Küçüklüğümden bu yana fotoğraf çektirmeyi çok severim. O zaman bugün ki gibi kolay değildi fotoğraf çektirmek bir törendi adeta. Özel günler dışında da pek fotoğraf çekilmezdi. Sağ olsun ailem de benim ileri de fotoğraf düşkün olacağımı anlamış olsa gerek küçük yaştan itibaren fotoğraflarım var. Ama şimdi kızlarıma bakıyorum da hepsinin binlerce fotoğrafı var. Onca fotoğrafın arasından baskı yaptığımız fotoğraf sayısı çok az bu da işin başka boyutu. Kızlarım arasında en şanslı Maya Su ki kendine ait bir fotoğraf sergisinin kahramanı ” Maya Takvimi-Bir bebeğin 365 günü” Fotoğrafçı olarak kameranın diğer tarafına geçtikten sonra fotoğraflarda eksik olmaya başladım. Bir çok aile fotoğrafında yokum çünkü fotoğrafı ben çekiyorum. Bir destek (tripod)  ile de çeksek olmuyor desem yeridir çünkü bizim aile fotoğraf çektirmeyi pek sevmiyor. Ben ne kadar fotoğraf çektirmeyi seviyorsam onlar çektirmeye o kadar uzak. Melis’te Maya Su da fotoğraf çekmeyi seviyor. Mira henüz o ayrıma gelemedi. Ama ileride o da iyi fotoğraflar çekebilir diye düşünüyorum  En azından ben ellerine fotoğraf kamerası vermekten vazgeçmiyorum.

Fotoğraflar gittiğimiz yerleri, görüştüğümüz insanları, yaptığımız şeyleri hatırlamak için önemlidir. Her şeyden öte tarihe tanıklık eder 🙂 Çocukluğumdan hatırlarım da çekilen fotoğraflar nasıl çıkacak diye merakla beklerdim. Şimdi herkes anında fotoğrafları görüntülüyor. Çocukluğumuzda ve gençliğimizde yaşadığımız heyecan maalesef yerini silme işlemine bıraktı. Beğenmediğiniz anlar hemen yok oluyor. Hele akıllı telefonlar sonrası hayat daha da hızlandı. Artık herkes daha fazla fotoğraf çekmeye ve dolayısıyla daha çok anı biriktirmeye başladı. Çektiğim fotoğraflara bakıp geçmişte geçirdiğim iyi ve kötü tüm anları hatırlıyorum. Bazen yüzüm gülümsüyor bazen özlem duyuyorum çokça hüzün kaplıyor içimi. Duygular hep yüksek yaşanıyor bende. Diyorum ya fotoğraf aşk benim için 🙂

macrofotografcilikyesimmutlu

Selfiesiz olmaz 🙂

Fotoğraf makinam bozuldu geçen hafta bir çekimde. Kilitlendi kaldı her zaman yanımda iki yedek lens olur o gün yok. Hay bin kunduz hali. Neyse ki çekim bitmiş. Hemen hafta başı düştüm yollara. Hayyam Pasajı fotoğrafçılar için cennettir. Sirkeci’de tren garının hemen yan paralel sokağında fotoğraf makinası ve parçalarının alınıp tamir edildiği bir pasajdır. Bilenler çok iyi bilir de bilmeyenler için not olsun. Çok kişinin ilk adresidir. Benim de orada sürekli gittiğim iki yer vardır. İkisi de üç kız babası 🙂

Hayyam Pasajı’nda sürekli gittiğim Macro Fotoğrafçılık bizim için Murat demektir. Murat fotoğraf grubum 40 Haramiler’den tanıştığım haramidaşımdır. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Ne sorun yaşadıysam her zaman çözer, yeni ne almam gerekirse yönlendirir. Bazen gitmeme gerek kalmaz kargoyla gönderir. Bu zamanda işini aşkla yapan insanlar az bulunuyor size hep söylüyorum Murat’ta onlardandır. Murat arkadaştır, dosttur, candır. Prenses kızları Zeynep, Dilara ve Duru ve eşi Nurcan ailemiz gibi değerlidir. Fotoğraf aşkına böyle güzel insanları tanımak insanı mutlu ediyor. Makinamı götürdüğümde babası Hüseyin Amca ile tanıştım. Yaşam dolu. Çay sevgisinden, sağlığa konuştuk eksik olmasınlar çay söylediler içtik. Gerçekten en kalabalık zamanda bile herkese zaman ayırıyorlar. Sohbet ediyorlar. Ne güzel değil mi böyle insanların ve esnafın olması.

Bakalım benim objektif ne zaman iyileşecek? Haber bekliyorum işin uzmanından. Ama benim için bu bahaneyle Eminönü’nde olmak harika oluyor. Kendime zaman ayırmış, tarihi sokaklarda zaman geçirmiş fotoğraflarıma yeni fotoğraflar eklemiş oluyorum.

Yolunuz düşerse uğrayın Hayyam Pasajı’na 1.katta bulunan Macro Fotoğrafçılığa Murat’a selam söyleyin, çay için benden.

Hayat fotoğraflarla ve güzel insanlarla güzel.

YSM