Her çocuk bir umuttur oysa…

Anneliği dozundan fazla yaşıyorum. Her anne gibi konu çocuklarım olunca dünya bir yana.. Kuluçkaya yatmış tavuk gibi her zaman gözüm nefesim üzerlerinde. Civcivlerim diyorum zaten üç kızıma da anaç tavuk edasıyla. Ama son günlerde gagalıyorum etrafı. İyice dellendim, delirdim hatta bir çok kişinin bana söylediği gibi “politize ettiler” beni. Sebebi çok belli.

Yazımı okuyan kişilerin yarısının anne olduğunu varsayalım. Anne olarak hangi anne çocuğunun ölümüne dayanabilir. Hayatta en büyük acı evlat acısından öte ne olabilir … Sözün bittiği yerdir. Ve ne olursa olsun hiç bir neden insan hayatından önemli değildir.

Biliyorum ki, bu ülkede çocukların yüzü gülmüyor. Hiçbir şey ölenleri geri getirmez. O, bu, şu … Hiçbir şey benim gibi birçok kişinin yaşadığı acıyı dindiremeyecek. Ama ateş düştüğü yakar ya o aileler. Evladını yitiren anneler, eşini kaybedenler ve hepsi.

Kızıyorum, öfkeliyim. Hepimizi kutuplaşmaya iten herkese iki kat daha kızıyorum. Çok zamandır sürdürebildiğim sakinliğimi yitirdim. Bir hunim eksikti artık hunisiz de delirdim. Güler Sabancı’nın dediği gibi “Nereye gittiğini bilmeyenler için hiçbir rüzgar doğru rüzgar değildir!” Şu anda ben de nereye gittiğini bilmeyen herkesi elinden tutup gel kardeşim, güzel arkadaşım doğru yere gidelim demek istiyorum. Mümkün mü? Hayır. Herkes öcü, bücü, şucu, bucu şeklinde.

Bir de işin baskı kısmı var ki ne baskı. Baş baskıcıdan tutun da çeşit çeşit baskı var ülkemde. Mahalle baskısı, facebook baskısı, twitter baskısı, instagram baskısı. Sosyal medyada ne yazarsak yazalım hemen tahrik içeren yorumlar, paylaşımlar. Akıl sağlığımı kaybetmemek ne mümkün. Biraz soluklanarak sessiz kalmaya çalışmak bile zor.

Tam bu duygularla nefes almaya çalışırken bir email düştü posta kutuma. Baskı kurmak, bu süreçteki insan psikolojisi, baskıcılar ve baskıya maruz kalanlar üzerindeki etkilerini içeren bir çalışmayı okudum bu mailde. Paylaşmak istedim sizlerle de. Kolombiya Üniversitesi Psikoloji Departmanı profesörlerinden Derald Wing Sue’nun yazdıklarının sadece bir kısmını aldım.

“- Baskı yapmak, güç, statü ve zenginlik uğrunda insani duyguları kaybederek, başkalarına zorla boyun eğdirmeye çalışmaktır.
– Baskı yapmak, diğer insanlarla kurulabilecek manevi bağları hiçe saymaktır.
– Baskı yapmak, demokrasinin prensipleri arasında bulunan farklı kutupları ve eşitlik ilkesini reddederek, “farklı” olanlara farklı muameleler yapmaktır.
Baskı yapmak, kendinden farklı olana ikinci sınıf vatandaş gibi davranmaktır.

Ayrımcılığa, farklılaştırmaya, zulme ve baskıya devam etmek, şefkat duygusunun da azalmasına neden olur. Başkalarını baskı altına almaya çalışılan kişiler, hissizleşerek, soğuk ve sert bir mizaca bürünürler.

Irk, cinsiyet, cinsel tercih ve siyasi görüş odaklı saldırılar, baskı uygulamaların belirtileridir. Baskı yapan kişilere karşı hareketsiz kalmak ise, bu kişilerin, duygusal, davranışsal ve ruhsal baskılarına maruz kalmaya neden olur.”

Okuduklarımla baskının maneviyat ve etik üzerindeki etkileri yetti bana. Varın gerisini siz düşünün. Nasıl bir baskı ortamı içinde olduğumuzu.

“Hayatta her şey olabilirsin; fakat mühim olan hayatın içinde insan olabilmektir.” der Hz. Şems.

Herkesin hayatın içinde bir insan olabilmesi dileğiyle…

Selfie Bakanı YSM

Her çocuk bir umuttur oysa...

18 Mart 2014 benimgibi.com yazım  Her çocuk bir umuttur oysa…