Sevgili Dostum Ali Sönmez’den geen bir maili paylaşmak istedim. Şu günler de malum çok yoğun konuşuluyor…

Dünyada en çok izlenen sağlık sitesinin (www.mercola.com) kurucusu Dr. Joseph Mercola tarafından yazılan 10 sayfalık rapordan esinlenerek hazırlanan yazı:

DOMUZ GRİBİ TEHLİKESİ ABARTILIYOR MU?

Bildiğimiz gibi yakın zamanda Amerikan sağlık yetkilileri bazı vakaların Amerika’da da görülmeye başlaması üzerine domuz gribi ile ilgili olarak halkı alarma geçirdi. Birçok ülkedeki sağlık uzmanları da Meksika’dan çıkan ve şimdiye kadar kesinleşmiş 7 can alan bu virüsün son yılların en tehlikeli salgın hastalığı olabileceği yolunda bizleri uyarmakta.

27 Nisan Pazartesi günü de Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) salgın hastalık alarm durumunu 6 ölçekli değerlendirme üzerinden 4’e çıkardı (birkaç gün sonra 5’e çıktı) ve bu virüsün insandan insana geçebilecek karakterde olduğunu açıkladı. Bazı Kuzey Amerika raporlarına göre ise enfeksiyon yayılma hızı 1969 Hong Kong gribinden bile daha hızlı durumda seyrediyor. Kurbanların tahmin edilen sayısı ile gerçek sayısı ile ilgili rakamlar kaynaktan kaynağa değişme gösterirken okurların başvurabileceği şu an için en iyi yol google harita sayfasındaki domuz gribi takibi rakamları olarak görülüyor.

Bazı milletler ya seyahat yasakları oluşturmakta ya da hava yollarıyla seyahat eden yolculara karantina zorunlulukları getirmekte şu aralar. Hele özellikle şu semptomlar görülüyor ise:

  • 38 derece üzeri ateş
  • Öksürük
  • Nezle/boğaz ağrısı
  • Eklem ağrıları
  • Şiddetli baş ağrısı
  • İstifra/ishal
  • Uyuşukluk
  • İştahsızlık

Dünyanın en meşhur küresel grip uzmanları bir araya gelerek domuz gribinin yakın zamanda ne kadar daha tehlikeli bir hal alacağı konusunda tahminlerde bulunurken aslında bu Meksika salgını hakkında ne kadar az bilgiye sahip olduklarını da göstermekteler. Salgının başlamasından önceki şu son bir ayda ne kadar vakanın olduğu bilinmemekle birlikte, virüsün mutasyon geçirip geçirmediği dahi bilinemiyor.

 Medya ve sağlık çevresi bizleri bu salgın hastalık konusunda uyarmaya devam ededursun, birçok uzman aslında bunun korku tüccarlığından başka bir şey olmadığı görüşünde birleşmekte. Bu korku tüccarlığının temelinde de tahmin edebileceğiniz gibi zorunlu aşı yaptırma emeli yatıyor. Hâlbuki bu zorunlu aşı uygulaması astarı yüzünden pahalıya gelebilecek bir uygulama olmaya çok müsait.

Nitekim Time dergisinin Nisan 27 tarihli makalesinde de belirtildiği gibi benzer bir domuz gribi salgınına karşı yapılan zorunlu aşı uygulaması tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Şubat 1976’da New Jersey’deki bir askeri üssünde genç bir askeri öldüren ve birkaç yüz askere bulaşan domuz gribi vakası üzerine Başkan Gerard Ford bu durumun korkunç bir salgının başlangıcı olduğunu duyurmuş ve milletçe zorunlu aşı uygulaması emri vermişti. Bugünün parasıyla yaklaşık 500 milyon dolarlık bir ilaç pazarı cirosunun ve aşının yan etkilerinden biri olduğu sonradan açıklanan Guillain-Barré sendromundan (Fransız çocuk felci olarak da bilinen bir sinir hastalığı) ölen 30 kişinin ardından Aralık 16’da program iptal edilmişti. Peki ya beklenen o korkunç salgın hastalık? Hiç gerçekleşmedi.

Bu makale bize iki önemli hususu öğretmekte: İlk husus, domuz gribinin aslında ilk defa ortaya çıkmadığı. İkinci husus ise korunmak amaçlı bizlere önerilen çözümün aslında gribin kendisinden çok daha fazla ölüme yol açtığı (30 kat). Bu demek değildir ki sağlık yetkililerine tamamen sırtımızı döneceğiz. Sadece sakin kalıp aynı zamanda bilgili olacağız. Neyin gerçekten alarm gerektirip gerektirmediği perspektifi oluşturmak açısından şöyle bir örnek vereyim. Dünyada her gün sıtmadan 3 bin insan hayatını kaybediyor. Ama sağlık çevresinde bu konu hala basit bir sağlık problemi olarak tanılıyor. Neden? Çünkü sıtmanın öyle kısa zamanda milyonlarca dolar ciro yaptıracak bir aşısı yok da ondan.

