canakkalezaferi

Çanakkaleliyim… Çocukluğuma ait hatırladığım anılarımın tam ortasında sadece Çanakkale var… Annemin anlattığı hikâyeleri bir kenara koyarım hem bana kendi hatırladıklarım daha iyi gelir. 

İlk evimiz gelir aklıma. Kordona çıkan yolda polis karakolunun sokağında biraz yürüdüğünde köşesinde SINGER olan. Evimizin tam karşısında da Kız Meslek Lisesi. Ben çocukken garaj vardı evimize yakın. Şehirlerarası otobüsler akın akın gelir ses eksik olmazdı sokağımızdan.  Sonra bir kaç ev yanımızda halk bahçesi.

Yazları düzenlenen festivalin ışık mı ışık,  sesli mi sesli şarkılı türkülü sesleri. Çok sesi evden dinledim küçüktüm annem fuara götürmezdi. Babam ile ikisi son derece şık giyinip konserlere giderlerdi. Annem o zamanlar Metin kuaföre gider kıyafetlerini evimize çok yakın olan ismini unuttuğum Rum terzi de diktirirdi. Çok kızarım bugünlerde anneme fotoğraflarına baktığım ve keşke bende giyebilseydim dediğim kıyafetlerini saklamadığı için… Hele bir kadife takımı vardı ki içine ipek bluz giydiği… Hep büyüyünce giymeyi isterdim anne gibi.

Annemden gizli halk bahçesine kaçar tel örgülerin altından parka girerdik. O günlerde anne babası olmayan çocukları giriş kapısında duran kolunda da kırmızı şerit olan askerler içeriye bırakmazdı. Şimdi anlıyorum 80 li yılların çocuklarının ne tehlikeler atlattığını. Bazen silah sesleri gelir aklıma o yıllardan kalan başımı yorganın altına gömdüğüm sessizce ağladığım ya bize bir şey olursa dediğim.

Abimin beni korkutmak için yan odadan garip sesler çıkartıp bazen çarşafa dolanıp odama girdiği. Ablama sarılıp ağladığım anne-babamın odasına koştuğum perili evimiz. Eski bir köşktü evimiz. Bazı odalarını hiç açmazdık. Çekirdek aileye o kadar ev çok fazla dedi annem kim uğraşacaktı hem sonra… Arada anneannem gelir bizi güldürürdü. Anneannem televizyona arkasını dönerek oturur şeytan icadı bu abdestimi bozacak dediğinde ne şeytanı ne abdesti derdim küçük aklımla… Şimdi aklıma geldikçe gülerim. Yine bir arkadaşımın babaannesi gibi telefon bağlatıldığında  zil sesini duyunca tok onlar yavrum evde çıktılar diye konuşması gelir aklıma…

Doğumum ve büyümem Çanakkale’de… Yenice zamanını hatırlamıyorum. Babam tekel de çalıştığı için tütün peşinde gezmişler birkaç yıl. Ben 3, 5 yaş sonramı hayal meyal hatırlıyorum işte… Arkadaşım Sema vardı tüm yaramazlıkları yaptığımız. Kardeşi Nuri araba lastiğinin içine yatınca titiz annesi bağırır rezil ediyorsun beni derdi. Avukat ailenin çocuklarıydı onlarda… Yıllar sonra Bozcaada’da karşılaştım Sema ile… Barı var onun hep yaşamak istediğim adada. Yolum düştükçe uğruyorum bugünlerde… Geçen onca yılı kapatmak istedik ama kapatamadık anladım ki çocuklukta kalmış bazı şeyler. 

