Genç bir kadın ağlayarak annesinin yanına gider. Bir sürü felâketi peşpeşe yaşamaktadır. Kocasıyla arası bozulmuş; ayrıca borçlarını ödeyememekten dolayı evine haciz gelmiştir. Çocuğu derslerinde başarısızdır. Annesi sessizce kızını dinler; onu mutfağa götürür. 3 ayrı tencereyi suyla doldurur ve ateşin üzerine koyar. Su kaynadıktan sonra, birinin içine havuç, diğerine yumurta, üçüncüsüne de kahve tanelerini yerleştirir. Hiç konuşmadan öylece beklerler. Aradan yarım saat geçer. Kızına sorar:

– Ne görüyorsun?

– Havuç, yumurta ve kahve.

Annesi, kızından havuca dokunmasını ister. “Ne hissediyorsun?” diye sorar. Havuç yumuşamıştır. Sonra yumurtayı ona uzatır. Kız kabuğunu çıkarır ve anlamayan gözlerle katı yumurtayı seyreder. Sonunda, annesi, suda kaynayan kahveyi bir fincana boşaltır ve tatmasını ister. Etrafa hoş bir rayiha yayılır; mis gibi kahve kokusu…

Kadın, bu testten geçirdiği kızına anlatmaya başlar:

“Her gıda, kaynayan suya farklı bir tepki verdi. Havuç sertti, yumuşadı ve kolayca parçalanır hale geldi. Yumurta kırılgandı; ince bir kabuk onu koruyordu. Ama suda kaynadıktan sonra, içi sertleşti. Kahve taneleri ise, suyu değiştirdi; ona güzel bir koku kazandırdı; lezzet kattı.”

Anne tekrar kızına sordu:

-Sen hangisisin? Bir husumetle karşılaştığında, ya da bir zorluk kapını çaldığında nasıl cevap veriyorsun? Havuç gibi gücünü mü kaybediyorsun? Yumurta gibi, için mi sertleşiyor; katılaşıyor musun? Yoksa, kahve tanesine mi benziyorsun? En kötü durumda bile ortamı değiştirip, güzelleştirebiliyor, en büyük karanlıklardan dahi ışıklı bir dünya yaratabiliyor musun? İnsanlığını kaybetmeden ve etrafına umut saçarak mutluluğunu koruyabiliyor musun?

Kaynak-bilinmiyor