Hayat süprizlerle doludur. Neyin ne zaman ne şekilde olacağını önceden öngörmeniz mümkün değil. Geçtiğimiz haftalarda Balat’ta röportaj ve fotoğraf çekimi için buluştuğumuzda ünlü yazar Bahadır Yenişehirlioğlu ile tanışacağımızı ve bir röportaj gerçekleştireceğimi söyleseler “şaka yapıyorsunuz” derdim. Ama hayat güzel insanları getiriyor.

Kitapları satış rekorları kıran, kitap sözlerinin sürekli paylaşıldığı, yılın en iyi roman ödülünü almış bir yazardan bahsediyorum size. Yazarlık kariyeri, hayata dair görüşleri ve pek çok konuyu konuştuk kendisiyle. Kendisini tanımlamak zor. İlginç olduğu kadar rahat, şeffaf, enerjik ve kendini aşka adamış bir yazar. Röportaj öncesi kitaplarını okumamış olmam benim ayıbım. Şu an her satırının altını çizerek okuduğum ve aşağıda da gördüğünüz “Kanaviçe” romanının üzerine destan yazılır.

Teşekkür ederim Bahadır Bey, muhabbetle 🙂

YSM

11700930_864635396945950_2395812755353402992_n

SORU-Bahadır Bey, sizinle bir çekimin ortasında tanıştık. Biz sizi kısaca tanıma imkânı bulduk ama tanıyamayanlar için kısaca kendinizi anlatabilir misiniz? ( bu arada ben bu soruyu sormaktan nefret ediyorum orası ayrı 🙂 )

CEVAP-1962’de Manisa Akhisar’da doğdum. 1979 yılında Akhisar Lisesi’ni bitirdikten sonra Paris e gidip empresyonistlerin izini takip etme kararı aldığımda annemin kulağı kesik Van Gogh gibi mi olacaksın engellemesi üzerine hukukçu olmaya yöneldim. Dokuz eylül hukuk fakültesinden mezun oldum. Daha doğrusu annemin zoru ile hukuk eğitimi aldım. Çin, Fransa, İspanya, , İsviçre, İtalya, Vatikan, Almanya, İngiltere, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Fas, Tunus, Mısır, İran, Pakistan, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Dubai, Bahreyn gibi ülkelerde halklar, dinler, yönetimler, hukuk sistemleri ve toplumlar üzerine araştırmalar yaptım. Pek çok sivil toplum kuruluşunda görevlerim oldu. Uzun süre Tasavvuf üzerine eğitim aldım. Evliyim iki çocuğum var. Ailemde siyasetçiler, akademisyenler var. Büyük, büyük dedem de 1892’de İzmir’in ilk belediye başkanı ve valisi Yenişehirli Ahmet Efendi’dir.

Beyaz Usta Siyah Çırak/ Kerime/ Son Hasat/ Aşk Cephesi / Aşk Çölü/Kanaviçe romanlarının yazarıyım. Ayrıca gazetesiz.com da köşe yazarlığım devam ediyor.

SORU-Geçmişiniz de yaşadığınız acılar sizi yazarlığa sürüklerken ne kadar etkiledi? ( Ağabeyinize babanızın ağzından yazdığınız mektuplar )

CEVAP-12 Eylülün bütün ağırlığını hissettirdiği zamanlarda ceza evindeki ağabeyime babamın öldüğünü söyleyememiştim. Çünkü idam cezasıyla yargılanıyordu ve zor durumdaydı bu acıyı kaldıramazdı. Vefat eden babamın ağzından sanki yaşıyormuş gibi cezaevindeki ağabeyime uzun süre sahte mektuplar yazarak aslında yazarlık serüvenime adım atmıştım. Bunu çok sonra fark ettim ama. Profesyonelce 2011 yılında İlk romanımı kaleme aldım ve büyük bir hızla ardı sıra diğerleri geldi. Sanki barajın kapağı açılmış gibi hissediyorum.

Hiçbir zaman 12 Eylül’ün mağduru olarak görmedim kendimi o dönemleri çok travmatik olarak yaşamış olmama rağmen hem de. Askeri cuntanın insanlık dışı bir rejim kuruyor olmasını büyük acılarla izledim ve asla kabul etmedim. Belki o günlerle aile olarak pek çok acı  ve ölümler yaşadık zira vatandaş olarak güçsüzdük ve faşizm kutsanıyordu ama o gün yaşadıklarımın bugün, pek çok şey kazanıma dönüştüğünü görmek  mutluluk verici bunun en güzel örneği de ilk romanım “BEYAZ USTA SİYAH ÇIRAK” olarak ortaya çıktı.  

