Sevgili Başak Şekerpare; Prof.Dr.Halil Coşkun röportajımız sonrası bana bir mail iletti. Halil Bey tarafından gerçekleştirilen ameliyatı ve sonrasında yaşadıklarını anlatan bu hikayenin kahramanı Başak Hanım’ın satırlarını okuyunca sizlerle paylaşmak istedim. Başak Hanım, morbid obezlikten; mini gastric bypass ameliyatı geçirerek kurtulmuş. Kendisini hiç tanımadan sevdim.  Bu hikayeyi burada paylaşmama izin verdiği için teşekkür ederim. Kendisini şimdi instagramdan keyifle takip ediyorum. Yazıyı yayınlamak için minik aksaklıklar yaşadık. Kısmet bugüneymiş. Okuduklarınız masal değil gerçek 🙂 Mucizelere inanın. Teşekkürler Başak Hanım 🙂 YSM 

Mutlu sonlara inanın, lütfen!

Hayatının o çok kıymetli ilk 31 yılını morbid obez geçiren kızdan hepinize merhaba!  Ben Başak Şekerpare. Mutlu sonlara olan inancınızı sağlamlaştırmaya geldim. ☺

1980 doğumlu mini mini bir bebecikken dahi xl zıbınlar, çifte kundaklar giydirilen, hani o çok söylenen “gürbüz” bebeklerden biriymişim ben. Büyüme dönemim de çok özet geçecek olursak kreşin en şişman bebeği, ilkokulun en şişman kızı, ortaokulun en şişman kızı, lisenin en şişman kızı, üniversitenin en şişman kızı şeklinde devam etti.

Bu uzun süreçte elbette bazen içinde bulunduğum yaş grubundan farklı olmak hoşuma gitse de biliyordum ki; ben de herkes gibi olmak istiyordum. Mağazadan önlük, üniforma almak, kantinden 3 simit bir ayran almadan da doyabilmek, herkes okulun o hoş çocuğundan bahsederken akşam yemeğini düşünmemek…

Hayatımın tüm bu dönemlerinde asla sevgisiz, bir kenara itilmiş ya da horlanmış değildim ancak kendimi ait hissedemiyor, herkes gibi ya da normal hissedemiyordum hiç. Sokakta birileri size gülmeden dolaşabilmek bile benim için bir lükstü. Buna inat sosyal biri oldum. Nasıl oldum ben de bilemiyorum ama şu meşhur “şişman neşesi” buna büyük katkı sağladı diyebilirim. Hep neşeli, hep sosyal, hep birilerinin ağlama yastığı, hep güzel kızın yanındaki yancı kız klasmanındaydım.

İşin sağlık boyutuna gelirsek ayrıntıya mümkün mertebe girmemeye çalışacağım zira hasta hikayesi dediğiniz şey bende 8 sayfa falan sürebilir. Aslında liseye kadar “tombul şirin sevimli” kontenjanıyla idare etmiş ve sağlık sorunlarımın çok da farkına varamamıştık. Lisede safra kesem yüzünden aniden hastaneye kaldırılmamla birlikte hastanede önce endokrin, sonra diyetisyen desteği ve ilaveten spor önerildi. Elbette safra kesem de acilen alınmak durumunda kaldı.

O yaşlarda diyet yapmak gerçekten çok zordu. İki hafta ciddiyetle sarılsam üçüncü hafta bozuyordum. Sonuçta vermem gerekn kilo 3-5 kilo değildi. En ufak bir duraksama (plato evresi) bile moralimi bozmaya yetiyordu. Sonra da gelsin 5 kilo verdim 15 kilo geri aldım hikayeleri.  Bu süre zarfında iki farklı diyetisyenle kilo verimim için uğraştık ancak ne yazık ki başarılı olamadım.
Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimde ise hem şehir değişikliği, hem genç kızdan bir adım daha ileri gitme hissinden ötürü açıkçası kiloyla çok da uğraşamadım. Ta ki; ikinci yılımda okul muhitimde gerçekten çok, ama çok güzel kızlarla arkadaş olduğumu farkedene kadar. İşte yine olmuştu! Güzel kızın yanındaki yancı rolüm devam ediyordu. Sonradan arkadaşlarımı biri çok ünlü bir şarkıcı, diğeri de çok ünlü bir manken ve oyuncu oldu. Çevremi güzel kuruyordum ama kendimi bir türlü düzeltemiyordum.

Diyetisyen, spor arası mekik dokumaya bir süre daha devam ettim. En fazlası üç ay süren diyetler, kilo alıp vermekten gevşeyen beden. Rezalet giden ve hatta olmayan korkunç bir aşk hayatı (not: Tüm gençler üniversitede aşık olmak ister! ☺ ) derken hayatımın rezalet olduğuna karar vermiştim. Ta ki çok daha büyük sağlık sorunlarıyla karşılaşana kadar…

Üniversitenin son yılında yine aniden hastaneye kaldırıldım. Bu seferki sağ yumurtalığıma yapışmış devasa bir kistti. Sağ yumurtalığımla beraber kist de alındı. Böylece polikistik over tanısı da konmuş oldu. Okul bitip çalışma hayatına atıldığımda ise garip sıkıntılar çekmeye başladım.

