gönderi çılgınlığına kapılıp hemen tweetledim .  AnNeCeYaNsImALaR satırlarına az sonra siz de şahit olacaksınız. Sevgili Girne’ye yazıyı bloguma taşımama izin verdiği için çok teşekkür ederim. Ellerine sağlık, iyi ki yazdın, iyi ki paylaştın.

YSM

Girne'nin kişisel arşivinden

Girne’nin kişisel arşivinden

Gönderi Çılgınlığı

Eski model bir şehirlerarası otobüsteymiş gibi olan insan türü. Dumandan yani gönderiden göz gözü görmez. Her kafadan bir ses, her bilgisayardan bir gönderi. Aklından ne geçiyorsa söyleyen bir çocuk misali, her beğendiğini anında milyonlarca kişiyle paylaşma güdüsüyle dolu insan seli. Bu tipler altın günündeymiş gibidirler, bir yandan önündeki kısırı kaşıklarken diğer yandan çayını yudumlarken sağa sola laf yetiştirmeye ve hiçbir muhabbeti kaçırmamaya özen gösterirler.


Bak Amcası Çocuğum Ne Tatlıııı

Bir nevi zararsız ya da çocuğuyla hafif kafayı bozmuş insan türü. Çocuğunun her adımını kesinlikle ölümsüzleştirir, yetmez sosyal alem ile paylaşır. Aynı anda bütün çocuk fotoğraflarını “ayyyyy yerim, ne tatlı şey” edasıyla sarıp sarmalar, sevgi kelebeğidir adeta, zinhar diğer çocuk fotoğraflarını da kaçırmayasın, kıskanç diyebilirler… Gözü kapalıdır, açınca da sadece çocuğunu görür.

Bugün Yediklerim

Anacım kahvaltıda yediklerini, öğlen yediklerini ve hatta üşenmez ara öğünleri, ardından akşam öğünlerini dahi paylaşan gurme insan türü. Neredeyse mide röntgenlerini çekip koyacak ve atalarının obez olduğunu sandığım, gastronomi masteri yapabilecek bilgiye sahip, enteresan insanlar topluluğu.

Blogger Anneler 

Çocuğuyla ilgili her detayı annesinden önce bloguyla paylaşır. Anında çok sayıda yorum gelir. Sanırsın nöbetçi bir takım sanal anne hep orada sanal alemde yaşamaktadırlar, ışığa uçan ateşböcekleri gibidirler, gönderi gelir gelmez toplaşırlar, görenler görmeyenlere iletirler, “bacılar yetişin” diye. Besinleri de blogger annelerin paylaşımlarıdır. Kendi aralarında tartışmalara dahi varan konuşmalar yaşarlar, her yazılanı son derece ciddiye alırlar. Blog tutan annelerin, hem çocuklarıyla ilgilenip, hem onlara bir takım etkinlikler yaptırıp, aynı anda bunları fotoğraflayıp, diğer yandan sosyal alemlerde paylaşıp, üstüne bir de hayatın her noktasına nasıl yetiştikleri merak konusudur. Biraz zombi tarafları vardır ki, gece herkes uykudayken mesai yaparlar. Blog tutmayan ama hep blog tutmak isteyen anneler açısından, sanki bir fazla çocukları varmış gibi saygı görürler. Ama unutmamak gerekir ki, “blog tutan anne DAHA ÇOK ANNE değildir!” yani.


İğne, Gönderme, ya da Laf Sokma

Durumlarında o günlerde sorun yaşadıkları kişilere, içinde kalanları gönderme yaparak ileten, itinayla laf sokan aslında kaçak dövüşen pısırık insan türü. Bu zavallıların terapi odasında hep birlikte elele tutuşarak, “keeendimii iyi hissetmiyoruuuuuum” diye sündüre sündüre tedavi olacaklarına, eski annelerden “direk kafaya terlik nasıl isabet ettirilir?” dersi almalarını daha iyileştirici bulduğumu söylemek zorundayım.