Hayatın bunca ağırlığı ve acımasızlığının karşısında, insanoğlunun bu denli sevgisizleştiği ve varlığını yok ettiklerinin üzerine kurguladığı bir Dünyada Hala çocuk kalabildiğim için Allaha şükrediyorum. Edebiyatın gücünü iliklerime kadar hissediyor olmamı büyük bir nasip olarak görüyorum. Yazmak bana bu saf enerjiyi daimi canlı tutmama inanılmaz yardımcı oluyor. Bütün tanımlamaların dışında, sadece çocuk olarak kalabilmek, asla içimdeki çocuğu öldürmemek işte ben romanlarımda bunu yapmaya çalışıyorum.

Yazdıklarım beni tedavi ediyor, yaralarım kabuk tutuyor, gök kuşakları çiziyorum, yeniden yazıyorum kendimi ve hayatı. Bu yüzden gerçek, bu yüzden sahici, bu yüzden gönle dokunan kitaplar ortaya çıkıyor.

BahadirYenisehirlioglu_YesimMutlu

SORU-Başarılı bir avukatken yazar olmaya nasıl geçtiniz? Yazar olmak hayaliniz miydi?

CEVAP-Okumak ve edebiyat her zaman yaşamımın içindeydi. Evet, bir gün yazacağımı biliyordum ama bunun ne zaman olacağını bilmiyordum. Yazarlığı bir yaşam biçimi olarak görüyorum hukukla uğraşırken de böyleydi şu an her şeyin önüne geçti diyebilirim.

SORU- Arkadaşlarımla birlikte enerjinizden büyülendik. Yaşam enerjinizi nereden alıyorsunuz?

CEVAP-İnsan seviyor olmamdan. Kötülüğün kötülük getirdiğine, negatifliğin negatifliği çağrıştırdığına inanmamdan sanırım. Muhabbetin, merhametin ve şefkatin büyüsüne inanmamdan, seversem kâinatın sahibi tarafından sevileceğime inanmamdan, paylaştığım her sevginin ‘O’ na ulaşacağını bilmemden. ‘O’ yarattı diye onun yarattığı ne varsa sevmemden diyebilirim. Ben büyük acılar yaşamış biri olarak bunları severek aştım. Acıların içerisinde kaybolmak yerine muhabbete büyüterek acıları yok etmeyi öğrendim. Bunun bir ibadet olduğuna inanıyorum. Hayatım boyunca, bir gönül eğitimcisi olmaya çalıştım; insanlara sevgiyi, gerçek aşkı, Hak ve hakikat yolunda örnek şahsiyet olmayı ve güzel ahlâkı bizzat yaşayarak ilâhî aşkı tanıtmak istedim. Bütün insanları sevgiyle kucaklamayı kâinatın sahibini kucaklamak olarak gördüm.

kanaviçe kitap-bahadır yenişehirlioğlu

SORU-Aşk ve dönem romanları yazıyorsunuz. Peki, “ Aşk “ sizin hayatınızın neresinde?

CEVAP- Tam merkezinde. Hepimiz aşktan birer parçayız. Zamansızdır aşk. Bu yüzden bütün aşklar ilahîdir. İnsanın insana olan aşkı da ilahîdir ve saygıyı hak eder. Tanrı kendi ilminde saklı bulunan aşkla yaratmayı gerçekleştirdiği için, âşık olan insanoğlunun farklı kokular duyması ve diğer insanlardan farklı hissetmesi doğaldır.

Bu durum bilinçlenmenin ilk aşaması gibidir adeta.

Âşıklar dünyada Tanrı’nın mutlak aşkını görebilmek ve hissedebilmek için aşkla imtihan edilirler. Kısaca kulda yaşanan aşk Allah’ı bilmenin ilk uyanış halidir. Bu yüzden aşka saygı duymak gerekir.

SORU- “Kanaviçe” eserinizin kendi sesinizle seslendirdiğiniz çalışmanın tam ortasına düştük. İnanılmaz etkileyici. Bu videoları nerelerde paylaşıyorsunuz?

CEVAP- Şahsi sitem yenisehirlioglu.com  da ,youtube de ve tüm sosyal medyada paylaşıyorum. Böylelikle romanlarına ulaşılmasını sağladığımı düşünüyorum. Dostlarıma buralardan ulaşıp beni keşfetmelerini ve romanlarıma yönelmelerini hedefliyorum.

SORU-Aileniz sizi yazarlık konusunda destekledi mi? Hali hazırda yazmanız için size nasıl ortam sağlıyorlar?

CEVAP- Ailem asla buna karşı çıkmadı. Hatta desteklediler diyebilirim. Benim çok mutlu olduğumu ve yaptığım işin bende nasıl değişimlere sebep olduğunu gördükleri için aksine çok mutlu oldular. Bunun en büyük göstergesi yazmaya başladığımdan beri tırnak yemeyi unuttum. Sanırım bu çok şey anlatıyor.

SORU-Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Eşiniz kitaplarınızı okur mu? Yoksa siz kendisini bir hikâyenin kahramanı olarak mı yaşatırsınız?

