…..”İranlı bir bilgenin dediği gibi: Aşk kimsenin kurtulmak istemediği bir hastalıktır. Buna yakalananlar asla iyileşmek ve bu yüzden acı çekenlerde tedavi olmak istemezler”…

Sanki her şey şimdi ve burada oluyormuş gibi… Başkasıyla birlikte olsak da ilk aşkın acısında hiçbir şey değişmemiş ve hala imkânsız aşk hali.

Seninle barışmam uzun yıllarımı aldı. Ömrümün en güzel yıllarında seninle ilk aşkı yaşarken; ömrümün en güzel yıllarında yokluğunla kavga ettim. Yıllarca yaşadığım aşklarda, aşkının ağırlığını hissettim. Ya çok geliyordu aşklar ya da az… Ya sen çoktun ya da ben çok az. Ya senin varlığın sorun oluyordu yaşadığım anlarda ya da yokluğun. Bir de ilk aşkın unutulmazlığı.

Ne zaman sen gelsen aklıma acı bir tebessüm gelip öpüyor dudaklarımdan. Ne kadar kurtulmak istesem o kadar sen oluyorum o an. İyileşmek isteyen hastanın olmayan ilacısın sen benim için. Varlığın, yokluğun bomboş bir şehir gibi gözyaşlarımda… Bir söze, bir şarkıya, bir filme bir satıra takılır kalırım ara sıra. Geçmiyor ne yapsam geçmiyor acısı…

Yıllarca nerede, kiminle ne yaptığını düşünmedim. Geçmiş güzel günlerimiz gözlerimin önünden geçmedi, geleceğin sensiz olmasından hiç korkmadım. Ayrılık anlarında gitmemek için omuzlarını kaldırıp inat ettiğin Eyüp’te mezarını gösterdiğin mezar gibi yokluğun, bendeki boşluğu, sen olmayan her şeyi doldurdu. Kendimden başka kimseye güvenmemeyi öğrettiğinde çok kızmıştım o zamanda. Şimdi bu zamanda teşekkür ediyorum sana… Hayat bana yalan söyledi demiştim ya uzun zaman önce. Sözümü geri aldım sayende hayat bana yalan söyleyenleri öğretti.

Aşkın, dününü bugününü yarınını tüm geçmişini ve muhtemel tüm geleceğini yaşadığım zamanlardan bu yana acın değişmedi. Bugün aşka âşık olmanın acısını yaşıyorum. Âşık olduğum an ben ölüyorum…