SEVGİLİ,

Çok uzun zaman sonra bir mektup yazıyorum. Bu mektubu sana yazmış olmak da ne kadar keyifli.

Sana mesaj yazdıktan ve geceyi yaşamaya devam ettikten sonra – ki hala yaşıyorum- gözüm sehpanın üzerinde duran kağıtlara ve kaleme takılıyor. Kızımın yaptığı resimleri inceledikten sonra içimden sana yazmak geliyor satırlarda seninle buluşuyorum.

Evin içini mumlar aydınlatıyor. Pembe kadehte kan kırmızısı şarap. Dışarıdan sesler geliyor. Bazen kahkahalar bazen bozuk fren sesi. İçeride Nostalgie De France albümü yankılanıyor. “ Oh Lady Mary” diyor Alexandre Winter . Sana yazarken bazen titrek bir ışık süzülüyor satırlara. Kalemin gölgesi kağıtta daha da yazma hissi uyandırıyor. Belki saçmalıyorum damarlarımda şarap dolaşırken. Bir yudum sensizlik tadarken bir an hayalini yakalıyorum geçen haftaya ait. Kendimi prenses hissettiğim anlar. Yanında öyle mutluyum ki. Yaşadığım anların ne kadar özel olduğunu biliyorum ben. Sen varken her yer sen, her yer de mutluluk var. Sen yokken de yokluk ile özlemin kesişmiş parçalanmış duyguları. Keşfediyorum ki sen yaşandıkça artan duygu fırtınasısın. Yokluğun rüzgarı poyraz, varlığın meltem. Yüzümü sana dönmek dokunuşların ile ürpermek senin olmak istiyorum. Çok mu söz söylüyorum ? Kime ne bana ne! Ben hissettiklerimi yazıyorum.

Jean François Michael sever misin bilmem. “Coupable” diyor 2:48 dk sürecek şarkısında. Sana yazarken dünya değil benim başım dönüyor.

Saat geçen hafta aradığın zamanı gösteriyor. İçimden deli gibi aramanı istiyorum. Telefonum gözümün önünde Düşünce ile seni çağırmak istiyorum ama olmuyor. Bir ses bırak onu o yanında diyor ama nerede! Seslerime bakma sen ben de ne çok konuşan sen var bilsen…

Seni özlüyorum, özlüyorum. Sana göre çocukluk bunlar. Ben bu duyguları yaşamak istiyorum. Sen bana bakma. Ne de olsa ben delinin en delisiyim. Ve senin delin olmak beni daha da delirtiyor.

Hafif bir rüzgar birkaç mumu söndürürken gözlerim, dudaklarım, ellerim ve beynim sen diye sayıklıyor. Ben ne yapıyorum anlamıyorum. Sadece bildiğim kalemin ha bire yazdığı. Ki o bile benden şanslı. En azından kağıda dokunuyor ortaya satırlar çıkıyor. Oysa ben sana sarılmak senin teninde olmak isterken yokluğun verdiği hüznü taşıyorum. İtiraf.com gibi mi yazdıklarım ? Belki de hiç ilgini çekmiyor. Ama olsun zaten senin ilgi duyman ya da bana ne yazmış demen için yazılmıyor bu satırlar. Sadece ve sadece içimden gelenler şu an olduğu gibi bebeğin annesine sarılıp ilk sütü emmesi gibi. Saf ve sadece benden akan duygular. Bir film sahnesi geliyor aklıma Demi Moore ait Ghost filminden gözleri kapalı dans ediyor sadece olmasını istediği var olmak istediği anlar. Sonra başka bir film başlıyor City of Angel’a ait “ Sevginin sıcaklığını hissetmek için tekrar dünyaya gelirim” sözcükleri. Bu gece limit aşımındayım sensizliğin verdiği aşım … Yokluğun rüya yaratıyor. Seni anlıyorum ki ben çok özledim.

Başrolde sen olan bir geceden kısa yazılanlar bunlar. Belki daha da yazılacak. Şu var ki sabah olduğunda okunurken gecenin hisleri dudaklarımı ısırtacak. Aklımdan ne geçti biliyor musun? Seni aramak neredeysen sana gelmek bu satırları eline tutuşturmak. Bitmeyecek gibi seni öpmek ve hiç konuşmadan dönmek.

Yazarken tütsü bitiyor, cd değişmiş zaman farklı zamanı yakalıyor. Benim olduğun geceleri yaşamak istiyorum. Çünkü seni seviyorum.

2003/İstanbul