Netflix yapmış yine yapacağını! Dünyanın En Sıra Dışı Evleri, ödüllü mimar Piers Taylor ve mimariye bayılan bir oyuncu olan Caroline Quentin bize aklımızın bile hayal edemediğim evleri gösterme fırsatını buluyor. Doğa’ya saygı amaçlı yapıldığını düşündüğüm bu program doğaya bir övgü olacak gibi dağ, orman ve deniz kıyısı ve yer altı olmak üzere sınıflandırdığı dört kategoride bize  ilginç evleri bize gösteriyor. 

Benim bu programla ilgili hoşuma giden nokta, mimarların sınır tanımaması ve olağandışı mimarilerle farklı bir dünyada yaşayabileyeceğimizin mümkün olduğunu bana göstermesiydi. Bu dünyada, doğaya saygı gösteriliyor, tek bir ağacın bile zarar görmemesi için evler ağaçlar arasına yerleştiriliyor, yerin altına ev yapılıyor ve doğadan ışık kaynağı sağlanarak ekosistemin sürdürülebilirliğinin bozulmaması hedefleniyor. Bu evler öyle evler ki düşünün hayat tarzı bütünleşik olma amacıyla, karbon ayak izini azaltmak için arabanın satılıp bisikletle ulaşım sağlanılan evler… 

Aynı zamanda bu dizide mekanlar inanılmaz güzel yerlerde geçiyor, kim Yeni Zelanda’ya, İsviçre’ye, Alplere gitmek istemez ki… Şahsen ben çok isterim! Netflix aracılığıyla her gün gidip orada bulunan en sıra dışı evleri görüyorum… Bu dizi de dediğim gibi sınırları aşıyoruz! Bildiğimiz ev diye bir kalıp olmadığını tekrar görüyoruz… Yatay evlerden oluşan mimarinin aslında sırf dikine bir mimari de olabileceğini görüyoruz. 

Bu dizi de Piers Taylor’ın heyecanını da aslında tekrar izleyerek yaşıyoruz… O ustası ve her zaman tanışmak için heyecan duyduğu akıl hocasıyla, ilham aldığı hocasıyla tanıştığı sahnelerde ise her zaman insanın kendini geliştirmek için ne kadar emek verdiğine ve de karşılıklı emek paylaşımının ne kadar güzel fikirlere yol açtığını görüyoruz. Bu dizide benim bir diğer sevdiğim nokta ise, Piers Taylor’ın evlerin betonarmesini ve mimari temellerini açıklarken kendi not defterine evleri çizerek anlatması. Bazen de evleri çizmeyerek, doğada bulunan taşlarla ya da doğadaki çubuklarla anlatması. Piers’in yöntemi benim aklıma Einstein’ın lafını getiriyor; eğer bir şeyi 6 yaşındaki çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir. Piers bize Einstein’ın yaklaşımı gibi basitten anlatıyor, karmaşık mimari konseptlerle bizi yormamakla beraber yine de bize güncel mimari trendleri ve mimari yapı taşlarını açıklayarak bizim ufkumuzu genişletiyor. 

Caroline ve Piers’in birbirleriyle olan dengeli ilişkisiyle keşfettiğimiz Dünya’nın en Sıradışı Evleri’nde aslında Dünya’ya açılırken, kendi içimize doğru da bir yolculuğa çıkıyoruz. Açıkçası dizi de Caroline’ın eğlenceli dakikalarına da ortak olmamak mümkün değil. Caroline ve Piers’in birbirlerine olan arkadaşça ve eğlenceli yaklaşımları bizim de dünyamıza pozitiflik katıyor. Caroline’ın heyecanlı olması ve de yapılara eğlenceli ve çocuksu bir merakla kendini durduramadan, Piers’i beklemeden incelemesi aslında bizi çok eğlendiriyor. Piers öncelikle her noktayı mimari olarak değerlendirmeyi ve güncel akımları ve kendi kişisel tercihlerine göre yapıların kritiğini yapmayı sevmesiyle bize bir ebeyenin bizi bilgilendirdiği ve hayatı açıkladığı anlara taşırken; Caroline ise bambaşka belki de içimizdeki çok ilkel yerlere hitap ediyor. Caroline heyecanı, yeniliğe karşı olan merakı ve yeniyi keşfetme tutkusuyla bize içimizdeki çocuğa dokunuyor. 

Açıkçası yenilenebilir, enerji kaynaklarının  kullanılacağı, karbon ayak izimizi ölçeceğimiz, doğadan ilham alarak ve doğayı bozmadan, çevremizle bir uyum içerisinde yaşayacağımız günlere bir umut oluyor bu dizi. Dilerim ki bu dizi, bize gelecekteki evimizin penceresinin doğayla uyum içinde, dengeli, sakin ve huzurlu bir geleceğe doğru açılacağının hayali olur…