Bugün Esra’nın doğum günü. İş hayatımın Acıbadem bölümünde bir bütünün parçasıydık. Her zaman hepimizin söylediği gibi “biz ne güzel ekiptik” Her çalışan gibi doğum günleri, evlilik, doğum, ölüm dahil olmak üzere bir çok acı tatlı anı beraber yaşadık. Bazen ağladık bazen güldük. Şu var ki aramızdaki bağ hiç kopmadı. Son dört yıl öncesine kadar her ay görüşen bizler -benim çok uzağa taşınmam da büyük sebep- aralıklı görüşür olduk. Kalpler bir her zaman.

esrabday

Esra’nın kendi doğum hikayesini kendi satırlarıyla bugün paylaşmak istedim. Naz’ın da ilk gören teyzesi olma bana şansı verdikleri için ayrıca teşekkür ederim.

Esracım, bugün doğum günün. Çok keyifle, çok mutlu, çok süprizle geçsin. Ve sen her zaman ki gibi çok gülümse. Happy birthday baby 🙂

Seni seven arkadaşın YSM

esrayesimnihanesra

22 yıllık iş hayatımın 18 yılını sağlık sektöründe geçirip bu sektörden kopamayanlardanım. Uzun yıllardır da Central Hospital’da Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak çalışıyorum. Mevcut görevimin yanı Gazete Central Yayın direktörlüğü ve çok kıymetli 5 farklı eğitim programının koordinatörlüğünü sürdürüyorum. Yıllardır binlerce gebenin güvenerek katıldığı gebe eğitimi, sektöre bir ilki getiren baba eğitimi, yine sektöre damgasını vuran torunum geliyor eğitimi, bebeğe dair bilinmesi gereken psikolojik ve bakıma yönelik ne varsa detaylandırılan bebek gelişimi ve bebek bakım eğitimlerini her ay aralıksız yoğun katılımlarla ve keyifle devam ettiriyoruz. Ama bunca yoğunluğun içerisinde en önemli rolüm annelik. Anneliğin tatlı yükümlülüğü, sorumluluğu, zorlukları derken eğitimlerde her defasında kendime bir pay çıkartabiliyorum. Ne yazık ki eğitimlerde fark ediyorum ki anne adayları çok tedirgin, doğal (normal) doğum denildiğinde kaygı, telaş, heyecan gibi duyguları bir arada yaşıyorlar ve bu nedenden birçoğu doğum aşamasında sezaryen doğumu seçiyor. Eğitimlerde uzmanlarla bir araya gelen gebe adaylarının endişeli olduğu anlarda kendi doğum hikayemden yaşadıklarımı anlatarak rahatlatmaya çalışıyorum. İşte bu nedenlerden kendi doğum hikayemi yazmaya karar verdim. Çünkü ben mutlu bir doğumun kahramanıydım ve hikayemi bütün anne adayları ile paylaşarak yardımcı olabileceğimi en azından cesaretlendirebileceğimi düşünüyorum.

İşte benim “Mutlu Doğum Hikayem”

Gebelik serüvenimi 40 hafta 6 güne kadar sağlıkla, ekstra enerjik ve verimli bir iş hayatı ile geçirdim. O dönem Acıbadem Sağlık Grubunda çalışıyor olmam ve Acıbadem’in markalaşma, kurumsallaşma ve şubeleşme dönemine denk gelmem belki de bana başka seçenek sunmadı. Ama olsun ben bu şekilde mutluydum. Çalışmak, daha çok çalışmak beni hep ileriye taşıdı. Doğum hikayemin özel ve güzel ayrıntılarına girmeden paylaşmadan önce sevgili ve değerli hekimim Doç. Dr. Arda Lembet’e teşekkür ediyorum. 40 hafta 6. güne kadar gelmiş olmama rağmen ağzından sezaryen alternatifini hiç duymamıştım. Her şeyi oluruna bıraktık, her şey doğal akışında ilerledi ve öyle tamamlandı.

