Gün 12. Sevdiğiniz birini bir karaktere çevirin ve onun hakkında yazın.

Ayfer uzun zamandır kendini iyi hissetmiyordu. Sık sık boğazları şiştiği gibi son günlerde çok da halsizdi. Her ay yediği iğneler yetmiyor gibi artık saklambaç oynamak istemiyor sen eve gel diyordu. Ayfer ; Şaban Amca ile Gül Teyzenin tek kızlarıydı. Bizim evin tam karşısında ki fırının sahibiydi babası. Evleri de hemen fırının arkasındaydı. Evleri hep sıcak olurdu çok sıcak. Annesinin bembeyaz yüzünü babasının komik sözlerini hala unutmam. Evlerinin arkasında kocaman o kadar kocaman bahçeleri vardı ki … Evin arkası sanki sonsuzdu bizim için. Ama o sonsuzluk bir gün yerini dikenlerle kaplı bahçeye bıraktı. 

Ayfer ile ilkokul 3.sınıfta tanışmıştık. Başta solgun yüzlü, uzun saçlı bu kız ile çok yakın oturduğumuzu bilmiyordum. Sonra okula birlikte gidip gelmeye başlayınca aramızda sadece yol olduğunu öğrendim. Öyle ki ben evin balkonuna çıktığımda o da fırının üstündeki odasından el sallayabiliyordu. Geceleri benden erken yatıp yatmadı mı diye odasının ışığına çok baktığımı hatırlarım. 

Çocukluk arkadaşım, hatırladığım ikinci en iyi arkadaşımdı. Solgun yüzlü, uzun saçlı canım arkadaşım. Nereden bilirdim ki sadece bir kış, bir yazı birlikte geçireceğimizi. Satırları yazarken bile gözlerimden yaşlar dökülüyor. Ben ne kadar yaramaz, gevezeysem Ayfer o kadar sakin, o kadar az konuşurdu. Onu güldürmek için çok uğraşırdım. O bebeklerle oynamayı daha çok severdi. En çok sevdiği oyun da Ayşegül bebeklerimizi giydirmekti. Ben onu hep evin dışına çıkarmaya çalışırdım o ev kuşu çıkmaz istemezdi. Meğer çıkmak istemesinin sebebi hasta olmaktan korkmakmış. Çok sonradan anladım.

 IMG_4896

Okulda sık sık hastalanır okula gelemezdi. Okul çıkışı yanına koşar ona derleri anlatır ödevleri verirdim. Ben öğretmen olurdum o da öğrenci. Bildiğim ne varsa anlatırdım. Ayfer başarılıydı, akıllıydı. Çocukca anlattığım derslerle bile sınıfı geçmişti o yıl. Fakat gün geçtikçe Ayfer kötü oluyordu. Ve gün geçtikçe o zayıf, kırılgan kız gitmiş yerini yüzü çok şişmiş, kilo almış ve saçları dökülmüş bir Ayfer olmuştu. Anneme soruyordum annem başını öte yana çevirip. Ayfer “nefrit” olmuş üniversite hastanesinde tedavi görüyormuş diyordu. Aklım almıyordu “nefrit ne demekti, neden böyleydi” yanına gitmeme de izin vermiyorlar mikrop kaparmış diyorlardı.

Ayfer ile ne kadar olmak istesem olamıyordum. Oyun oynamak onu yine güldürmek ve kocaman sarılmak istiyordum. Ama olmuyordu. Sonra bir gün evden kaçtım. Nefes nefese Ayferlere gittim. Evlerinin kapısı aralıktı ve içeri girdim. Annesi başında oturuyor ve nefesini izliyordu. Ayfer burnunda bir cihaz ile yatıyor ve uyuyor gibiydi. O zaman onun çok hasta olduğunu anladım. Tam eve dönecektim babası ile burun buruna geldim. Ne arıyorsun diyen gözlerle bana batığında konuşamadım. Şaban Amca beni aldı elimden tuttu ve Ayferin yanına götürdü. Annesi kalktı ve Ayfer ile konuşmaya çalıştım. Buz gibi olan ellerini tuttum. Sanki Ayfer gözlerini araladı bana baktı gülümsedi gibi geldi. Sonra babası hadi sen git artık dedi. 

Ağlaya ağlaya çıktım eve döndüm. Yatağıma yatıp saatlerce ağladım. Ne yemek yedim ne de uyuyabildim. Ayfer orada öylece yatıyordu ve ben ona ne olduğunu dahi anlayamıyordum.

Sonra bir gün kalabalık oldu evlerinin önünde. Herkes toplanıyordu. Anneme “neler oluyor” dedim. Annem “sen evde kal ben Gül Teyze’ne gideceğim” derken ağladığını gördüm. Ne oldu anne ne oldu derken. Annem sarıldı ve “Ayfer meleklerle buluştu, o artık gökyüzünde” dedi.

O günden beri Ayfer’i hep gökyüzünde hayal ederim. Bulutların arasından bana bakar ve el sallar. Bebeklerle oynamayı Ayfer öldükten sonra bıraktım. Kızlarımla bile oynarken bazen aklıma gelir kalakalırım. Ayfer yaşasaydı eminim yine en iyi arkadaşım olurdu.

Ayfer benim en iyi arkadaşımdı.  Allah rahmet eylesin, melekler dualar onunla olsun.

YSM-Arkadaş