Cenk Erdem, arkadaşım canım. Ne zaman kafam karışsa sesini duyunca rahatladığım güzel insan. Daha önce de blogumda kendisiyle ilgili yazılar okudunuz . Geçtiğimiz hafta bir araya gelince yeniden size onu anlatayım istedim. Cenk beni kırar mı hiç. Hem poz verdi hem lafladık şekersiz kahvelerimizi içtik. Uzun zamandır da kendisini Mehmet Ustaoğlu ile bir araya getirmek istiyordum. Mehmet’in kişisel sebebleriyle aramıza geç katılacak derken tam kahve molasının birinde aramıza katılması nasıl güzel oldu anlatamam.  Karaköy sokaklarında kahkahalar, fotoğraflar ve kahveler eksik olmadı. On Off’da çekimi sonlandırdık. Melih’i görmek , sohbet etmekte hepimize iyi geldi. Meğer Cenk ile Melih’de çok eski dostmuş. Ne mutlu ki etrafımda birbirini dostlukla seven dostlarım var. Bu koca gönüllü adamlara teşekkür ederim. Bakın bakalım neler konuştuk. Önce size Cenk’i tanıtayım ardından sorular gelsin 🙂

CenkErdem_YesimMutlu4

Cenk Erdem 

Boğaziçi Üniversitesi, “Eğitim Fakültesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümüyle birlikte aynı zamanda “Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji” mezunu olan Cenk Erdem, hem bölüm birinciliği hem de çift anadal birinciliğiyle okulunu bitirmiş. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Sinema-TV yüksek lisansına devam eden Erdem, özellikle psikanalitik sinema okuma üzerine yoğunlaşırken korku sineması ve psikolojiyi seminerlerde ve yeni projelerde buluşturmayı sürdürüyor.

Erdem, Cerrahpaşa Çocuk Kliniği Onkoloji servisinde 4 yıl boyunca psikolog olarak çalıştıktan sonra 2004 senesinde Houston’da, Texas Children’s Hospital’da, “Oyun Terapisi” eğitimi almış, özellikle gençlerle bireysel görüşmeler yapan Erdem’in her dönem süpervizyon aldığı, arkadaşlığını kazandığı ve alanda çalışırken en büyük mentörü Psikolog Dr. Nursu Marmara olmuş.

Erdem, 2011 senesinden itibaren 4 yıl boyunca Hürriyet gazetesinin üniversite kampüslerine dağıtılan üniversiteli gazetesi Hürriyet Kampüs için psikolog olarak dertlerine cevap verdiği köşesinde yazmış ve gençlerle çalışmayı çok seviyor. Cosmopolitan, Hürriyet Daily News gibi birçok gazete ve dergiye hem psikoloji hem müzik yazıları ve söyleşileri hazırlarken hem bir gazeteci kimliği var hem de yazdıklarında bol bol müzik ve aşkı anlatıyor.

“Müzik ve Psikoloji İlişkisi”, “Korku Sineması”, “Aşk ve İlişkiler” ve “Öfke Yönetimi” üzerine seminerler ve eğitimler veren Erdem, 19 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi ‘nde Psikoloji Topluluğu’nun düzenlediği atölyede ‘Müzik kişiliğinizi ele veriyor’ ismini verdiği bir seminer veriyor olacak.

Canım Cenk Erdem’le psikoloji, müzik ve aşk üzerine bir sohbet gerçekleştirdik…

CenkErdem_YesimMutlu

Bir yandan müzik röportajları yazıyorsun, bir yandan psikoloji alanındasın; tüm bunları nasıl buluşturuyorsun?

Aslında ben buluşturmuyorum, zaten iç içe… Psikoloji de müzik de duygularımızla ilgili. Ancak başımıza ne geliyorsa, kendi duygularını da başkalarının duygularını da anlamayan ve güzelliklerin ve güzel şarkıların keyfini kıymetini bilemeyenlerden geliyor. Müzik tercihlerinin dış dünyaya tanımladığımız kimlikle ilgisi olduğu gibi bizi iyileştiren bir tarafı da var ve hem psikoloji hem müzik ruhumuzu güzel tutmak için çok lazım…

Peki sence ruhumuzu güzel tutmak için başka ne lazım?

En çok aşk lazım… Aşk gibisi var mı? Ama onu da kavrayamadık yıllardır. Bizi üzen, aşağı çeken ilişkiyi aşk sanıyoruz. Oysa aşk yükseltir, tıpkı güzel bir müzik gibi. Hele bizim toplumumuzda ruhu aşağı çeken şarkıların daha çok sevildiği yetmezmiş gibi, üzen sevgili de pek kıymetli oluyor. Mutlu olmak için seni üzen ne varsa hayatından çıkarmalı. Elbette kimi zaman koşullar buna izin vermeyebilir de. O zaman da hayatında hangi güzellikler var, iyice fark etmeli. Hem kendindeki hem sevdiklerindeki güzelliklere, doğaya ve hayatın güzelliklerine yüzünü çevirmeli… Seni yükselten, yukarı çeken arkadaşlar da önemli. Mesela ben o konuda çok şanslıyım.

CenkErdem_YesimMutlu2

Sence iyi bir psikolog hayatı güzelleştirebilir mi?

