Bugün çok yeni takip etmeye başladığım ve yazılarını keyifle koduğum bir blog var. Kendisi ile mailleştik ve bugün misafir blogcu için yazdı. Teşekkürler…

Depresyon ,Metanet, Maslow..

Sevgili kayınbiraderim, gazetede okuduğu ve beğendiği bir yazıyı mail attı bana…

Yazıda yazdığı kadarıyla, Manchester Üniversitesi’nden psikolog Dr. Rebecca Elliott bir araştırma yapmış. Dr. Elliott’a göre hepimiz, yani tüm insanlar bir eğri üzerine yerleşmişiz. Bu eğrinin en ucunda çok küçük bir problemle karşılaşsa dahi ruh sağlığı bozulan kişiler varmış.

Diğer tarafta ise başına gelmeyen kalmamış, sanırsınız prime time’da oynayan bir Türk dizisinde yaşamış (mesela Öyle Bir Geçer Zaman ki.) insanlar. Ama buna rağmen, hala iyimser, olumlu, sanırsın Pollyanna.

İnsanların büyük çoğunluğu boşanmadan, işsizliğe, başarısızlıktan yakınların kaybedilmesine hayatın türlü zorlukları ile yüzleştiğinde zaman zaman depresyona giriyormuş. Ancak bu tür bir duygusal çöküntüyü hiç yaşamayan da varmış. Başlarına gelen olumsuzluklara rağmen depresyona girmemeyi başaranlara, “metanet sahibi” deniyormuş.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 120 milyon kişi depresyon sorunundan etkileniyormuş. Rakam bu kadar yüksek olunca, şu metanet denen şeyin öğrenilebilen bir şey olup olmadığının, beynin kimyasında yer alıp almadığının araştırılması da şart olmuş.

 Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yüksek gelir grubundaki ülkelerin halklarının yüzde 15’i hayatlarının bir aşamasında depresyon yaşıyormuş. İşte bu çok enteresan bir veri.

Oysa orta ve düşük gelir düzeyindeki ülkelerde oran yüzde 11 ‘de kalıyormuş.

Fazla detaya girmeyeceğim, stresli ve stressiz ortam ile depresyonlu ve depresyonsuz hayat değişkenleri ele alınmış, deneyler yapılmış.

Örneğin, daha metanetli olarak tanımlanabilen kişiler resimlerdeki mutlu yüzleri daha kolay hatırlarken, üzüntülü ya da korkulu yüzleri kolay tanıyamıyormuş.

Araştırmanın sonunda beynin, belleğin bir haritası çıkarılıp, metanet oranının artırılması hedefleniyormuş. Hatta bunun sonunda ilaç üretilmesi hedefleniyormuş.

 Yine standart bir ilaç sektörünün palazlanması ve zengin edilmesi için üretilen bir senaryo ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Çalışma yapılmasın demiyorum, doğuştan gelen bir takım özelliklerin depresyonda etkisi olduğuna da inanıyorum.

Ama neden depresyona girenleri tedavi için sadece beyin haritası ve buna yönelik ilaç tarafından bir çözüm üretilmesi düşünülmüş ki? Bence çözüm ortada..

Bence Maslow denen bilim adamı, bu işin kitabını yazmış. Maslow der ki:

1-   İnsan davranışlarının temelinde ihtiyaçlar vardır.

2- Bazı ihtiyaçların tatmini diğerlerinden daha önemlidir. İnsanlar önemli ve şiddetli olan bu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra diğer ihtiyaçlarını karşılama yoluna giderler. Dolayısıyla “bireylerin davranışını anlayabilmek için onların ihtiyaçlarının neler olduğunu bilmek gerekir”.

Alın adamın elinden oyuncaklarını, parasını, arabasını, bakalım depresyona girecek hali mi kalıyor. Can havliyle koşturup, günü kotarmaya çalışıp, karnını doyurma peşindeyken ne zaman depresyona girecek?

Dünyada refah artıp, insanlar doyumsuz oldukça, elindekilerin değerini bilmedikçe, depresyonun kanser gibi dünyayı sarıp sarmalayacağından eminim.

Sizce hangisi daha metanetlidir? Amerika’da yılda yüzlerce bin dolar kazanırken, istediği terfiyi alamayan borsacı mı?

Yoksa savaşla, açlıkla, hastalıklarla savaşan ülkelerin insanları mı?

Hangisi?

www.hayatinkendisibu.blogspot.com