“Ölüm” Dört harf tek kelime. Kimsenin duymak istemediği, duyunca da kendini kötü hissettiği yüksek duygu hali. Doğum gibi ölüm de hayatın gerçeği. Ve herkes bu duyguyu hayatında ne kadar geç yaşarsa o kadar iyi.

Geçtiğimiz hafta Maya Su ve Mira “ölüm” ve “ölmek” ile tanıştı. 10 ve 7 yaşında olan kızlarıma bu durumu açıklama görevi bana düştü. Çünkü Mutlu Dr annesinin rahatsızlandığı haberini alır almaz yola çıkmıştı. Maalesef daha yarım saat geçmeden ölüm haberini aldık. Bu süreçten itibaren çocuklardan babası ile yaptığım telefon görüşmelerini ve konuşmalarımı saklamadım.

Haberi aldığım an eşime ne söyleyeceğimi bilmez haldeyken çocuklara bunu nasıl anlatacağımı da düşünmem gerekti. Derin nefes aldım, Melis ile telefonda konuştum. Durum nedeniyle sağlıklı düşünemediğimi en sağlıklı bir şekilde ölüm haberini nasıl vermemiz konusunda bir yayın vb varsa bana kısaca mesaj yoluyla yazmasını istedim. Sonra Maya Su ve Mira’ya sarıldım. Bir hastalık durumu söz konusu olmadığı için açıklama yapmak biraz daha zor olsa da durumu en sade şekliyle anlatmaya çalıştım. Onlara ilk söylediğim, “çok üzücü bir şey oldu, babaanne öldü” oldu. O anda ağlamaya başladılar. Her ikisinin de farklı tepkileri ve yaşı olduğu için en anlatabilir şekilde anlatmaya çalıştım. Melis’in de bana telefonda söylediği gibi “‘Dünyadaki tüm canlıların bir yaşam süresi olduğunu, yaşam süresi bitince öldüğünü” söyledim. “Babaanne artık bizi duyamıyor, görmüyor, konuşmuyor, nefes almıyor, artık bunları yapamayacak çünkü yaşamıyor, ” diye devam ettim. Mira “babaannem öldü, arkadaşımın annesi de ölmüştü” diyerek ağlamaya devam ederken, Maya Su babaannesi ile ilgili aklıma dahi gelmeyecek bir çok cümle kuruyordu.

Maya Su ve Mira, yaklaşık 1,5 saat ağladı. O süreçte sadece sarıldım ve ağlamalarını istedim. Ağlamanın da iyi bir duygu olduğunu insanların sevindiği zaman gibi üzüldüğü zaman da ağladıklarını anlattım. Sonrasında o gece hepimiz beraber yattık. Onların sakinleşip uyuyuncaya kadar geçen süreçte üçümüz sımsıkı sarıldık. Anne olarak yaşadığım anın tarifi yok. Onlar uyuduktan sonra okul arkadaşlarının annelerine -whats app grup aracılığıyla-  durumu aktardım. Gün içinde çocukların üzgün ve tepkili olabileceğini, çocukların da bilmesi gerektiğini anlattım.

Sabah uyandıklarında onlara cenaze için Bursa’ya gideceğimi, okul çıkışında kimin alacağını, akşam nerede kalacaklarını, onları sık sık arayacağımı  ve aklıma gelen ne varsa anlattım. Sabah okulu arayarak durum hakkında bilgi verdim. Okulun rehber öğretmenleri daha önce “ölüm” konusunda çocuklarla konuştuğu için bu yönde güvenim tamdı. Lakin acının yanı sıra bu detayları da düşünmek insanı başka duygulara taşıyor.

Çocukların mezarlık, cenaze gibi durumlar için henüz uygun olmadığını düşündüğüm için kendilerini defin için götürmedim. Kendileri istediği zaman da mezarına gidebileceğimizi söyledim. Yas sürecinde dahi olsak hayatımızın yeniden eski haline döneceğini anlatmaya çalıştım. Günlük düzenlerinin değişmeyeceğini her şartta anlatıyor ve rutinimizi devam ettiriyorum.

Cenaze günü okuldan çocuklar hakkında bilgi aldım. Zaman zaman ağladıklarını, üzgün olduklarını öğrendim. Yine de kızların büyük olgunluk içinde olduklarını düşünüyorum.

Bugün babaaannemizi toprağa verişimizin 8.günü. Her ölüm çok zamansız geliyor insana. Nur içinde yatsın. Evde şu an durum sakin ve kızlar kendi aralarında eğleniyorlar. Onlara baktıkça yaşam dolu halleri mutluluk veriyor. Diğer yandan çok üzgünüm.

Bu yazıyı yazıp yazmamak arasında kalsam da yazmak her zaman kendimi daha iyi hissettirdiği için yazdım. Tamamen kendi duygularımı ve kızlarıma babaannesinin ölüm ve ölüm haberini anlatışımı anlatmaktadır. Bilmeniz gerekir ki psikolojik olarak herhangi bir görüş vb içermemektedir. Bana doğru gelen sizin yaşam tarzınıza, bakış açınıza uymayabilir.

Sevdiklerinize sımsıkı sarılın. Gerçekten yaşadığımız kadar varız.

YSM

9 Haziran 2017 Milliyet Yaşam Yazım