Gece Yarısı Saat 03:05’i Gösterirken…

İşte o heyecanlı gecenin henüz başları; 2006 yılının klasik ama buz gibi bir kış gecesinde 21 Aralık Perşembe gününe gireli henüz üç saat olmuştu ki, akrep ile yelkovan 03:05’i gösterdiğinde bir vurma darbesi ile uyandım. İlk hissiyatta diğer tepiklemelere benzer bir şey olabilir diye düşündüm. Dikkat kesildim ve yatağın içerisinde sessizce bekledim. Ardından bir şey daha hissettim. Bu hissettiğim daha öncekilere benzemiyordu. Kasık ağrısı veya ufaklığın içerideki itiş kakışı değildi. Galiba artık dünyaya gelmeye karar vermişti. Yataktan usulca eşimi uyandırmadan kalktım. Elime duvardaki kocaman saati ve gebeliğim boyunca bana yol gösterici olan kitabımı alarak salona doğru yola koyuldum. Oturdum. Olacakları beklemeye başladım. Evet evet bu doğum ağrısıydı galiba, çünkü denildiği gibi süreli ve sık sık gelen ağrılardandı. Benim suyum gelmedi. Bu nedenle benim için sadece ağrı doğumun başladığını gösteren bir işaretti. Sonra aldım koca saati karşıma, akrep ile yelkovan arasında ilerleyen saniyeleri pür dikkat izlemeye başladım. Ha birde açtım kitabımı sırayla neler olacağını resimlere baka baka deneyimlemeye başladım. Öyleydi böyleydi, sancı kaç dakika aralıklarla geldi gitti derken bir de baktım ki gün ağarmış saat 08:00 olmuş. Artık yedi yıldır aynı yastığa baş koyduğum, sırf o uyanmasın diye beş saat tek başıma göğüs gerdiğim doğum başlangıcını eşime haber vermenin zamanı geldi diye düşündüm. “Tansel, Tansel” diye seslendim “galiba doğum başladı, dün gece 03:05’den beri oturuyorum” dedim. İlk söylediği “Neden beni uyandırmadın” oldu. Kıyamadım galiba. Üstelik sakin bir kişiliktim ben. Panik yapmama gerek yoktu. Bir süre ben kendi başıma idare edebilirim diye düşündüm. Zaten doğum sancıları aynı adet sancıları gibiydi. Durulmaz, dayanılmaz bir hali yoktu. Ağrı geldiğinde kendimi cenin pozisyonuna getiriyor, ağrı geçtiğinde doğruluyordum.

acibadem

Hastane Yollarında….

Sabah olduğunda hastaneye gitmeye kadar verdik. Zaten aynı gün saat 11:00’ de hastanede 40.6 kontrolüm vardı. Fakat evden çıkmak o kadar kolay olmadı. Sanki bana ekstra bir enerji gelmiş gibiydi. Evi toplamaya hatta yatak odasındaki nevresim takımını değiştirmeye başladım. Çünkü doğum sonrası eve geldiğimde ev derli toplu olsun istiyordum. Bu hereketliliğin içinde ağrı gelince de yastık ve kılıfı ile cenin pozisyonuna geçiyor, ağrı bitince de yastığı kılıfın içine geçirmeye devam ediyordum. Sonunda evden çıktık ve yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuk sonrası hastaneye vardık. Poliklinikte sıramın gelmesini beklemeye başladım. Niye ki! halbuki oradaki herkesi ayağa kaldırıp “ben doğuruyorum” diyebilirdim, demedim. Sıra bana geldiğinde doktorumun yanına girdim. Geceden beri olanları bir güzel anlattım. Hemen muayene etti ve beklenen mutlu sona doğru yaklaştığımı doğruladı. 3 cm açıklık olmuştu bile. Hatta bana espri yaparak “Biraz daha gelmeseydin herhalde evde doğururdun” demişti. Beni yürütmemek için tekerlekli sandalyeye alarak doğumhaneye götürdüler. Yıllarca hastanede çalışmama rağmen doğumhane ve ameliyathanenin açılır kapanır kapılarını sadece dışarıdan görmüştüm. Şimdi artık içeriye geçmenin zamanı gelmişti.