Valla bizim ülkemizde mesleği öyle kötü temsil edenler var ki, yeter ki iyi gelebilecek, alanda sağlam tecrübesi olan birilerine danışıyor olsunlar da kimseye zarar gelmesin… Önüne gelen koç, yaşam koçu, profesyonel koç, kenar koçu… Bir bakıyorsunuz dışarıdan ciddiye alma yanılgısına düştüğünüz bir terapi enstitüsünü iyi bildiğiniz terapist değil de ego sıkıntıları olan heykeltıraş eşi yönetiyor, misal daha kurum içinde ilişkileri tuhaf ilerleyen bir terapi merkezinden kime hayır gelsin? Bir bakıyorsunuz alanda hiçbir tecrübesi olmayan ve iki kursa gidip koç olan birileri bir psikoloğa bile kişilik envanteri vermeye kalkışıyor. İki romantik, şiirsel cümle kurana, psikoloji gurusu diye koşuyorlar… Herhangi bir terapi tekniği kursu alan diyelim regresyon terapisti diye geziyor. Bir ara herkes şarkıcıydı şimdi herkes koç ya da terapist… Oysa ki elbette mesleği çok düzgün temsil edenler de var ve iyi bir psikolog hem yol aldırabilir hem de duygusal zekayı geliştirebilir… Ülkede duygusal zeka yerlerde sürünüyor o da ayrı…

Duygusal zeka meselesini biraz açsan Cenkcim? 

Ülkenin neredeyse tamamı ergenliğini tamamlayamamış, ne kendi duygularından haberdar ne başkalarını anlayabilmek için çaba sarf ediyor. Ergen tepkileri siyasi liderlerde de görüyoruz. Bana tüm ülke duygusal zekadan yoksun, her an herkesin herkese kötülük edebileceği ilkel bir kabileyi hatırlatıyor. Hatta siyasi kabineler de kabile… Ayrıca parayı bulan da empatiyi kaybediyor…

Bir de danışanlardan çok iyi biliyorum ki duygusal zekasını kaybetmiş narsist patronlar var. Çalışanlarına kök söktürüyorlar. Bazen çalışan birine öyle bir takıyorlar ki, patolojileri üzerlerinden akıyor. Ülkede kendin gibi olduğun zaman zor tutunuyorsun; çünkü Psikolog Dr. Marmara’nın dediği gibi nitelikli azınlık, basit çoğunluk…

CenkErdem_YesimMutlu3

Peki ruhumuzu yükseltmek için sen en çok ne işimize yarar diyorsun?

Zamanında Cumhuriyet adlı eserinde Platon söylemiş. Ruhumuz için müziğe ihtiyaç var… Yüksek enerjili müzikler de ruha çok iyi geliyor. Sanılanın aksine yavaş ve sakin müzikler değil, yüksek enerjili şarkılar ruh halini de yükseltiyor. Ancak seçtiğimiz şarkılarda kişilik özelliklerimiz belirleyici oluyor. Duygu durumumuza ve ruh halimize göre şarkılar da dinleyebiliriz ama özellikle üzen şarkılarla kendimize eziyet etmenin anlamı yok, dozunu iyi ayarlamalı. Hayat yeterince sert daha çok mutlu şarkılar lazım.

Esas olarak kişilik özelliklerimizle mi şarkılar seçiyoruz?

Müzik kişiliğin ipuçlarını veriyor. Araştırmalar var. Diyelim neşeli ve sosyal bireyler pop dinliyor. Farklı deneyimlere açık bireyler rock seviyor. Sözel becerileri kuvvetli bireyler caz seviyor. Öyle ki ergenlikten itibaren mizacımıza, kişiliğimize göre müzikler sevdiğimiz gibi, empatinin bile müzik zevkleri ile ilgisini ortaya çıkaran araştırmalar var…

Empati ve müzik tercihleri için araştırma neler deniyor?

Güncel araştırmalardan birine göre duygu ve düşüncelere empatik yaklaşan kişiler R&B, soft rock ve folk gibi yumuşak müzikler tercih ederken, sistematik yaklaşan kişiler punk, heavy metal, avant- garde caz gibi daha yoğun müzik formlarını seviyor. Empati düzeyi yüksek kişiler ayrıca sözlerdeki derinliği de seviyor.

CenkErdem_YesimMutlu5

Senin bu aralar en sevdiğin şarkılar ya da şarkıcılar hangileri?

Güzel ses ve güzel melodi beni çekiyor. Adele ‘e bütün dünya teslim oldu ben de bayılıyorum. Ama çoğunlukla house müzik ve disko klasikleri ve dans müziği dinliyorum. Madonna gibi libidoya iyi gelen, yaşam enerjisi veren şarkılar dinliyorum. Ya yüksek enerjili dans şarkıları ya da güzel sesler iyi geliyor. Misal Sia ‘nın ‘Bird Set Free’ şarkısının sözlerine ve şarkı söyleyişine bir bakın… Eğer melankolik bir şarkı dinleyeceksek Sia da olduğu gibi acının da zarafeti olabiliyor. Tıpkı Yasmin Levy gibi, Halil Sezai gibi değil…

Son olarak senin için sırada neler var?

Psikoloji alanında eğitimler ve seminerlere devam ediyorum. 19 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde bir seminer veriyor olacağım. Boğaziçi Psikoloji Topluluğu’nun organizasyonu olacak. Müzik röportajlarına ve gazeteciliğine devam ediyorum. Bir yandan freelance PR yapıyorum ve yine müzikle ilgili oluyor. Dört gözle Kanadalı filmci Orson Galore ‘un Horror Matters projesini bekliyorum. Korku sineması üzerine bir belgesel projesi ve işin içinde psikolog kimliğiyle ben de varım. Korku Sinemasının psikolojik faydalarını anlatıyorum. Bir çok proje var ama ülke garabet, ekonomi kırılgan. Neyse ki benim finans danışmanı Gülnur Özdemir gibi sanat danışmanı Gülben Oruç gibi finansal sponsorlarım oluyor. Onlara da teşekkür etmek isterim…