Sıkışıp kaldığım, kapılarını açıp içeriye alması için yalvardığım yalnızlığın en sessiz kaldığı andayım. Aşkın acı çektiği, aşkın aşka aşık olduğu anda bile yalnız kaldığı zamanın tam ortası.

Aşk acı çekmektir kimi zaman diye bir ses geldi gecenin karanlığından. Ardından gözyaşları, mide ağrıları. Gök gürültüleri arasında cama vuran yansımamdaki ben. Üzgün, mutluluk sarhoşluğu içindeyken içimdeki seslerle dibe vurmuş dün sabah mutfak kapısında ölü bulduğum iki güvercin yavrusu gibi sessiz.

Aşk dediğim aşk ne kadar gerçek! Kalbim kanıyor anlatamıyorum boş kâğıda. Nasıl anlatırım ki onca aşıkken… Nasıl anlatırım ki yumruk yemiş gibi içimde oluşan boşluğa. Aşk yok şimdi… Oysa yıllarca aşka aşıktım ben… Hayal ettiğim gibi bir aşkı yaşarken varlığına tekrar inandığım mutlu aşk nerede.

İçimdeki deli hislerin öfkesi bu. Lanet gibi yapışıyor üzerime. Kulağıma sesler geliyor. Aşk öyle bencil ki aşkın başka bir aşka aşık olmasını affetmiyor işte…

Hiç bir şey koyamıyorum aşkın yerine. Yalnızlığım aklımda. Kanatlarımı duvarlarımı, hayallerimi, yalnızlığımı açmasaydım diyorum keşke aşık olduğum aşka… Ama çok geç, çırılçıplak kalmanın da ötesinde iliklerime kadar işlemiş aşk. Kanser gibi tüm hücrelerime yayılmış.

Unutmaya çalışıyorum benim için son nokta olan aşkı. Olmuyor, olmuyor işte. Kan gibi vücudumda aşk dolaşırken uzak tutmaya çalıştıkça, unutmaya çalıştıkça yeniden doğuyorum aşka. Acı çektiğim kadar aşkı unutabilsem o kadar az nefret edeceğim. Aşka nefret ettikçe daha da çoğalıyor çığ gibi düşüyor yalnızlığımın ortasına.

Yeniden yeniden aşık oluyorum sana, aşkım kadar seviyor, aşkım kadar özlüyorum seni… Aşkı unuttum senden sonra ama mutlu aşkı unutamıyorum.

Aşka değil, mutsuz aşka üzülüyorum.

Aşk ile,