Ve Artık Doğumhanedeyim…

Doğum için hazırlıklar başlamış, benim sancılarım da sıklaşmıştı. İlk doğum sancısı geleli yaklaşık sekiz saat olmuştu. Bir kadın ilk gebeliğinde kaç saatte doğururdu ki? Hiçbir fikrim olmadan etrafımdakilerin yönlendirmeleriyle söylenenlere uymaya çalışıyordum. Bu arada doğumun bundan sonraki kalan bölümünü ağrısız tamamlamak için epidural anestezi (ağrısız normal doğum) yaptırmaya karar vermiştim. Doğumhanede ekip önce beni epiduralin takılması için hazırladı. Ameliyata girer gibi belime yeşil ameliyat önlüğü konularak epiduralin yapılacağı alan batikon ile temizlendi. Yaklaşık 1-2 dakika oturur pozisyonda eğilerek ve  kıpırdamadan durmam gerekti. Anestezi hekimi tarafından başarıyla epidural takıldı.      Dipnot; Bu işlemin yapılabilmesi için açıklığın maksimum 4-5 cm olması gerekiyordu. Nedeni de daha fazla olan açıklıklarda gebenin sancıları olduğu için hekime sabit 1-2 dakikayı verememesiymiş.

Doğumhanede benimle birlikte kimler mi vardı? Kızımın en güzel ve özel fotoğraflarını çekmek için yanımda olan ve aynı zamanda departman arkadaşım olan can dostum Yeşim, ebe, yardımcı personel ve video çekimi için aramızda olan sevgili görümcem. Ben aslında eşimin de yanımda olmasını istemiştim ama o çok gönüllü olmadı bende ısrar etmedim. Doğumun yaklaştığı saatlere kadar hekimim sürekli gelişmeleri koordineli olarak takip ediyordu. Bense olanı biteni anlamaya çalışıyor ve ara ara saate bakarak toplamda ne kadar süre geçtiğini hesaplıyordum. Artık sancılar iyice sıklaşmıştı. Gülen yüzüyle doktorum ve anestezi hekimi içeri girdi ve artık mutlu sona yaklaşmama az kalmıştı. “Haydi şimdi ıkın. Haydi şimdi ıkın.” Belirli aralıklarla bu komutlar verildi. Bütün hisleri aynı anda yaşıyordum. İlk olarak ikinci doğumumda anesteziye bile gerek kalmadan direk doğal yollar ile doğurabilirim derken, beş dakika sonra bu bebek çıkmayacak acaba sezaryen mi olsaydım diye düşünebiliyordum. Ve artık sonlara yaklaşılmıştı. “Hekim bana hadi bir kere daha ıkın bak saçları göründü artık geliyor” diyordu. Gerçekten de gelmek üzereydi. İlk doğum olduğu için epizyo kesisi yapıldı. En çok merak edilen konulardan biri epizyotomi. Gerekli mi?, yapılmazsa ne olur?, yapılırsa kesi yeri çok acır mı? Bana kalırsa aslında tüm bu soruların yanıtı koca bir boş yere kaygı imiş. Kesi yapıldığında hiçbir şey hissedilmediğine garanti verebilirim. (Gebelerin en çok bu konuda endişe yaşadığını biliyorum ve bu konuyu kendilerine dert etmelerini istemiyorum.)     

esrakaftandogum

Mutlu Sona Doğru….

Artık en sondayız, küçük kızım dakikalar sonra doğdu doğacak. Bir ebe karnıma bastırarak çıkışı kolaylaştırmaya çalıştı ama olmadı. Hemen arkasından anestezi hekimi karnıma daha sert bir şekilde dokunarak bir baskı oluşturdu. Veeeeee işte Naz çıkıyor. O nasıl bir his öyle hem içinin boşaldığını bebeğin çıkış kanalından aşağı doğru indiğini hissediyorsun hem de doğurmuş olmanın verdiği bir rahatlamayı. Kızımın doğum saati 16:34 olarak Kaftan ailesinin tarihe yazıldı. Filmlerde gördüğümüz gibi ilk çıkış anında bir ağlama bekledim hatta neden ağlamadı diye endişelendim ki ağlamaya başladı. İşte  kızımın ilk ses verişiydi hayata. Kordon bağını keserek hemen üzerime bıraktılar. İlk karşılaşma aman Allahım nasıl farklı bir şeydi evlat sahibi olmak. Gözlerini boncuk boncuk açmış direk bana bakıyordu. Bir eliyle de benim başparmağımı sıkı sıkı yakalamıştı. Birbirimize bakakaldık. Yeni doğan bir bebeğin bu kadar bilinçli şekilde annesini tanıdığını ve konuşmasa da bakışlarıyla her şeyi anlatabildiğine şahit olmaktaydım. (Sonradan öğrendiğime göre doğal doğum ile doğan bebekler, doğuma hazırlandıkları ve belli süreçleri geçirdikleri için daha aktif ve gözleri de açık olurmuş) Bense şaşkındım yaklaşık 41 haftadır içimde olan, ultrasonlarda farklı farklı yüz şekilleri ile bize bakan küçük yavrucak bu muydu?, gözlerimden yaşlar süzüldü bir süre böyle donakaldık sanki. Zaman bir süreliğine ikimiz için durmuş olabilir miydi? Derken bebek hekimi ve hemşiresi kızımı alarak yenidoğan sonrası ilk rutin kontrolleri yapmak üzere bebek odasına götürdü. Bendeyse inanılmaz bir rahatlama vardı. Doğurdum ve bitti. Evet gerçektende öyle oldu. Doğurduktan sonra sanki hiç doğurmamış gibiydim. Herhangi bir ağrı, sızı, endişe taşımıyordum.