CEVAP- Evet romanlarımı bitirdikten sonra ilk eşim okuyor. Aslında yazım süresince pek aşamaya tanıklık ediyor. Parça parça ona anlatıyorum. Ondaki etkisini gözlüyorum. Ama asla tamamından bahsetmiyorum. Önemli gördüğüm bölümleri anlatıyorum ve onu gözlüyorum. Ama asla fikrini almıyorum. Sadece onu gözlüyorum. Eşim benim için sığındığım bir liman zira ona aşığım. O Allahın bana verdiği en büyük hediye.  Benim için bir ödül.

BahadirYenisehirlioglu_YSM

SORU-Son dönemlerde çokça satan ama edebiyat olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışmalı kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap-Sabun köpüğü gibi, içeriksiz, sığ, sathi, derinliksiz, matematiksel kaygılarla yazılmış kitaplar. Geleceği olmayan popüler kültüre hizmet eden kullan at, oku at türünden kitaplar. Pek çoğunun zararlı olduğunu ciddi manada edebiyattan insanları uzaklaştırdığını düşünüyorum. Pop yıldızı muamelesi gören ve bunun sorumluluğunu taşımayan bir tür yazar ve okur doğuyor ki bundan ciddi olarak kaygı duyuyorum. Bu konu üzerinde düşünülmesi ve araştırma yapılması gereken sosyal ve psikolojik bir problem. Patolojik bir durum var ortada. İnsanoğlu arz üzerindeki serüvenini ve bu serüvene dair bütün duygularını mutlaka ama mutlaka çağdaşlarına ve sonrasına zamansız olarak aktarmak ister. Bunu bambaşka bir tat ve koku ile genelin kullandığının ötesinde çok sözcükle aktararak adeta ilahi bir güç kazanır ve entelektüel seviyeye ulaşır. Söz, tarih boyu, düşünce imbiklerinden geçe, geçe, söz ustalarının elinde işlene, işlene yol alıyor serüvenine. Bu serüvenin adıdır edebiyat. Ne yazık ki bundan hiç nasiplenmemiş kitaplar bunlar.

SORU-Kendiniz bir kitap kahramanı olsaydınız hangi kitap ve hangi karakter olmak isterdiniz?

Cevap- Belki şaşıracaksınız ama bütün kahramanlarda biraz, biraz varım zaten. Zira yazım sürecinde onlardan biri gibiyim. Anlamaya, hissetmeye, çözümlemeye, çalışıyorum onları güçlü bir duygudaşlık kuruyorum onlarla ve aslında ruhuma sirayet ediyorlar. Sanırım bu yüzden çok sahiciler ve temas ediyorlar okura.

BahadirYenisehirliogluYesimMutlu

SORU- “Bazı yaralar asla iyileşemez” ? Kanaviçe romanından bir sözünüz? Gerçekten iyileşemez mi?

CEVAP- “Söyle seni gömdüğüm yere beni de gömüyor musun bu ayrılığınla? Şimdi beni yaşarken alıyor musun yanına? Bazen ölmek ister insan. Ölemez de ne varsa yakmak gelir içinden, işte böyle zamanlara bıraktın beni. Sızlıyor bak inceden ne varsa, sen de biliyorsun sızlıyor ne varsa. Gülüşlerini taşırdım ellerimde. Sen bana döner, ben sana dönerdim günün geceye dönmesi gibi.Yüzündeki masum gülümsemeni taşırdım ellerimde. Sevdamıza kim bakabilirdi kem gözlerle. Biz kem göz bilmez, kem söz etmezdik de bu yüzden. Sen bana ne yaptın sevdiğim? Gökyüzü bana söyle ne olur. Hatırlayacağım ve asla gerçekten unutamayacağım değil mi? Günden güne daha zorlaşacak. Günleri saymayı bıraktığımda artık bu acı zihnimin bir parçası olarak bedenimde ur salacak. Asla söküp alınamayacak habis bir ur… Sonunda duyarsızlaşacağım, hem hatırlayıp hem de donuklaşacağım. İşte asıl kötü olan da bu. Sessizliğin kendisi olmak var şimdi. Hem de derin bir sessizlik… Sevdiklerim, zamanın çapasını bırakıyorum tam şu anda sizi yatırdığım bu toprağa. Kilitliyorum ne varsa karanlığa. Pas tutan dilimin altına gül dalının dikenini batırdın ve oracıkta  bıraktın sevgilim. Ani bunu bana neden yaptın? Zehirli zakkumlar arasında yara bere içinde kaldı sensizliğim. Yok yok, buradan gideceğim. Hem de bir daha asla dönmemecesine…

Yemin olsun!”

Bunları söyleyen bir adamın yaralarının iyileşmesi sizce mümkün mü?

Bahadır Yenişehirlioğlu

yenisehirlioglu.com , Facebook, Twitter, İnstagram