Neleri kaybettiniz bu güne kadar? Çok istediğiniz halde o an uygun olmayan sebeplerden dolayı neleri gözden çıkardınız? Çok değil mi? Sayılamayacak kadar çok.

İlk kayıplarımıza bebekken başladık. Çok sevdiğimiz annemiz. Bizi seven, bizi besleyen, kirlenince altımızı değiştiren annemizin kucağını büyümeye başladıkça kaybettik. Daha bir kaç ay öncesine kadar ağladığımızda sığınak olan sımsıcak göğüsü, büyük bir ağlamaya, soğuk bir oyuncağa bıraktık. Büyüdükçe elimize oyuncak tutuşturdular, oynayalım ağlamayı keselim istediler. Ağladık sustuk, ağladık sustuk. Sevmenin, istemenin kaybetmek olduğunu gördük işte daha yolun başında. Yavaş yavaş emeklemeye başladık, sonra yürüdük. Yürümenin ilk adımlarında bizi destekleyen ellerimizi tutan elleri kaybettik yine. Konuşmaya çabaladık. Ağzımızdan çıkan her kelimede ilk önce alkışlanmayı öğrendik. Sonrasında konuştukça yerli yersiz sorular sordukça “Sen sus çocuksun. Şimdi sırası değil, konuşma ” sözleriyle tanıştık. Çok sevdiğimiz alkış seslerini kaybettik. Kendi halimizde yasamayı öğrenmeye başladık. Biraz daha büyüdük yuvaya başladık, evdeki sıcacık yatağımızı oyuncaklarımızı kaybettik. Oyunlar, eğlenceler, yeni çevreler, arkadaşlıklar öğrendik. Öğrenmenin ne demek olduğunu, disiplinin okuldaki yerini gördük.

İlkokula başladık, çocukluk yıllarımızı kaybettik. İlkokulda her yeni gün yeni bir harf, hece öğrenirken hayallerimizi kaybetmeye başladık. Sorgulamalarımızı, merakımızı yok ettik. Kim kaç yılında doğdu, o musluktan akan suyla bu havuz kaç saatte dolar, Katmandu’nun başkenti neresi derken oyun oynamayı kaybettik. Her geçen yılda yeniliklere kucak açarken geçmişin
değerlerini yok ettik. Büyüklere saygının, küçüklere sevginin gerekliliğini önemsemedik. Ortaokul çağlarında ne olacağım derdine düşüp ilk duyguları kaybettik.Aklimiz beş karış havadayken çocuk olmanın verdiği rahatlığı yitirdik. Ergen olduk, ilk aşkları yaşayamadan ağlamamayı öğrendik. Eski doğallığımızı kaybettik.

Üniversite yıllarında ilk gençlik hallerimize vah ile sorumsuz yasamayı istedik. Nasıl olsa istediğimiz, hayal ettiğimiz yerdeydik. Hayatımızı kazanacağımız, bizi adam ya da kadın yapacak yerde. Kimimiz hayal ettiğimiz okulları geleceğin mesleği okullara kaptırdık. Daha başlamadan kaybettik.Mezun olduk, keplerimizi havaya atarken en güzel anlarımızın o üniversite yıllarında kaldığını bilemedik. Kendimizce tek düşünce olan ” Ah bir okul bitse” “Aksam olsa da eve gitsek” sözleriyle yer değiştirdik. Geçen yıllardaki mutlulukları hep bir sonraki adımı düşünerek nasıl yaşadığımızı anlayamadan kaybettik. Sevgilerimiz oldu, ya çok sevildik ya da çok sevdik. Bir gün dost olanı yarın kaybettik. İte kakıla iyice hayatı öğrendik. Yalnızlığın kötü bir şey olmadığını etrafımızdaki dostlarımızdan yediğimiz her kazıkta öğrendik. Kötü olsa da kimseye güvenmemeyi öğrendik. Güven duygumuzu kaybettik.

Yeni evler kurduk, yeni aileler oluşturduk. Annemizin, babamızın varlığını kaybettik. Onlar vardı ama kendi dünyamızla o kadar meşgul olduk ki onlara ayıracağımız vakitleri kaybettik. Sevgimizi tam anlamıyla yaşayamadan hayat derdiyle mutluluğumuzu unuttuk. Elimize geçen fırsatları “Aman vakti değil, aman nasıl olur” derken başkasına vererek kaybettik. Belki doğru anda doğru işler yaptık kim bilir ama hep bir yanımızı eksik hissettik. Hissettik çünkü kaybetmeyi çok erken öğrendik.

En kötüsü ne kaybettik biliyor musunuz? Gün geçti yaşama tutunmak adına “BİZ OLMAYI KAYBETTİK.” Seni seviyorum demenin, zor bir söz olmadığını öğrenemedik.Gördüğümüz sevdiğimiz insanı son kez görecekmiş gibi düşünemedik. Hep yarını düşünüp, hep yarını yaşadık. Ayrıldık, kırıldık, zorlandık, kaybettik ANI YAŞAMANIN MUTLULUĞUNU bilemedik.

İçinizdeki sizi kaybetmeden ne olur kendinize bir iyilik yapın ve göze alamadığınız ne varsa onu yapmaya çalışın. Kim bilir biraz ötesini, kim bilir başka neleri kaybedeceğimizi.

Kazananlardan olmanız dileğiyle…

Yeşim Şahin / 30/01/2001 tarihli yazım 🙂