Mini bir Balkan turu yaptım kendime, paket halde satılan turların koşturmacasından uzak, akşam yatarken ertesi gün nereye gideceğimi bilmediğim sabah kalkıp haritayı önüme açıp hadi şuraya gideyim dediğim bir tur oldu bu. Turumuzun başlangıç noktası Sarajevoydu dönüşümü de oradan yaptım zaten. Sarajevo ile başlayalım anlatmaya o halde. Sarajevo bir çok etnik unsuru içinde barındıran bir şehir, bu haliyle İstanbul’a çok benziyor cami ve kiliseler iç içe. Şimdi kısaca başlayalım Başçarşı’dan turumuza.

Baščaršija : Başçarşı Sarajevo’nun kalbi gibi adeta, bir Türk olarak buraya gittiğinizde kendinizi Sultanahmet çarşısında dolaşıyormuş gibi hissetmeniz çok mümkün. Başçarşı meydanında çeşitli lokantalar mevcut bunların arasında döner yapanlar da var. Hatta Istanbul Döner isimli bir dükkan da var. Sahibi Türk Bosna’ya yerleşmiş, kendisinden her türlü yardımı alabilirsiniz ayrıca döneri de harika. Başçarşı’nın içindeki en önemli yapı aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz meşhur çeşme ki Bosna’lılar buna SEBILJ diyorlar. Bizim Sebil yani bildiğiniz 🙂

Fotoğraflar Furkan'ın arşivinden

Sebil 1753 yılında Kukavica’lı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış daha sonrasında ise 1891 yılında Çek mimar Alexander Vitek tarafından bugünkü yerine yerleştirilmiş. Sıcak bir Sarajevo gününde en büyük yardımcınız bu Sebilj olacaktır Başçarşı’da. Sebil’in hemen sol tarafında yani

Furkanın arşivinden

Sebil’den Miljacka Nehri’ne doğru inerken sol tarafta  Džamija Havadže Duraka ( Havadja Durak camisi ) var. Bu cami de 1528 yılında yapılmış eski bir Osmanlı eseri.Camiyi geçer geçmez sola döndüğünüz zaman Bravadzluk caddesine girmiş olursunuz cadde boyunca ilerlerseniz sol tarafta 11 numarada Sarajevo’nun en güzel Burek’ini yapan yeri görürsünüz, bir tabak size asla yetmez uyarayım.

Furkan'ın arşivinden

Furkanın arşivinden

Bravadzluk’un sonuna geldiğiniz anda hafif sağa yapıp ana caddeye vardığınızda karşınıza dev bir yapı çıkar her tarafı kapatılmış restore edilen bu yapı Milli Kütüphanedir. Savaşın en büyük kültürel katliamlarından birinin yapıldığın yerdir bu kütüphane. Zira Sırp’lar bu kütüphaneyi ateşe verdiğinde içerde yaklaşık 2 milyon tarihi eser vardı, bomba ve havan topları ile binanın dışına verilen zararı söylemiyorum bile. Binanın şu anki hali yukarıdaki  fotoda mevcut.

Binayı geçer geçmez köprünün karşı tarafında harika bir ev var . Inat Kuča yani Inat House olarak bilinen bu yerin hikayesi inanılmaz. Inat Kuča aslında şu an Kütüphane’nin olduğu yerdeymiş, o zamanın hükümeti buraya kütüphane yapılacağını ve evini taşıması gerektiğini söylemişler, ancak evin sahibi ısrarla buna karşı çıkmış. Bu pazarlıklar uzunca bir süre devam etmiş en sonunda ev sahibi tek bir şartla evimi aynen şu karşıya taşırsanız olur demiş. Ve Inat Kuča tek tek, tuğla tuğla oraya taşınmış. Inat Türkçe’deki ile aynı anlamda Boşnakça’da da ki şu hikayeden neden İnat Evi dendiği ortaya çıkıyor. Inat Kuča’ya gidip bir Begova çorbası içmeden dönmeyin sakın.

Furkanın arşivinden

Yazımızın ilk bölümünü Latinska ćuprija ( Latin Bridge ) ile bitiriyorum. Bu köprü Miljacka nehri üzerindeki tarihi köprülerden biri. Özelliğine gelince, Avusturya Archidük’ü Franz Ferdinand 1914 yılında, bu köprü üzerinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Eee ne var bunda diyebilirsiniz, 1914 tarihine dikkatinizi çekerim, hepimizin ilkokuldan beri tarih kitaplarında ezberlediği ” 1. Dünya Savaşı, Avusturya Arşidükü’nün öldürülmesi ile başladı” cümlesinin vuku bulduğu yer işte bu köprü. Köprü’nün üzerinden geçerken bir tarihe tanıklık ediyorsunuz aslında.

Furkanın arşivinden

Şehri size biraz daha tanıtıp daha sonra şehirle ilgili küçük tavsiyeleri vereceğim, henüz 1/3’ünü bile anlatmadım Sarajevo’nun. Daha sırada Mostar, Kotor, Belgrad, Tivat, Herceg Novi var. 🙂

Furkan Zengin