Araba iskelesi derdik biz vapur iskelesine… Her gün oraya kaçar annelerimizi delirtirdik. O zamanlar beyaz tokyo giyilirdi ayaklara. Ben gemi yapardım tokyolarımı denize bırakarak. Minik merdivenlerden midye toplamak, denizanalarını yakalamak en büyük zevkimizdi… Bazen eski bir naylon poşet bulur eve getirirdik denizanalarını. Annem ciyak ciyak kulağımızdan tuttuğu gibi Kordon’a götürürdü. Kordon zaten evimizin 100 adım uzağı… Verilen cezaya bayılırdık hem kordon hem çekirdek beklerdi ya bizi…

İlk 18 Martımı hatırlıyorum. İki tane atkuyruğu yapılmış sımsıkı toplanmış saçlarım. Birinde kırmızı diğerinde beyaz kurdele Türk Bayrağı gibi. Önlüğüm, çoraplarım mis gibi. Okuldan tören alanına gidiyoruz üzerimize hırka mont giymemize izin vermiyorlar. Geçit töreni yapacağız ip gibi yürüyerek. Evimizin tam karşısında yer alan cumhuriyet meydanı tıklım tıklım. Her yer bayrak,  her yer de “Çanakkale içinde vurdular beni”…  Aynalı çarşıdaki aynalar gibi yüreğim kırılır o türküyü duyduğumda hala…

Gazilerin muhteşem kıyafetleri, madalyaları bazen kaçardım sıradan. Yanlarına yaklaşır hayranlıkla yüzlerine bakar sonra kaybolurum korkusuyla yerime dönerdim. Az fırça yemedim içimdeki merak yüzünden adını hiç unutmadığım öğretmenin Nermin Aksak’dan… Bazen şiir okurdum kalabalıkların içinde sesimin titremesine engel olarak. Heyecandan boğazım düğümlenir oracıkta kalmak isterdim. Bağıra bağıra okuduğumda heyecanımdan mı bilmem daha çok ses duyardım. Yıllar geçtikçe folklordan dramatik gösterime çok kutlama da yer aldım. Nice cumhurbaşkanları, başbakanların konuşmalarını izledim ama ilk gün ki gazileri ve ilk heyecanımı hiç unutmadım. Tüm Mehmetçikleri bugün minnet ve şükranla anıyorum.

sf032

Hafta sonları Şehitler Abidesine giderdik bizi ziyarete gelen misafirlerle. Askerlerin mum gibi duruşunu taklit eder ne maymunluklar yapardım güldürmek için. Bazen mermer lahitin içini görmek ister burnumu sokardım anıtın üzerine.  Kanlı Dere’de kanlı akıyormuş sözüne inanır kan görmeye çalışırdım inceden inceden. Anzak Koyunda hayali seslerle konuşur, Seddülbahir’de mermi sesi çıkarırdım çiuv çiuvvvvvvvv…

Bugünlerde bu kadar yakın izlenemiyor hiç biri. Conk Bayırında, Kilitbahir’de, Çimenlik Kalesinde çok mermi, çok matara,  çakmak buldum ben. Heyecanla Şehitler Abidesi Müzesine götürürdüm yeni bir anı keşfetmenin heyecanıyla… Saçlarımı okşardı oradaki görevli aferin derdi yüzüme bakarak.  Bazen duyardım etraftan onları saklarmış insanlar satmak için. Nasıl kızardım anlatamam. Şehitlerin anısına bu yapılmazdı yapılmamalıydı benim küçücük dünyamda. Öyle öğreniyorduk okulda… Hikâyelerle büyüdük biz, Onbaşı Seyit, Turgut Reisi, Anzaklı Ömer… Bugün tüm Türk ve Yabancı şehitlikleri yeniden ziyaret ediyorum gözlerim dolarak.

Bugün 18. Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 94. yıl dönümü . Yine törenlerle kutlanıyor. Eskiden olduğu gibi Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen ilk törende, hükümet adına, Türk Silahlı Kuvvetleri adına, Çanakkale Valisi, Belediye Başkanı ve diğer yetkililer anıta çelenk koyacak konuşmalar yapılacak ben orada olamasam da… Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı eşliğinde Türk bayrağı göndere çekilecek yine… Yine törenlere, 18 Mart Stadı’nda yapılacak kutlamalarla devam edilecek. Yıllar geçse de bu heyecan hiç bitmeyecek.

Tüm Mehmetçikleri bugün minnet ve şükranla anıyorum.

ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

…………………………….

“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.”
Mehmed Akif Ersoy

 Yeşim MUTLU

18.Mart.2009