Sabahları öksürme krizleri ve nefes daralması, görmede ani kayıplar, bol su içme, sık idrara çıkma, gün içinde hatta öğlen tatilinde uyuklama. Bunu okuyan doktorların şıp diye anlayacağı üzere diyabet de yakama yapışmıştı ancak ben bunun o an farkında değildim. Kilom ise bana inat yapar gibi yuvarlana yuvarlana artıyordu.

Bir sabah ayağımda yaklaşık gözlük ebadında bir morarma ile uyandım. Başlangıçta bir yere çarptığımı düşündüm. Sezonum bitmek üzereydi ve önemsemeyip günlerce işe gittim ve bir sabah o korkunç morluk açık yara haline gelmişti. Bunun üzerine apar topar sezonumu kapatıp İzmir’e bir üniversite hastanesine başvurdum. O kadar çok incelendim ki; artık fenalık geçirmek üzereyken hem teşhis, hem patoloji sonuçlarım gelmişti.

Sonuç : regüle olmayan diyabet, polikistik over, karaciğer yağlanması, sonradan NLD teşhisi konulan kapanmayan açık yaralar (dizden bileğe kadar), kilo kilo kilo… 69 gün hastanede yattım. Evet yaralarım biraz kontrol altında, biraz kilo vermiş (14 kg), biraz daha iyi hissediyordum ancak hem çok sıkılmış, hem maddi olarak daralmış, hem de tam olarak iyileşememiştim. Buna rağmen en azından yara pansumanı ve insülin kullanımı gibi kıymetli bilgiler edinmiştim. Bunlarla kör topal idare edeceğimi düşünerek tekrar İstanbul’a döndüm ve işe başladım. Bunlarla tam da tahmin ettiğim gibi iki sezon kadar idare ettikten sonra 135 kiloya ulaşmış, yaralarım enfekte olmuş ve hayattan yavaş yavaş ümidi kesmek üzereyken tekrar apar topar hastaneye yattım. Bu sefer ailem de sorunun kökten çözülmesini istiyordu ve İstanbul’un en köklü hastanelerinden birine (Cerrahpaşa) direk dermatoloji servisinden yattım. Kaderin büyük cilvesi de burada da ciddi bir diyet programı, pansumanlar, diyabet takibi ile regüle olmayan kan şekeri ile 96 gün yattım. Sonuç: Evet yaraların enfeksiyonu geçmişti ama yaralar duruyordu. Kan şekeri regüle olmamıştı. 3 küsur ayda 13 kilo verebilmiştim sadece ve ne yazık ki oradan da iyileşemeden çıktım.




Nihayet tüm sorunların ortak noktası kilomla ilgili –kalıcı- bir müdahaleye muhtaç olduğumu anladım. Kilo kaybı ameliyatlarını ciddiyetle araştırdım. Başvurduğum hekimlerden ikisi açık yaralarım nedeniyle riskli bulup beni kabul etmedi. Biri de ben, içime sinmedi. Ortalama iki yıllık bir araştırma-test-tetkik süreci geçirdim. Nihayet “sen varsan ben de varım” diyen, sadece hekim değil, aynı zamanda yükümü omuzlayacak bir hekimle kesişti yolum. (Prof.Dr.Halil Coşkun)

20 Nisan 2011 ikinci doğumgünüm oldu. Oldukça başarılı bir mini gastric bypass ameliyatı geçirdim. Ameliyatın ilk ayında bir ayağım, 3.ayında ise diğer ayağımdaki tüm açık yaralar geçti. Ameliyatın ertesi günü henüz hastanedeyken şekerim regüle oldu ve insülinleri bıraktım. Artık diyabetli değildim!

Ameliyatın ilk yılı dolmadan ideal kiloma geldim. 135 kg – 1.71 boy ile başlayan maceramda şu an 69 kiloyum. Hiçbir rahatsızlığım kalmadığı gibi hayatımda, bebekkken bile olduğumdan daha sağlıklıyım. Ameliyatımın gerektirdiği tüm kurallara uyuyorum ve böyle de devam edeceğim. Ameliyatımdan bir yıl sonra evlendim, tüm hikayemi bilen muhteşem bir adamla. Üstelik şimdi o muhteşem adamla hikayemizin çok mutlu bir “son” u var. Adı Masal, ellerinizden öper. ☺

Şayet son noktaya gelsiyseniz, kendi kendinize bu mücadeleyi veremediğinizi hissediyorsanız, ameliyata karar verme aşamasındaysanız… Çok iyi bir araştırma yapın, doktorunuzu seçin, tüm testlerinizi yaptırıp kaderinize güvenin.

Size umut etmeyi bile kötü bir şeymiş gibi gösterenler olacak. Umutlarınızı küçümseyen, hayallerinize “amaaaaan” çekenler olacak. Tam zevkine varmışken birden yere düştüğünüz günler olacak ancak umut, ancak hayalleriniz hep ayakta olacak. Onlara sarılın, ayağa kalkın. Güneş açın. Adım atın. Mutlu sonlara inanın, lütfen…

Başak Şekerpare