Aşk işte böyle bir şey. Unuttuğunu sandığın hatıralar bir anda hayat bulabiliyor.

Güneşli güzel bir günün ortasında arkadaşlarınla oturmuş ondan bundan hayattan bahsederken bir anda geçmişten gelen bir şarkı duyuyorsun. Dilin damağın kuruyor. Nefesin hızlanıyor kalbin deli gibi atmaya başlıyor.

“ Resimlere bak, mektubumla avun…” işte capcanlı geçmişten gelen bir Ayşegül Aldinç şarkısı… Ne olduğumuzu şaşırıyoruz. Üç kadın yan yana dizilip karşımızda ki dev ekranda klibi seyretmeye çalışıyoruz bir yandan da konuşmalarımız devam ediyor.

Sevgilimle bu şarkıdaki gibi yaşayamadım diyorum. Gülüp geçiyoruz. Ama içimde bir yerlerde en derinlerde canım acıyor. Özlediğim seni düşünüyorum içimde içimdeki bende… Varlığımı unuttun mu? Beni hatırladın mı hiç?

Ürperiyorum, içim içimi yiyor yokluğun tenimi acıtıyor. Hain şarkı… Durup dururken sevgilinin gözleri… Tokat misali yanaklara çarpan yoksunluk… Sesinden, sevişinden bakışından yoksun bir ben… İçimde alabildiğince yalnızlık.

Tırnaklarım avucuma batıyor; öyle güçsüz, küçücük hissediyorum ki kendimi… Gittik, dönüşümüz hiç yok… Kaçtığım şeyin kendim aşkın olduğunu bilmiyordum o günlerde… Unut beni demiştim giderken. Şimdi senden kalanlarla “beni hatırla” diyorum sana… Sessizce gittin,  bensiz kalmayı, benimle olmamaya tercih ettin ve gittin. İçinden hayalim eksilirken ben bunca unutamazken seni; sana nasıl hiç yokmuş gibi davrandım ben…

Yıllar geçti gitti… Yıllarca gelen geçen yüzlerde seni aradım belki de… Bugüne denk gelen bütün yüzlerde sen varsın sanki hepsi sensin… Bir gün; bir şehirde, bir akşam vaktinde. Belki bir sokakta; ansızın. Ama hep seninle; belki de ben hiç yoktum, belki sen beni hiç sevmemiştin…

“sen bir yerlerde,
ben bir şehirde,
akşam olunca beni hatırla.”