Deklanşöre basmak, fotoğraf çekmek değildir!…

Hayatımızda yüzlerce defa fotoğraf çekiyoruz. Renk renk ve gördüğümüz görmediğimiz nesnelerle dolu. Günümüzün sayısal dünyasında, kimini hafızamıza, kimini hafıza kartımıza kaydediyoruz. Sonsuza kadar bir yerlerde kalıyor. Ya da çektiğimizi sanıyoruz, ama saklıyoruz!…

Fotoğraflara baktığımızda, neyi görüyoruz? Fotoğraftaki nesneyi mi, yoksa çevresindekileri, yoksa fotoğrafın kenarındaki yırtıklara mı, ne zaman çekildiğine mi, ışığın nereden geldiğine mi? Belki hepsi, belki birisi! Ama o fotoğrafı çeken kim, nasıl çekmiş, çekerken orada ne görmüş fotoğraflamış onu pek görmüyoruz. Yani “fotoğraf çekmenin bir sanat olduğunu” unutuyoruz.

By TT

Bana fotoğraf çekmenin bir sanat olduğunu “O” hatırlattı. Onun sayesinde görmeyi öğrendim. National  Geographic  Türkiye 10.yıl sergisi – 123 yıllık. National  Geographic  arşivinden gün ışığına çıkmamış Türkiye fotoğraflarını beraber izledik. Çekenlerin vizöründen bakmaya çalıştık. Fotoğrafların tadına vardık. Siyah beyaz ama dolu dolu pozlar, onlarca. Yüzlerce insan, belki çok rahat değil şartları ama umut içindeler, yüzlerinde yaşam var…

İşte onu, o gün tanıdım. Günümüzün profesyoneli, kariyer sahibi annesi ve daima “ MUTLU” sunu! Anları Anılara Dönüştüren İnsan, Yeşim Mutluyu.

Ege’nin tüm sıcakkanlılığı, canlılığı ve konuşkanlığını taşıdığını hemen fark ediyorsunuz. Dürüst, dümdüz, açık sözlü ve bir defada istediklerini anlattığını anlıyorsunuz. Nezaketi bir çırpıda belli oluyor. Şıklığı doğasında var, giydiğini yakıştırıyor. Kaç kez anne olduğunu da,  unutturuyor.

Hayata farklı bakıyor ve vizöründen de… O nedenle, deklanşöre farklı dokunuyor. Çünkü hissediyor, çepeçevre görüyor, 3 ncü boyutu da katarak, fotoğraflıyor ve kaydediyor. Tüm bunları yaparken, hep koşuyor! “Ege” gibi engin, fotoğraflarda kayboluyor. Bir batıyor, bir çıkıyor. O anı yaşıyor.

Bir yandan çekimler, yaşamın ilk dakikalarından, mutluluk anlarına uzanan çalışmalar, sosyal projeler, blogdaki yazılar, evde bekleyen annelik görevleri ve profesyonellik! Aralarında, kilometrelerce koşuşturmalar var. Ama Yeşim yine “MUTLU”. Çünkü o görüyor ve hissediyor. Bir kartal gibi keskin görüşlü ya da bir kelebek kadar narin, doğayla iç içe her daim, işinin başında.

Şimdi de, insanların gözünde sevgili Maya’sının 365 gününü anılaştırdı. Annenin gözünden yavrusunu fotoğrafladı ve bizlere sundu. Bir ilki gerçekleştirdi, ama son değil! Yeşim yaşamda daha çok adımlar atacak büyüyerek ve daha da ünlenerek.

Misafir oldum gibi, ama belki bir gün usta’nın makinesinin üçayağını veya bir paraflaşını taşımak da, nasip olur diyorum!

Müteşekkirim gösterdiklerine ve görmemi sağladığına…

Misafir Blogcu TT