Hamileliğimin Yetmişüçüncü Günü

Hamileliğinin her salisesini özenle 70 milyonla paylaşma eğiliminde olan geleceğin blog tutan annesi olma ihtimali yüksek, karnının fotoğrafını gün gün çeken, santimetresine kadar ölçüp paylaşan insan türü. Eskinin “çocuktur anlamaz” algısının yerini, çoktan “başımın üstünde yer açtım, beğenmediysen, komşu teyzelerin kafaları var” mantığıyla bakılan sözüm ona bilinçli anneliğine bıraktı bırakmasına ama sınırları da iyi çizmek gerekiyor kanımca. Bazen, (kendimde dahil) korkarım işi fazla abartıyor olabiliriz. Köylerde, tarlada çalışıp, evinin işini de kotaran, emektar bir ebe, temiz bir çarşaf ve kaynamış su eşliğinde sakince bebeğini kucağına alan, ertesi gün işlerine kaldığı yerden devam eden elleri öpülesi annelerinden ne farkımız var? dedirten insanlar topluluğu.

Alıntı mı, Çalıntı mı?

Bir insanın ağzından dökülen sözcüklerin, internete düşmesiyle, hunharca çekiştirilen, bazen çekiştirirken aslını kaybeden sözleri, sanki kendi ağzından çıkıyormuş gibi altına imzasını atarak yazan, en şaşırdığım ve anlamakta zorlandığım sanal insan tipi. Can Yücel’in, Nazım Hikmet’in ya da herhangi bir şairin caanım şiirinin mısralarını kafasına göre alıp, sanki kendi yazmış gibi gururla paylaşır. Tıkır tıkır beğenmeler artar da, “ayyy çok beğendim, alıyorum” diyenlere “tabiki alabilirsin, yalnız benim adımı yazmayı unutma” diyecek kadar moda tabir ile “large” ve “taklit etme meyili yüksek” insanlar topluluğu.

Selam vermek

Nasıl ki, aynı mahallede, aynı apartman da oturduğun, aynı havayı soluduğun insanlar sana selam verdiklerinde aynen karşılık verirsin, sanal alemde de, yorum yapıldığında yanıtlamalısın ki, adab-ı sanal-u maaaaşeret kurallarına uyabilesin. Yoksa bir iki gönderi sonra beğenilerin azalır, fotoğraflarının yüzüne bakan olmaz. Ne sandın, kara kaşına kara gözüne mi beğenilerin artıyor. Yoooo, her alemde olduğu gibi, burada da, “ne ekersen, onu biçersin” mottosu geçerlidir.

Etiketleme Merakı, Ah Dedikoducu Feyisbuk

Her gittiği mekanı, her gittiği semt, şehir, kafe gibi mekanları mutlaka etiketleyen, “çok gezen bilir” ekolünün en önemli temsilcilerinden “görmemiş” insan türü. Bazı arkadaşları, “bak bak, oraya kadar gidipte beni çağırmamış, üstelik de nispet yapıyor, dur ben de hemen rakip mekana gideyim” diyerek, feyisbuk sahibi amcaların ve mekanların para kazanmasını sağlayan, hep lazım olan, ticaretin olmazsa olmazı insanlar topluluğu.

Kocamın Aldığı Ciciler

Kanımca “kocamın aldığı ciciler” başlığı altında, hediyeleri kendi kendisine alıp, fotoğrafladığını düşündürten, hatta bu yalana kendisi de inanan teşhis de zorlandığım gösterişci insan türünün bir basamak üstünde, psikolojik bozukluğun bir tık altındaki insan topluluğu. Nasrettin Hoca’nın oğluna testiyi kırmadan attığı tokat misali, mahalle baskısı gelmeden, “ayol kocam da bunları aldı” diye çarşaf çarşaf fotoğraf çekip, tüm mahalleyi püskürten, hem de aynı zamanda, “bak elelamin kocası neler alıyor?” diyen kadınlar tarafından ticari olgunun gelişmesine yardımcı olan, son derece yararlı olduğunu düşündüğüm insan türü.

