Bir yokmuş, bin varmış. Masal okumak isterken yazanı cinler öpmüş melek çarpmış. Develer kargo şirketinde çalışıp pireler internette virüs ayıklarmış.

Bir gün devenin biri kargoyu ulaştıracağı adreste bir kurbağaya rastlamış. Kurbağacık köşedeki evin içindeki kuyuda yaşarmış. Öyle dipsiz bir kuyuymuş ki bir gören bir daha görmek istemez hemen oracıktan kaçarmış. Kurbağacık öyle mutsuzmuş ki kendi düştüğü kuyudan çıkmak ister çırpınıp dururmuş. Deveyi görünce öyle sevinmiş öyle sevinmiş ki… Sevincinden vıraklamaya başlamış. Deve sesi duyup kafasını kaldırmadan kim bu kadar çirkin sesle bağırabilir diye düşünürken daha da çirkin olan kurbağayı görmüş. Kurbağaya :

“ Sen neden yukarı çıkmıyorsun bak sana kargo getirdim” demiş.

Kurbağa:

“ Çıkmak ben de istiyorum ama kırmızı başlıklı kıza elmayı yediren kötü büyücü beni de feleğin çemberinden geçireceğim diye kandırdı ve bu kuyuya attı “ demiş.

Deve anlamak istemiş anlamamış. Feleğin çemberinden geçmek ne demekmiş bilememiş. Kafasını kaşımış, düşünmüş taşınmış en iyisi feleğin çemberini bulmak demiş.

Başını öne eğmiş düşmüş yollara. Gece gitmiş gündüz gitmiş dere tepe çöl derken bir bakmış arpa boyu yol gitmiş. Bunun için miydi düştüm yollara bari döneyim kurbağayı öpeyim prenses yapayım o da beni öper prens yapar bu saçma melek masalı da burada biter demiş…

Gökten üç elma düşmüş
biri yazana
biri okuyanlara
biri de masal kahramanlarına…

YSM