Domuz gribi nedir? Bilinen domuz gribi aslında solunum yollarını etkileyen ve bulaşıcı bir domuz hastalığıdır. Şu an karşı karşıya olduğumuz tür ise yani A(H1N1) virüsü, tamamen yeni bir varyasyondur ve insanları da etkileyebilmektedir. Aynı zamanda hem kuş gribi hem de domuz gribi varyasyonlarına ait genetik maddeleri taşımaktadır. İlginçtir bu yeni varyasyon şimdiye kadar ne hayvanlarda ne de insanlarda görülmüştür. Bu kulağa gerçekten hiç de hoş gelmiyor olsa da, az sonra anlatacakları dinlemeden kesin yargılara varmamak lazım.

Bütün H1N1 grip varyasyonları aslında 1918 İspanyol Gribi’nin neslinden sayılmaktadır. Birkaç ay önce bilim adamlarının açıkladığı üzere dünya çapında 50 ila 100 milyona yakın insanı öldüren 1918 salgını aslında gribin kendisinden kaynaklanmıyordu. Grip virüsünün bulaştığı insanlar süper-enfeksiyon da denilen zincirleme olarak başka enfeksiyonlara da yakalanıyor ve bunların neticesinde hayatını kaybediyordu. Bilim adamlarının da belirttiği gibi 20. Yüzyılın başlarında modern tıbbın süper-enfeksiyonlarla mücadele donanımı oldukça zayıftı. Hâlbuki günümüzde bu donanım mevcuttur ve o nedenle benzer bir salgın hastalıktan doğabilecek tehlike medyanın bizlere göstermeye çalıştığından çok daha azdır. 

Üstüne üstlük herhangi bir gribal enfeksiyonun uluslar arası bir salgına dönüşebilmesi için önce biz insanların ona yardım etmesi gerekiyor. Bu da iki yolla olur diyor uzmanlar, toksinlik ve taşıyıcıdan taşıyıcıya geçme kolaylığı. 1918 senesi böyle bir ortamı çok güzel sağlıyordu. 1. Dünya Savaşı yeni bitmişti ve korku, umutsuzluk, ölüm, açlık, sefalet ve bakımsızlık gibi olumsuzluklar diz boyu idi. İşte bu nedenle günümüz yaşantısında benzer bir salgının oluşması ve benzer rakamlara erişmesi çok daha zor.

Rakamlardan bahsetmişken, kuş gribi ile ilgili gerçekleri şöyle bir hatırlayalım isterseniz. Korkunç manşetlere ve beklenen milyonlarca ölüm rakamına rağmen kuş gribi patlak verdiği 2003 senesinden bu yana dünya çapında topu topu 257 can almıştı. Sadece 2004 yılında yıldırım çarpmasından ölen insan sayısı ise 1200 kişiye yakındı. Bu demektir ki sizin yolda yürürken yıldırım çarpması sonucu ölme riskiniz, kuş gribine yakalanarak ölme riskinizden yüzde 2300 defa daha fazladır!

Uzun sözün kısası, biz dünyada var oldukça gerçek ya da yalan kaynaklı salgın hastalık tehlikeleriyle ve bunlara çözüm olarak önerilen ağır yan etkili aşı uygulamalarıyla sürekli karşı karşıya geleceğiz. Ancak bu tehlikelere karşı hemen ilaç ve aşı çözümlerine gitmeden önce sağlıklı bir yaşam ile ilgili prensipleri edinmek çok önemli. Pastörizasyonu bulan Louis Pasteur’un son nefesinde de söylediği gibi vücudumuzun doğal bağışıklığı en güzel savunmadır. Bununla ilgili şu önerilere dikkat edilebilir:

Dr. Joseph Mercola’nın önerileri

1.      D vitamini seviyenizi ölçtürün ve sağlıklı kabul edilen 50-70 ng/ml arasında optimize olmasına dikkat edin.

2.      Sınaî yöntemlerle yetiştirilmiş hayvansal gıdalar yerine küçük çaplı, doğal gıda ve gübrelerin kullanıldığı, gün yüzü gören, ot besili hayvansal gıdaları tercih edin.

3.      İşlenmiş gıdaları ve şekeri en aza indirin.

4.      Yeterli dinlenin.

5.      Stresle mücadelede bire-bir yoga, Thai-Chi ve meditasyon gibi uygulamalara katılın.

6.      Düzenli ve yeterli egzersiz yapın.

7.      Kaliteli bir kaynaktan balık yağı ya da omega-3 türevi kullanın.

8.      Ellerinizi daha sık yıkayın. Mümkün ise anti bakteriyel olmayan ve kimyasal madde içermeyen bir sabun kullanın.

9.      Bol bol sarımsak yiyin. Sarımsak bilinen en kuvvetli ve en doğal antibiyotiktir.

10.  Hastanelerden ve aşılardan mümkün olduğunca uzak durun!