Anarşik Grup

Her tür provakatif gönderiye açık, siyasi fikirlerini paylaşmaktan hoşlanan, hem fikrini savunduğunu zanneden hem de görevini yaptığı için gurur duyan ama bir yürüyüşe çağırsanız, tabanları yağlayan insan türü. Bazıları gelirim der, asla inanma, zira Nasrettin Hoca’nın zamanında köyü fillerden kurtarmak için, Timur’a gittiği gibi arkanı döndüğünde gölgenden başkasını göremezsin. Feyisbuk üzerinden hak-hukuk-adalet peşinde koştuğunu sanan, vatandaşlık görevini en iyi sanal ortamda yapmayı düstur edinen insanlar topluluğu.

Görmezden Geldiklerin- Canciğer Oldukların

Bir insan türü var ki, gerçek hayatta bayıldığı insanları, sanal alemde görmezden gelir, beğenmez, yorum yapmaz, senin gönderilerini asla görmez. Ertesi gün sorarsın, “aaaaa, görmedim kiii, bir girdim, hemen çıktım” der, oysa geceyi orada geçirmiştir. Hani böyle, karşıdan yürürken gördüğün, selam vermek üzere başını sallarken, sırıttığın ve karşındaki adamın kafasını çevirmesiyle, dudaklarında asılı kalan pişmiş kelle halin, sana kapak olan “bir daha da kimseye selam verirsem!” dedirten insan tipi.

Aman Nazar Değmesinciler

Fotoğraflarını biraz çekinerek paylaşan, masum hatta biraz saf duygularla yaşadığına inandığım insan türü. Özellikle çocuklarının fotoğraflarını paylaştıktan sonra, her kötü olayı “bak paylaştık nazar değdi çocuğa” ya yoran, batıl inançları yüksek, geleneksel bakış açısının yamacında yaşayan ama bunun farkında olmayan insan türü. Sıklıkla fotoğraflarına nazar boncuğu eklediği gibi, altına şunu yazmaktan da kendini alamaz, “maşallah deyiverin bakem”.

Tıkır tıkırcılar

Karşında bir silüet ya da heykel edasıyla oturur, eli apakıllı telefonunda, kulağı sende, gözü oynaşta(!) olduğunu düşündürten, gerçek yaşamda hayatta kalması zor olan insan tipi. Bu tipler ile binbir badire ile buluşursun, ardından sanki telefonunu hiç görmüyor gibi ve sen yokmuşsun gibi, sanki hemen mekanı ve fotoğrafları yetiştirmesi gereken bir gazeteci edasıyla ve sağa sola twiiiiiiit atmak, feyisbuk da paylaşmak zorunda olan meşgul “yaşayan (!) ölü”, zavallı bağımlı insan tipi. Yakında klinikler açılıp, “sosyal alem nevrozisması” adı altında hastalık türeyeceğine inandığım, peşinde her daim sadece bağımlıların görebildiği facebook ve twitter takipcileriyle dolaşan insanlar topluluğu.

Asla’aa ve Kat’a Paylaşmamcılar

Sanal ortamın güvenliğini sorgulayan, kendi bilgilerini kullanmaktan imtina eden, ama başka hayatları perdenin arkasından dikizlemekten geri kalmayan ve “feyisbuk mu, yo yo aasla girmiyorum, çok çok az” diyen insan tipi. Yüksek terasından, fildişi yalnızlık kulesinden, sedef kakmalı koltuğundan, kaf dağındaki burnunu yerine takıp, teleskopu ile uzak diyarlardaki hayatları gözetleyen psikosomatik (!) ve röntgenci insanlar topluluğu. Bu kişiler aynı zamanda beğenide cimri, yorumda ise gayet seçicidir. Elleri titrer, adeta cebinde altın varmış da, çok acıdığı dilenciye vermek ister ama yapamaz, edasındadır, zira beğeni yaparsa varlığı belli olur, bir nevi hayalet insan güruhu…

Girne Gül Çelebi ULuçay

Not: Yazının tüm hakları  AnNeCe YaNSıMaLaR aittir. Orjinali de belirttiğim site de yer alır.