Özge Uzun. Sunucu, Dağhan ve Siva’nın annesi… Belki ekranlardan , belki okuduğunuz haberlerden ya da en son yazdığı kitabı ile haberdar oldunuz kendisinden. Sevgili Özge’yi size anlatmak benim için zor. Yaşadıklarının bir kısmı dahi sizlerde nefes darlığına yol açacakken o yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla  oğlu Dağhan’ı ve gerçek hikâyesini “Sizin Hiç Maviniz Var mı?” kitabında anlatıyor.

Sizin Hiç Maviniz Var mı? kitabını  almak için sabırsızlanırken arkadaşım Banu Okutan hediye etti. Gönlü güzel kadınlardan.

Özge’yi gerçek yaşamda herkes farklı görebilir. Zaten bu ülke de herkes görmek istediğini görüyor. Özge, kendi olan güçlü ötesi muhteşem br kadın. Zaman zaman farklı sebeplerle bir araya geliriz hep gülen yüzü vardır. Demir zırh gibi yaşadıkları ama kitabı okurken kendinizle dahi konuşmaya cesaret edemediğiniz duyguları hissedeceksiniz.

Kadın olmanın, farklı bir hayatı yaşamanın anne olmanın ve ötesinde güçlü olmanın verdiği zorlukları.  Dağhan özel çocuk, harika çocuk. Yaşadıklarının tarifi yok. Doğduğu andan bu yana mücadelesi geçirdiği ameliyatlar . Kitabı okurken yaşadıklarına benzer durumlar yaşayan anneler olabilir. Bu sebeple o anneler gibi herkes okumalı.

Mira’nın doğuştan gelen kalça çıkıklığı problemi vardı. Özge’nin yaşadıklarının binde biri değil ama 14 ay pelvik bandaj, ortez hayatımızdan eksik olmadı. Yıkanmadı, sokağa çıkamadı, emeklemedi, oturamadı çok zaman göz yaşlarım içime aktı. Kitabı okurken yaşadıklarım su üzerine çıktı. Özge’yi bir değil bin kez takdir ettim. Yazmayı isteyipte yazamadığım onun hayatında yaşadıklarının içinde sadece bir kısmı olan kısım benim hayatımda büyük kısımdı. Ve bu kısım bile beni çok sarsmıştı. Gittim geldim o anları yeniden yaşadım sonra şükrettim . Şu hayatta sağlık her şeyin ötesinde.

Kalbi kendi güzel kadın Özge.

Yalnız değilsin , güneşin kitabın olsun. Bir gün Dağhan’da okuyacaktır  inanıyorum. Yaşam oldukça umut vardır.

YSM

Kitaptan

Size sonu mutlu olan, filmlerdeki mucizelerin yaşandığı bir hikâye anlatmak isterdim. Daha çok umut vermek… Şükredeceğim ne kadar çok şey olsa da bu aslında karanlık bir hikâye.

Yine de her gecenin bir güneşi vardır değil mi? Kim bilir, belki benim güneşim de bu kitap olur…

Bu kitabı en çok kadınlar okusun istiyorum.

Bir zamanlar benim yaşadığıma benzer deneyimler yaşamaya başlayan kadınlar, anneler… Henüz yolun başında olanlar… Dağhan doğduğunda keşke bir rehberim olsaydı diye çok düşünmüştüm. Birileri bana yaşama ihtimalim olanları anlatsaydı, belki düşüşlerim, kendimi dövmelerim daha az olurdu… Ama mutlaka olurdu. Annelik, hele de özel bir çocuğunuz varsa deneyimleri paylaşarak görece kolaylaşan bir olgu. Umarım bu kitabı okuyan kadınlar kendilerini daha az döverler…

Bu kitabı en çok erkekler okusun istiyorum…

Kadınları anne olduktan sonra anlamakta güçlük çeken, onlardan uzaklaşan, doğan bebekle beraber onları yalnızlığa iten erkekler…

Bu kitabı en çok önyargıları olanlar okusun istiyorum…

Her yaşananın altında bir bit yeniği arayan, “vah vah” ile başlayıp “ama” diye devam edenler…

Bu kitabı hayatta kötü şeylerin hep kendilerinin başına geldiğini düşünenler okusun istiyorum.

Bu kitabı şükretmeyi gerçekten bilmeyen, en ufak sorunları kocaman yapan, sahip oldukları mucizelerin farkına varamayan anneler okusun istiyorum…

Bu kitabı özel bir çocuğa sahip, düşen, savaşan, gizli gizli ağlayan, ölmeyi, hatta birlikte yok olmayı düşünen, yorgun, bıkkın, en ufak bir şeyde yüzünde güller açan ama gözlerinde hep hüzün olan anneler okusun istiyorum… Yalnız değilsin güzel kadın…

Evet, bu karanlık bir hikâye.

Bu karanlık Dağhan değil. Dağhan bu hikâyenin en aydınlık, en masum yüzü. Onu çoğu zaman anlayamayan, anlayamadığı için mutlu edemediğini düşünen ve suçu ona, cevap veremeyecek bir meleğe atan, onunla ayakta duran bir kadının karanlık hikâyesi… Olan yanlışlar karşısında cezayı hep kendine kesen, döven, kanatlarını kanatmaktan çekinmeyen bir kadının hikâyesi…

Hep minik umut parçalarına tutunan, bazen yaşadığı hayattan nefret eden, çoğu zaman da şükreden bir kadının hikâyesi…

İçindeki yalnızlıktan bir türlü kurtulamamış bir kadının hikâyesi…

Her gecenin bir güneşi vardır değil mi? Kim bilir, belki benim güneşim de bu kitap olur…

Buna inanarak yazdım ben…

Şimdiye kadar yaşadıklarım sanki bu kitabı yazmak içinmiş.

Bitince öleceğim… Çünkü yeniden doğmaya ihtiyacım var…

Yaşadıklarım belki değişmeyecek, belki her gün daha da zorlaşacak.

Ama her şeyi elimden, gönlümden geldiğince açıklıkla anlatacağım. Çünkü bu hayatta yalnız olmadığımı biliyorum…

Söz uçar, yazı kalır. İnsanlar ölür, izleri kalır… Ben sözümü, izimi bu dünyaya kazımak için yazdım.

Belki bir gün Dağhan da okur diye…

Bir çift mavi göz… Bir çift beyaz kanat… Pembe hayaller… Ve her şeye rağmen umut… 

Özge Uzun
1979 senesinde Ankara’da doğdu. 1993 senesinde Radyo Vizyon’da çalışan Erhan Konuk sayesinde yayın hayatına girdi. O dönemde TRT spikerlerinin yardımıyla sektöre ait bilgiler edindi. Ardından İstanbul’da Alem FM’de ilk yayın hayatına başladı. 2001 senesinde NTV’de seslendirme yaptı. TV haberciliği eğitimi de alan Uzun, FOX TV ve CNN Türk’te spikerlik görevlerinde bulundu. 2012 yılında Kanaltürk’te sabah programı yaptı. Uzunca bir süre TV8’de hafta sonu sabah kuşağı programı “Erken Baskı”nın ve hafta içlerinde de “Güzel Bir Gün” programlarının sunuculuğunu yaptı. 2015 yılının ilk günlerinde TRT Haber kanalına geçen Uzun, 5 yıldır Başkent İletişim Akademisi’nde diksiyon, spikerlik-TV sunuculuğu konusunda eğitmenlik yapıyor. Farklı gelişim gösteren çocuklar ve ailelerine destek konusunda seminerler de veren Özge Uzun, Dağhan ve Siva’nın annesidir…