En Sevdiğim Anılardan Biri….   

Doğum bitti, kızım gitti, sıra epizyo dikişinin tamamlanarak benim doğumhaneden ayrılmama geldi. Yazının başında da belirttiğim gibi o dönem Acıbadem Sağlık Grubu’nda kurumsal iletişim departmanında çalışıyordum. İşte tam da o anlarda doğumhanede olanlardan telsiz telefonu istedim. Dahili numarayı çevirdim ve karşıdan ekip arkadaşımın telefonu açmasını bekledim. Departmandaki arkadaşım telefonu açtı. “Nihan merhaba ben doğurdum dedim!” Bir süre sessizlik oldu. Adeta kekeleyen bir ses tonu ile arkadaşım “Esra inanamıyorum, doğurdun ve sen bize haber mi veriyorsun” dedi. Evet ben iyiyim, Naz’da çok iyi, akşama beni ziyarete geldiğinizde görüşürüz dedim. Dokuz yıldır bu anı dilden dile dolanır durur. Kısacası o an artık bir efsanedir.

esra-naz-tanselkaftan

İşte Bu Kadar…                 

Kabul ediyorum doğum öncesi 14 saat süren farklı bir maceranın baş kahramanıydım. Kimi zaman telaşlı, heyecanlı, mutlu iken, kimi zamanda sancılı, kaygılı ve sabırsızdım. Doğum sonrası taze anneydim. Annelik gebelik sürecini gibi değildi. Gebelikte kanguru gibi yavrumu karnımda taşıyor içeriden hissettirdiği kadarını biliyordum. Doğum sonrası artık elimde bana bakımıyla, duygularıyla muhtaç olan ufacık bir kuzu vardı. Asıl annelik, duygular, düşünceler, hayaller ve gerçekler şimdi başlıyordu. Kaftan ailesinin küçücük prensesi, şimdilerin 9 yaşındaki çocuğu, hayata gelirken gösterdiği güçlü ve kararlı mücadelesini şimdilerde aile ilişkilerinde, okulda, sosyal hayatta da devam ettiriyor. 

Son Sözlerim…

Umarım yazarken her anını yeniden yaşadığım doğum hikayemle anne adaylarına biraz da olsa destek olabilmişimdir. Aslında doğumun süreçlerini nasıl karşılarsanız sonuçlarının da aynı şekilde olduğuna şahit oldum ben. Evet hep söylerler mizaç olarak çok sakinimdir. İş hayatında da bu yönüm hep takdir görür bu sayede krizi yönetebilir ve çözüme kavuşturabilirim. İşte doğum sürecinde de kaygılardan uzak, söylenenlere kulak asmadan, sakin, kendime ve bebeğimin bağına ve gücüne inanarak dik durdum. Doktoruma güvendim, ondan çok bilmedim, öyle davranmadım, belki de bu yüzden başarmam daha kolay oldu. Siz de mutlaka başarırsınız yeter ki kendinize, iç sesinize ve bebeğinize güvenin.   

Teşekkürler….

Uzun yıllardır hep istediğim fakat bir türlü kelimelere dökemediğim hikayeme vesile oldukları için eğitimlerimize katılan tüm aile bireylerine kendi adıma teşekkürlerimi iletiyorum.

Esra Kaftan

Central Hospital

Kurumsal İletişim Yöneticisi