Dün akşam seyretme fırsatını bulduğum Woman in Gold (Altınlı Kadın) filmi ; İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından el konulmuş ailesine ait Avusturyalı simgeci ressam Gustav Klimt‘in , “Portrait of Adele Bloch-Bauer I” tabloyu 1998 yılında geri alabilmek için Avusturya Hükümeti’ne açtığı davayı konu alan Maria Altmann (1916-2011) ile avukatı Randol Schoenberg’ün (1966-) gerçek yaşam hikayesi.

Film başta “Altınlı Kadın”  tablosu hakkında gibi gözükse de,  çok güzel dersler ve öğretiler sunuyor. Filmde Altmann’ın gençliğine geri dönüş sahneleri, Nazi işgalini, dağılan ve bir daha birbirini hiç göremeyen ailelerin acılarını, korkuları, kaçışları, nefreti gözler önüne seriyor.

Altmann’ın avukatı, ünlü besteci Arnold Schoenberg’in torunu Randy Schoenberg olarak görüyoruz. Filmde genç avukatın geçmişini hissetmesiyle birlikte yaşadığı değişimi gözler önüne seren yönetmen Simon Curtis’in başarısı alkışı hak ediyor.

Filmin hukuğun üstünlüğü dersi vermesi de güzel bir örnek. İnsan gayri ihtiyarı olarak acaba böyle bir durum ülkemizde yaşansaydı neler olurdu diye iç geçirmiyor değil.

Filme konu olan eseri görmek , filmin geçtiği mekanları ve sanat eserlerini farklı açıyla incelemek de ayrıca istiyor insan. Velhasıl güzel film. İzleyin derim. IMDB ‘den 7,4 almış ayrıca 🙂 6 ve üzeri filmler iyidir bakışımı doğruluyor 🙂

YSM