“Tanrı insanları uzun ömürlü olsun diye Bozcaada’yı yaratmış” Heredot

ELBETTE BEKLEYECEĞİM

Seni gördüğüm ilk an büyük korkuya kapıldım.İçinde bulunduğum arabalı vapurdan ( gerisin geriye dönmek) yaşadıklarımdan uzaklaşmak istediğim kabuslarımın şehrine dönmek istedim. Bu muydu aylardır hayal kurduğum yer? Bu muydu uzun zamandır her gece yatarken yaşayacağım dinlendirici anların hayal kahramanı?

Ne kadar soluktu yüzün? Sararmış, yer yer kızarmış bir bozgun vardı yüzünde. Bir canlılık ibaresi ararken kuytuların da uzaktan beyaz badanalı evler gözüme çarpmaya başladı birer birer. Uçsuz bucaksız gözüken sınırlarının da sınırı olduğunu gösteren iki tane cami minaresi. Yaklaştıkça gerçek gerçekliğini yitirip bir rüya başladı gözlerimin önünde. Az önce uyanık hali ile uzaklaşmayı düşünen beynimin hayal ya da gerçek rem döneminden çıkmasını istemiyorum. Kalenin surları üzerine çıkmış bir beni düşlüyor , vapurdan inecek bene sımsıcak bir “Merhaba” ile ADAM’A hoşgeldin demek istiyorum.

Sonunda sendeyim . Ayağım toprağına ayak bastı. Daha vapurdan indiğim ilk anda aramızda ki titreşimi hissediyorum. Korkuyorsun keşfedilmekten. Duvağı ilk kez açılacak gelin edası ile saklıyorsun tüm gizlerini. Bilmiyorum neler var eteğinde neler var gözlerinin ötesinde. Usul usul ilerliyorum limanında. Kekik kokuları arasında ılık bir poyraz kucaklıyor yanaklarımı. Gözlerimi kısmış ileriye doğru adım atarken sessizliğin yoğunluğu sarıyor bedenimi. Bilmesem gözlerini, görmesem seni kimseler yaşamıyor kedilerden ve köpeklerden başka derdim ama…

Polente Cafe’yi geçtim işte. Meydandaki sanat arenam. Her gelenin merhaba demeden geçemeyeceği geceleri kendini orada olmaktan alamayacağı Diyojen’in yeri diyorum ben oraya. Nasıl Diyojen fıçıda yaşamaktan vazgeçmiyorsa Polente de durup nar ve üzüm sulu karışımlardan içmeden geçemiyorum.

İşte kaldığım yer ikinci evim.Eski bir Rum Evi. Kapısında çeşit çeşit sarmaşıklar, begonviller ve ötesinde müthiş bir renk. Kapılar bir birine bakmaktan doyamadığım içine girmekten hayal yaşamlar kurmaktan bıkmadığım kapılar.

Küçücük Ada’da sanat sanat için. Harika bir Galeri Rengigül.. Sürekli sergiler, yaşamlar yaşamlar. Denizi , havası, suyu ve toprağı gibi insanları da temiz Adanın. Hiç bir yere benzemezler benzemezler ki evlerini, kapılarını herkese açarlar. Aça yemek , yersize yer gösterirler. Bu yüzdendir ki her ev pansiyon her ev otel olmuştur herkesi kendi gibi bilirler herkese kendileri gibi davranırlar.

Ada, Adam’m. İlk gecemde ruhumu saran huzur. Kalenin orada ki çay bahçelerinde kah tavla, kah okey oynanmakta kah televizyon izlenmekte. Benim ise gözlerim yıllardır görmediğim samanyolunu izlemekte. Nasıl güzelliktir bu nasıl bir gecedir bu tutsam yıldızları yakalayacağım, uzansam yıldızlardan dünyaya göz kırpacağım. Ah gece. Beni benden alıp nerelere götürdüğünü bilmediğim gece. Adaçayının kokusunu yüreğimde hissettiğim gece. Ay karanlıklarında kalenin diplerinde sabahladığım gece. Salhane’den gelen müzik sesleri ile kendimi dalgalar ile dans etmeye bıraktığım gece. Nesin sen böyle efsunlu musun? Tanrısal mısın? Nesin sen nesin?

Ya içinde gizlediğin çamlıklara ne demeli? Bağ evlerinin birbiri ile yarışan güzelliği. Ya Ayazma ‘da ki Bayramına ne demeli? Yunanistandan ve dünyanın dört bir yanından gelen akrabaların coşkusu küçücük kilisede incecik mumları yakmak için gösterilen çabalar. Büyüsün sen mumlara emanet edilen sıcaksın sen. Birbirinden farklı kültürlerin kardeşce yaşadığı yersin sen..

Küçük kiliseden aşağıya doğru kıvrılan yoldan sağa dönünce işte AYAZMA. Adı üzerinde ayaz suyu , plajların en güzeli. Salaşlığın, kumsalının diriliği, denizin dibi balıklar ile dolu. Emsalsiz güzelliğin ile dinlenmeyi özlemiş insanların kavuşma noktası. Sırasıyla Tuzburnu, Akvaryum, Ayazma, Sulu bahçe, Habbele, Polente Feneri.

Her zaman seni yaşıyorum buralarda. Ada’dan söz edildiği anda kulaklarımı dört açıyorum, orada yaşanmış anların coşkusu ile bir bir Adam’ı yaşıyorum. Kıskanıyorum seni en dişi duygularım ile.Kimsenin sevmediği gibi sevmek kimsenin görmediği gibi görmek istiyorum seni. Öyle güzelsin ki herkes sende mutlu, herkes sende uyuşmuş. Herkes bedeninde poyraz duyguları bırakmış. Bakiresin sen hala, gösteriş meraklılarına vermemişsin kendini. Bir-iki film, klip ile aklını çelmeye çalışmışlar ama sen bekaretini saklamışsın. Ve verme kendini olur mu? Üç kuruş para için bozma kendini. Sen, sen böyle güzelsin.

Elbette bekleyeceğim seni… Ne senden vazgeçeceğim ne de seni yaşamaktan. Dolunayın da nefesimi tuttuğum, gecesinde yok olduğum sevgilim. Ben iskelene bağlıyım artık. Sen açık denizde olsan da bir gün yine geleceğim.

Yeşim Şahin

Adada geçen aylarıma ve hayatımın en güzel hediyesini veren insanlara…

yazının tarihini bulamadım çok eski çünkü 🙂